
DEVLETİN FİYATLARA MÜDAHALESİ VE SÜTLÜ NURİYE – Ruhittin SÖNMEZ
DEVLETİN FİYATLARA MÜDAHALESİ VE SÜTLÜ NURİYE - Ruhittin SÖNMEZ
“Narh” kavramını ilk olarak 1980 İhtilali sonrasında duydum.
1980 öncesi İstanbul’da üniversite öğrencisiydim. O tarihlerde İstanbul’da çok kaliteli Gaziantep usulü baklava yapan marka değeri yüksek üç firma vardı. Öğrenci bütçesiyle bazen kendimizi şımartmak istediğimiz durumlarda, bu tatlıcılardan birinden baklava, kadayıf gibi tatlılar yerdik. Bu anlar öğrencilik hayatımızın güzel hatıraları arasında yer alır.
İhtilal olduktan sonra İstanbul dışında çalışıyor olmama rağmen sık sık yine bu ilimize geliyordum. İhtilalin baklava keyfimize de dokunacağı hiç aklıma gelmezdi. Ama aklımıza gelmeyen başımıza geldi.
SENİN EKONOMİK KURTULUŞ REÇETEN NE? – Ruhittin SÖNMEZ
SENİN EKONOMİK KURTULUŞ REÇETEN NE? - Ruhittin SÖNMEZ
Yaşadığımız ağır ekonomik kriz ortamında dahi iktidara hesap sormak riskli. Fakat Muhalefet partilerine dönüp “sizin ekonomik kurtuluş reçeteniz var mı?” diye sormak hem kolay ve hem de entelektüel bir hava verdiğinden konforlu bir alan yaratıyor.
Sanki iktidarın sınırları, yönü ve hedefi belli istikrarlı bir programı varmış da muhalefetin yokmuş gibi.
İktidar, “heterodoks” yani genel kabul görmüş politikaların dışında yeni yöntemler denemekte olduğunu kendisi açıkladı. Buna karşılık muhalefetin ekonomi biliminde genel kabul görmüş politikaları benimsediğini biliyoruz.
Türkiye’de 9 Temmuz 2018 tarihinden itibaren Cumhurbaşkanlığı Sistemi uygulanmaya başladı. Yeni sistemin Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan 4 yılda 3 ekonomi bakanı değiştirdi.
Her ekonomi bakanı döneminde ayrı politikalar izlendi.
20 ayda 4 Merkez Bankası Başkanı değişti. “Söz dinleyen” Başkanlar döneminde, tek görevi enflasyonu kontrol etmek ve Türk Lirasına değer ve itibar kazandırmak olan Merkez Bankası bu hedeften vazgeçti.
Demek ki iktidarın bir reçetesi hatta bir yol haritası bile yok!
AK PARTİ’Yİ ABD İKTİDARAGETİRDİ – Ruhittin SÖNMEZ
AK PARTİ’Yİ ABD İKTİDARAGETİRDİ - Ruhittin SÖNMEZ
“Erdoğan’a âşık olduğunu” açıklamış olan, Siirtli Arap asıllı bir iş adamı Ethem Sancak. Sıradan biri değil, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Tank Palet fabrikasını verdiği, kendisine Katarlıları ortak ettiği; sırdaş, emanetçi denilebilecek kadar güvendiği bir yakını. Bazen Mao’cu / Çin’ciliği ön plana çıkan, bazen Soros ilişkileri ile dikkat çeken biri.
Üstelik AKP’nin Eski MKYK üyesi.
Ethem Sancak “Ak Parti Amerikan desteği ile iktidara geldi” açıklaması yüzünden partisinden ihraç edilmesi için işlem başlatılınca istifa etti.
Ethem Sancak, önce inkâr etse de videosu yayınlanınca görüldü ki, aynen şu sözü söylemiş: “Tayyip Erdoğan, Büyük Ortadoğu Projesi’nin eş başkanıydı. Aslında Amerika’nın desteğiyle geldik iktidara."
Bunu zaten Arslan Bulut yıllardır yazıyordu. “AKP bir ABD projesidir, hatta parti programı Amerika'dan CFR tarafından gönderilmiş bir memorandumdan aynen alınmıştır” diye. Kimse de itiraz edemiyordu. Ama bu defa itiraf içeridendi.
AKILDAN, BİLİMDEN VE AHLAKTAN UZAK DİNDARLIK – Ruhittin SÖNMEZ
AKILDAN, BİLİMDEN VE AHLAKTAN UZAK DİNDARLIK - Ruhittin SÖNMEZ
İlahiyatçı Ayşe Sucu’nun Sözcü Gazetesindeki köşe yazısında şu cümleleri çok dikkatimi çekti.
“Hamdi Yazır, Mehmet Vehbi Efendi, Rıfat Börekçi, Mehmet Akif, Seyyit Bey dönemlerinin önemli simaları. Aralarında fikir ayrılıkları olsa da cumhuriyete geçişte Atatürk'e destek veren bu şahsiyetlerin ortaya koyduğu fikri seviye, günümüzde çoktan aşılmalıydı.
Gelin görün ki, onların bıraktığı yerde bile değiliz:
Ne ‘Ey Müslümanlar uyanın, felsefe İslam'a çalışıyor’ diyen Hamdi Yazır'a kulak verdi günümüz dindarları; ne de dillerinden düşürmedikleri,‘asrın idrakine söyletmeliyiz İslam'ı’ diyen M. Akif'e. Akıldan, bilimden ve ahlaktan uzak dindarlık söylemlerde bile hükmünü sürdürür oldu.”
AHLAKSIZ SEÇİM İSTEYEN MÜSLÜMANLAR – Ruhittin SÖNMEZ
AHLAKSIZ SEÇİM İSTEYEN MÜSLÜMANLAR - Ruhittin SÖNMEZ
AKP ve MHP ortak çalışması sonucu hazırlanan Seçim Kanunu teklifi halen Meclis’te görüşülmekte. Bu teklif,Cumhur İttifakının iktidarı kaybetme korkusuyla hazırladığı bir “seçim mühendisliği” ürünü.
Mehmet Y. Yılmaz T-24’teki yazısında, çok isabetli olarak, teklifin adını “Seçim Hilelerini Garantiye Alma Kanunu” olarak koymuş.
Teklifin amacı, seçim hileleri ve taraflı seçim kurullarının hukuka aykırı kararlarıyla da olsa, seçim kazanmaktan ibaret.
Beni burada asıl ilgilendiren husus, değişiklik teklifinin içindeki ahlaksızlıklar ve Cumhur ittifakının “muhafazakâr Müslüman, yerli ve milli” yönetici ve seçmenlerinin ahlaksız teklife karşı tutumları.
Önceki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden biliyoruz ki bu kitle için seçimlerin eşit ve adil şartlarda yapılmasının hiçbir önemi yoktur. Yeter ki seçimi kazanan kendilerinden olsun.
2018 seçimlerinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın makamından aldığı güç ve devletin imkanlarını kendisi ve partisi lehine hoyratça kullanmasını hiç yadırgamadılar. Erdoğan’ın güya resmi açılış programları yaparak, devletin imkanlarını ve gücünü kullanarak,fiilen parti mitingleri yapmasından hiç rahatsızlık duymadılar.
Bu kadar adaletsiz ve eşit olmayan şartlarda yapılan seçimlerde “trafolara kedi girmesinden”, bir emrivaki ile “atı alanın Üsküdar’ı geçmesinden”mutluluk duydular.
CUMHURBAŞKANINA MI İNANALIM, İÇİŞLERİ BAKANINA MI? – Ruhittin SÖNMEZ
CUMHURBAŞKANINA MI İNANALIM, İÇİŞLERİ BAKANINA MI? - Ruhittin SÖNMEZ
İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, İstanbul Esenyurt’ta Karadeniz Dernekler Federasyonu’nun düzenlediği etkinlikte,“Vallahi yeminim olsun, milletimden bir tek kişinin huzurunu bozan olursa hayatı dar ederim…” “Uyuşturucu satanların bacaklarını kırmak benim görevim”gibi sözler söyledi.
Cumhurbaşkanlığı sisteminde Bakanların siyasi kimliği yoktur. Başkanlık sistemlerinde bu makamlarda görevli olanlar “sekreter” olarak anılır. Parlamenter sistemin “müsteşarlık” makamı gibidir. Eskiden müsteşarlardan buna benzer sözler duymamız hiç söz konusu olmazdı.
Hadi diyelim ki Bakan Soylu eski siyasetçi olduğu için böyle sözler edebiliyor.
Fakat devleti temsil eden bir kişiden bir devlet adamı ağırlığı ve üslubu beklemek de bizim vatandaş olarak hakkımız.
Devlet adamı, yetkisini görevli olduğu makamdan alır ve kendi adına değil o makamı temsilen konuşur. Bir bakan hiçbir kimseye “hayatı dar ederim… bacağını kırarım…” diyemez. Bir suç işleyen varsa kanunların uygulanması için yargıya teslim eder.
Mesela Bakan Soylu “bir mafya örgütü liderinden her ay 10 bin dolar aldığını” iddia ettiği bir milletvekilinden bahsetmişti. Bu milletvekili için “hayatı dar ederim” demedi. “Bu kişiyi savcılığa bildireceğim” dedi. Ama bu görevini de yapmadı.
TTB KAPATILSIN, POLİS HALKI DÖVSÜN – Ruhittin SÖNMEZ
TTB KAPATILSIN, POLİS HALKI DÖVSÜN - Ruhittin SÖNMEZ
İktidar kanadı her geçen gün tuhaf ve kontrolsüz tepkiler veriyor. Halktan kopuk, kibirli, küstah ve kaba bir üslupla kendilerine kayıtsız şartsız biat etmeyen veya desteklemeyen kim veya hangi kurum varsa saldırıyorlar.
İlk işareti MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli çakıyor. Arkasından AKP yetkilileri ve trolleri harekete geçiyor:
“Anayasa Mahkemesi kapatılsın.” / “HDP kapatılsın.” / “Türk Tabipler Birliği kapatılsın.”
Tıp Bayramı öncesi partili Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan özel sektöre ve yurtdışına giden hekimler için çok rencide edici sözler söyledi. “Varsın giderlerse gitsinler, yerleri boş kalmaz, yeni mezunlarla doldururuz” dedi.
Bu defa yandaşlar “Türk Tabipler Birliği (TTB) kapatılsın” diye etiket açtılar. Tüm doktorları aynı kefeye koyup ağır laflar ettiler.
Bazı AKP’liler daha da ileri gitti: “Yurtdışına giden doktorlar vatandaşlıktan çıkarılsın” dedi.
Hatta bazıları hızlarını alamadılar; “Tıp Fakülteleri kapatılsın” diye etiket açtılar.
“AK Parti’yi savunduğunu söyleyen, ekranlarda, gazetelerde parti sözcüsü gibi davranan isimlerin de kampanyaya katıldığını” gören aklıselim AKP’liler bile bu kadarına şaşırdı.
Geçen senelerde de Barolar Birliğini kapatmak istedilerse de zorluğunu görüp bölmeyi düşündüler. Fakat kurdukları iki yandaş baroya üye olacak avukat bulamadılar.
Bu yüzden kökten çözüm olarak, istemedikleri bütün kurumlar için “kapatılsın” noktasına geldiler.
Ama gücün sarhoşluğuyla takındıkları bu kibirli tavrın halk kitlelerinin gönlünde nasıl tahribat yaptığını göremiyorlar.
Binlerce yıllık bir Türk devlet geleneğimiz vardı. Bunu yıkıp ilkel bir kabile devleti veya mafya örgütü yönetimine çevirecek bu teklifleri nasıl ağızlarına alabiliyorlar, şaşıyorum. Ülkemizi dünya liginde en alt sıralara götürecek böyle bir zihniyetin iktidarda olmasından utanıyorum.
YAPAN DEĞİL UYARAN SUÇLUYMUŞ – Ruhittin SÖNMEZ
YAPAN DEĞİL UYARAN SUÇLUYMUŞ - Ruhittin SÖNMEZ
Garip şeyler oluyor Türkiye'de. Hatay Belediye Başkanı "Hatay elden gidiyor" dedi diye hakkında Valilik suç duyurusunda bulundu.
Hatay Belediye Başkanı, eski AK Partili yeni CHP’li, Lütfü Savaş. Başkan Savaş Suriyeli nüfus artışının şehrin mevcut durumda ve geleceğinde yaratacağı sorunlara dikkat çekti.
“Hatay’ın nüfusu 1 milyon 670 bin. Gayri Resmi verilere göre 800 binin üzerinde Suriyeli var. Yaklaşık her 2 kişiden biri Suriyeli” dedi. Yanlış mı? Değil.
“Hatay’daki doğumların yüzde 75’ini Suriyeli kadınlar yapıyor. Yeni doğan her dört çocuktan üçü Suriyeli” dedi. Yanlış mı? Hayır, doğru.
Hadi diyelim ki “yanlış”; devletin elindeki “doğru” rakamları bildirin, Belediye Başkanı da kendi rakamlarını açıklasın. Doğrusu ortaya çıksın değil mi? Suç duyurusu da ne oluyor?
Bakın, Türkiye’deki resmi Suriyeli sığınmacı sayısı 3 milyon 700 bin. Türkiye’de 10 yaşın altındaki Suriyeli sayısı 1 milyon 68 bin. 10 senede doğan Suriyeli çocuk sayısından anlaşılıyor ki bunların doğurganlık hızı Türk kadınlarının 4-5 katı.
Zaten Hatay Belediye Başkanı da aynı şeyi söylüyor. Yetkilileri ve halkımızı uyarıyor: “Demografik yapı bizim aleyhimize gelişiyor. 12 yıl sonra Hatay belediye başkanı Suriyeli olabilir.”
Lütfü Savaş “çare bulun” diye adeta yalvarıyor: “Atatürk'ün milli sınırlara kattığı son yer burası. Bu coğrafyada zemin kaygan. Hatay elden gitmesin…”
İli hakkında Ankara’yı uyaran Belediye Başkanı görevini yapıyor… Hatay Valiliği O’nun hakkında suç duyurusunda bulunuyor. Akıl alır gibi değil.
Rusya - Ukrayna savaşında, Rus nüfusun yoğun olduğu Ukrayna’nın sınır bölgelerinin etkisini görmediniz mi?
Özellikle sınır bölgelerimizde yoğunlaşan Suriyeli sayısının ileride yaratacağı riskleri görmeyenler, “Suriyelileri göndermeyeceğiz” diyen sözde yerli ve millîler haklı… Ama “demografik yapımız bozuluyor” diye çare arayanlar suçlu öyle mi?
Halen Montrö Sözleşmesi konusunda uyaran Emekli Amiraller ile “dolar 10 TL olacak” diyen ekonomistler yargılanıyor. Şimdi sıra Hatay Belediye Başkanında mı?
Bunlar bir zamanlar FETÖ organizasyonuna dair uyarı yapanların başına gelenleri hatırlatmıyor mu?
ERKEN SEÇİM İHTİMALİ HÂLÂ VAR – Ruhittin SÖNMEZ
ERKEN SEÇİM İHTİMALİ HÂLÂ VAR - Ruhittin SÖNMEZ
AKP+MHP uzun süredir çalıştıkları Seçim Yasası değişiklik teklifini açıkladı. Teklifin Cumhur İttifakının çoğunlukta olduğu Meclis’te kabul edilmesi bekleniyor.
Değişiklik teklifini açıklayanlardan MHP'li Feti Yıldız "Bu kanun yürürlüğe girdiği andan itibaren bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanmaz. Erken seçim tartışmalarına son verilmiştir…" dedi.
Gerçekten erken seçim tartışması sona erdi mi? Seçimler normal zamanında yani Haziran 2023’te mi yapılacak? Bundan emin değiliz.
Çünkü iktidar her geçen gün zayıflamaya devam ediyor. Ekonomik sıkıntıların azaltılması, mevcut zihniyet ve yönetim anlayışıyla mümkün olamayacak gibi görünüyor.
Bir diğer sıkıntı, zamanında yapılacak bir seçimde R. Tayyip Erdoğan aday olamayabilir. Çünkü Anayasaya göre 2 dönem Cumhurbaşkanlığı yapan kişi 3. Defa aday olamaz. Anayasa’nın çok net hükmüne rağmen neden “aday olamayabilir” diye net olmayan bir ifade kullandığımı sorabilirsiniz.
YAPMAYIN… YAPMAYIN… / Ruhittin SÖNMEZ
YAPMAYIN... YAPMAYIN... / Ruhittin SÖNMEZ
Türkiye’nin yetiştirdiği çok değerli ekonomistlerimiz var. Bunlar yaşadığımız ekonomik buhranın sebebi ve körükleyicisi olan yanlış politikaları görüp adeta saçlarını başlarını yoluyorlar.
Çünkü Türkiye’yi yönetenler pandemi süreci ve akabinde Rusya- Ukrayna savaşının getirdiği ve getireceği çok riskli ortamda hiç yapılmaması gereken şeyler yapıyor.
İktidar ekonomiyi bir deneme yanılma yöntemiyle yönetmeye çalışıyor. Yetkililer genel kabul görmüş yöntemlerin dışında heterodoks dedikleri politikaları savunuyorlar. Bir uçtan öbür uca savrulmakta olan politikalar belirsizlik ve güvensizlik yaratıyor.
Ekonomist Hakan Kara son durumu değerlendiren mesajında şu tespitleri yaptı:
“Cari denge hızla bozuluyor, enflasyon beklentisi artıyor ve ekonomi yavaşlıyor. (Cari açık ve üretim verisi henüz savaşın etkisini içermiyor.)
Ekonomide ender görülen bir durumdur. Bu üç temel göstergeyi birden bozmak özel çaba gerekir.”
Değerli ekonomist Mahfi Eğilmez,iktidarın “Faizi indirince kur yükselecek, kur yükselince cari açık düşecek, cari açık düşünce enflasyon düşecek….” söyleminin sonunda geldiğimiz yeri tanımladı: “Hepsinin tersi oldu.”
Zanka TV’de çok değerli yorumlarını dinlediğimiz Rubil Gökdemir de “Bütün ceremesine milletçe katlanmamıza karşın; Cari fazla hedefiyle yola çıkıp, sadece OCAK ayında 7,11 milyar $'lık cari açıkla bütün zamanların rekorunu kırdınız! Hiç mi utanmıyorsunuz?” diyerek iktidarı eleştirdi.
Sonuçta kur yükseldi, cari açık yükseldi, enflasyon yükseldi, işsizlik yükseldi. Bu dört parametreyi birden yükseltmek hakikaten özel bir çaba ve beceri gerektirir.
Yönetim hatalarının sonucu olarak, insanlarımız arabasını kullanamaz, kaloriferini yakamaz, elektrikli cihazlarını kullanamaz, tatil yapamaz ve hatta temel gıda ihtiyaçlarını alamaz hale geldi. Sağlık ve eğitim hizmetleri dahi aksamakta.
VARSIN GİDİYORLARSA GİTSİNLER – Ruhittin SÖNMEZ
VARSIN GİDİYORLARSA GİTSİNLER - Ruhittin SÖNMEZ
“Bir Cumhurbaşkanı böyle bir söz söylemiş olamaz” dediğim çok sözünü duydum. “Artık hiçbir sözüne şaşırmam” diyordum. Ama beni yine yanılttı.
Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan inanılmaz bir söz daha etti: Yurt dışına giden hekimleri eleştirerek “Varsın gidiyorlarsa gitsinler, bizler de üniversiteleri yeni bitiren doktorlarımızı buralarda istihdam eder, buralarda onlarla yola devam ederiz. Gerekirse yurt dışından ülkemize dönmek isteyenleri süratle davet ederiz. Buralar boş kalmaz merak etmeyin.” ifadelerini kullandı.
Bir kere bu üslup çok yaralayıcı, rencide edici.
Bir işyerinden istifa eden doktora, bütün zenginliği parasından ibaret olan bir patronun bile söylemekten çekineceği bir yaralayıcı dil bu.
Doktorlarımız mevcut eğitim sistemimiz içinde en nitelikli meslek gruplarının başında geliyor. Diğer meslek gruplarının çoğunda,isteseler de gelişmiş ülkelerde mesleğini icra edebileceklerin oranı doktorlardan düşüktür. Fakat doktorlarımız lisan sorununu çözdüyse her yerde mesleğini icra edebiliyor.
ZAFER UKRAYNA’NIN MI, RUSYA’NIN MI OLACAK? – Ruhittin SÖNMEZ
ZAFER UKRAYNA'NIN MI, RUSYA'NIN MI OLACAK? - Ruhittin SÖNMEZ
Yeni nesil pek bilmez ama eskiden çok satan gazetelerde “pehlivan tefrikaları” yayınlanırdı.
Çocukluğumun Tercüman Gazetesinde (Hergün ve Hürriyet Gazetelerinde de) yazan Murat Sertoğlu “pehlivan tefrikaları” ile gazetesine müthiş tiraj kazandırırdı.
Murat Sertoğlu yağlı güreşin en ünlü ustalarının hayatını ve güreşlerini son derece akıcı ve merak uyandırıcı bir üslupla yazardı. Ünlü pehlivanların güreşlerini anlatırken çabucak sonunu getirmez, okuyucunun merak duygusunu körükleyerek hikâyeyi olabildiğince uzatırdı.
Bu yüzden “arkası yarın” tarzı bu yazı dizilerinden ilhamla, uzayıp giden ve bir türlü sonuca gitmeyen durumları ifade için “pehlivan tefrikası gibi” diye bir söz kullanılırdı.
Rahmetli babam ve komşusu esnaf arkadaşları bu usta pehlivanların güreş hikayelerini okumaktan büyük zevk alırlardı. Hatta müşteri olmadığı zaman birkaç arkadaş çay eşliğinde sohbet ederken bana “hadi oku bakalım Koca Yusuf’la Kel Aliço’nun güreşinde ne oldu?” derler ve bana okuturlardı. Fakat çoğu zaman güreş bir türlü bitmez, merak uyandırıcı bazı gelişmelerden sonra, “arkası yarın” şeklinde ertesi günkü gazetede devam ederdi.
Bu güreşlerden en çok haz duyulanlar ise 120 - 140 okkalık ağır pehlivanlara karşı güreşen Arnavutoğlu ve Hergeleci İbrahim gibi 70-80 okkalık, nispeten küçük cüsseli pehlivanların güreşi olurdu. Mesela çok güçlü ve ağır olduğundan yenileceklerine ihtimal dahi verilmeyen rakibi Hergeleci İbrahim’i bastırır. Kıspetinin belinden ve paçasından O’nu tutarak kündeler. Yani O’nu havalandırarak sırtını yere vurmaya çalışır. Fakat bu hareket esnasında doruğa çıkan seyirci tezahüratı bir anda kesilir ve meydanı büyük bir sessizlik kaplar.
İşte burada hikâye kesilir ve meydandaki şaşkınlık ve sessizliğin sebebi ertesi günün gazetesinde anlatılırdı. Meğer kündelenmekte olan Hergeleci İbrahim başı ve kolları aşağıda, ayakları yukarıya bakar durumda iken son anda rakibin “topuğunu ellemiştir.” Yani rakibin topuğundan tutarak çekip dengesini bozmuş, rakip sırt üstü düşerken Hergeleci de rakibinin göbeğine oturmuş, elleri yukarıda zaferini kutlamaktadır.
6 PARTİNİN MUTABAKATI TARİHİ BİR OLAYDIR – Ruhittin SÖNMEZ
6 PARTİNİN MUTABAKATI TARİHİ BİR OLAYDIR - Ruhittin SÖNMEZ
Millet İttifakını oluşturan Cumhuriyet Halk Partisi, İYİ Parti, Demokrat Parti ve Saadet Partisi’ne DEVA ve Gelecek Partisi’nin katılmasıyla 6 muhalefet partisinin bir mutabakat metninde anlaşıp açıklamaları tarihi önemdedir.
Uzun yıllardır unuttuğumuz medeni müzakerelerle, ciddi bir akademik metin kalitesinde, özenle hazırlanmış bir belgede uzlaşmak son derece değerlidir.
Cumhuriyet tarihinin en derin siyasi ve ekonomik krizlerinden birini yaşıyoruz. “Krizin en önemli sebebi, ‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ adı altında uygulanan keyfi ve kural tanımaz yönetimdir” diyen 6 partinin bu ucube sisteme alternatif olarak geliştirdiği model tanıtıldı.
Uzun süredir iktidar kanadı medyasının ve sözcülerinin Millet İttifakına eleştirilerinin esası şuydu: “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem ile kastedilenin ne olduğu belli değildi. Muhalefet aslında yönetim krizlerine yol açan eski parlamenter sistemi getirecekti.”
Oysa görüldü ki 6 parti “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem önerisiyle Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemini sona erdirirken geçmişe geri dönmüyor, hukuk devleti ve kuvvetler ayrılığı esasına dayanan yeni bir sisteme geçmeyi” planlıyor.
Mutabakat metninde, 1961 ve 1982 Anayasasının metninden ve uygulamasından kaynaklanan “yönetimi ve parlamentoyu çalışamaz hale getiren vesayetçi ve melez hükümet modeli reddediliyor.”
Diğer yandan da “6 Nisan 2017 referandumuyla geçilen Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sisteminde Meclis’in tamamen göstermelik bir kuruma dönüşmüş olmasına, tüm kararların tek kişinin yetkisine verilmesine, yürütme üzerindeki denetim mekanizmalarının yok edilmesine” karşı mekanizmalar oluşturulmuş.
Ortak aklın ürünü olarak açıklanan mutabakat metninden anlaşılıyor ki, mevcut Cumhurbaşkanlığı Sisteminin bütün zararlı yönleri tespit edilmiş. Eski parlamenter sistemin de tıkanmaya yol açan yönleri analiz edilmiş, literatürde ve dünya uygulamalarında üretilen çözümlerden yararlanılmış.
6 partinin yeni model hakkındaki iddiası net: “Bu yeni bir başlangıçtır ve yeni bir inşadır.”
NE UKRAYNA NE RUSYA VE HEM UKRAYNA HEM RUSYA – Ruhittin SÖNMEZ
NE UKRAYNA NE RUSYA VE HEM UKRAYNA HEM RUSYA - Ruhittin SÖNMEZ
1980 öncesinin en önemli sloganlarından biri “Ne Amerika ne Rusya ne Çin; Her şey Türkiye ve Türklük için” idi. Ülkücü gençlik bu sloganı sol kesimin Rusya ve Çin sempatizanı grupları ile merkez sağın Amerikancı politikalarına tepki olarak söylüyordu.
Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısı ile başlayan savaş bilinçaltımızı açığa çıkardı. Görüyoruz ki gençliğimizde söylediğimiz sloganlar düşünce sistemlerimize kalıcı etkiler bırakmış.
Bir kesim Amerika’ya haklı tepkisi gösterirken, Rus emperyalizmine destek noktasına savrulmakta. Bunlar Rusya’nın güvenliği için tedbir almaya hakkı olduğu tezine sarılırken, Ukrayna’nın güvenliğini aklına bile getirmiyor. ABD ve Batıya yakınlaşması olmasa da Putin’in Ukrayna’yı işgal etme niyetini görmezden geliyor.
Bu kesime göre Putin haklıdır. Çünkü NATO’nun SSCB’den ayrılan 14 devleti bünyesine katması yetmezmiş gibi Ukrayna ve Gürcistan’ı da Rusya’nın etki alanından kopararak Karadeniz’de kuşatmaya çalışması Rusya’nın güvenliğini tehdit etmektedir.
Diğer taraftan “ayıdan post, moskoftan dost olmaz” şeklinde zihnimize kazınmış bir atasözümüz var. Bu atasözünü haklı kılan olaylar taptaze. Hadi Osmanlı dönemini bırakalım, Suriye İdlib’de 34 askerimizi uçak bombardımanı ile şehit etmelerinin daha 2. yıldönümündeyiz. Kırım’ın işgali içimizde bir yara. Cumhurbaşkanımızı ve heyetini sekreter odasında bekletme terbiyesizliği malum.
Dikkat ederseniz saldırının mağduru Ukrayna’yı değil ABD ve Rusya’yı konuşuyoruz. Çünkü esas savaş bu ikili arasında.
FAKİRLİĞİN SEBEBİ SOYGUNLAR – Ruhittin SÖNMEZ
FAKİRLİĞİN SEBEBİ SOYGUNLAR – Ruhittin SÖNMEZ
“Osmangazi Köprüsü'nün yapım maliyeti 1,2 milyar dolar. Köprüyü yapan firma bu maliyetinin 2 katını 4 yılda zaten çıkardı. Şimdi köprüyü önümüzdeki 18 yıl boyunca işletip fazladan 12 milyar dolar fahiş para kazanacak.”
Bu sözlerin sahibi CHP Milletvekili Abdüllatif Şener, Kamu Özel İşbirliği (KÖİ) veya Yap- İşlet Devret (YİD) projelerinin millete ödetilen ağır bedelini TBMM’de ve muhtelif TV’lerde anlattı.
Şener sadece Osmangazi Köprüsü için müteahhite kazandırılan paranın büyüklüğünü anlatmak için “milletimizin yüzde 80’i bir milyon dolara sahip olmak şöyle dursun, bir arada görmemiştir” dedi. 12 milyar dolar demek ise 12 bin tane milyon dolar veya 163 bin tane milyon TL demek olduğunu hatırlatalım.
Kamu Özel İşbirliği (KÖİ) yani Yap-İşlet, Yap-İşlet-Devret, Yap-Kirala-Devret ve İşletme Hakkı Devri modelleriyle yapılan dev projelerde ve enerji üretim ve dağıtımı gibi özelleştirmelerde de dönen paralar böylesine büyük rakamlarla ifade edilebiliyor.
ŞARKININ MESAJI KİME? – Ruhittin SÖNMEZ
ŞARKININ MESAJI KİME? - Ruhittin SÖNMEZ
Tarkan’ın gündemi belirleyen “Geççek” şarkısının mesajı kime tartışmasına girmeden önce başka bir şarkının hikayesini anlatmak istiyorum.
Bu hikâyeyi Türk Sanat Müziğinin yaşayan en büyük bestekarlarından Amir Ateş Hoca’nın kendisinden dinledim. Hikâye “yüzyılın bestelerinden” diye anılan “Bir kızıl goncaya benzer dudağın / Açılan tek gülüsün sen bu bağın” şarkısına ait.
Amir Ateş çok yakını olan bir ailenin yanında misafirdir. Ailenin 7-8 yaşlarında Mehmet adında bir çocukları vardır. Çocuğun anne babası mutfakta meşgul iken Amir Hoca çocukla oynamış, bir süre O’nu avutmak ve uyutmak için odada olan piyanonun başına geçmiş. O sırada ilk musiki hocalarından Sabahattin Volkan’ın kızı tarafından kendisine verilmiş olan şiir de yanındadır. Çocuğun uykudaki hali ve şiir o muhteşem bestenin ilhamını verir. Çok kısa sürede beste ortaya çıkar.
Beste kısa bir zaman içinde TRT Radyosunda yayımlanır ve herkesin severek dinlediği meşhur bir şarkı olur. O sıralarda yurtdışından arayan bir Hanımefendi kendisinin şarkının şiirini (güfteyi) yazan Melek Hiç’in yakın dostu olduğunu söyler. “Melek Hiç bu şiiri Hz. Peygamber’i düşünerek ve O’na olan muhabbeti ile yazdığını bana söylemişti” der.
Oysaki bu güzel şiire giydirilmiş muhteşem besteyi dinlerken veya okurken bizler kendi eşimizi veya sevgilimizi düşünürüz. Melek Hiç gibi Hz. Peygamber sevgisi veya Amir Ateş gibi küçük bir çocuğun masumiyeti ve güzelliği aklımıza bile gelmez. Az da olsa bunları düşünerek şarkıyı dinleyen veya söyleyenler de elbette olabilir.
Ama hiç kimse “benim anladığım doğru, sen yanlış anlam çıkardın” diyemez, dememelidir.
Çünkü şiirler, şarkılar ve diğer sanat eserleri soyut anlamlar ihtiva eder. Çoğu zaman bizler içinde yaşadığımız olaylardan bizi en çok etkileyenlerle ilişki kurarak bu anlamlardan birini benimseriz. Kişilerin kültür seviyesi, dünya görüşü, yetişme tarzı gibi çeşitli sebepler de farklı algılamaların sebebi olabilir.
BÖYLE ÖZELLEŞTİRMENİN YAMAN OLUR BEDELİ – Ruhittin SÖNMEZ
BÖYLE ÖZELLEŞTİRMENİN YAMAN OLUR BEDELİ - Ruhittin SÖNMEZ
Aralık ayına göre bir veya birkaç misli artan elektrik faturaları müthiş bir deprem etkisi yarattı. Aylık kira bedeli kadar gelen elektrik faturaları hane halkının temel gıdasından kesilerek ödenmeye çalışılıyor. Ticarethane ve sanayide elektrik faturaları işyeri kapattırıyor.
Elektrik faturaları depreminin artçı sarsıntıları ile her türlü üretim ve tüketim maddesinin fiyat artışları durdurulamıyor. Enflasyon artık aylık çift haneli rakamlarda.
2002 yılında AKP geldiğinde 1 çeyrek altın alabildiğimiz 27 TL’ye şimdi ancak bir kg hıyar alınabiliyor.
Peki bu faturalara yansıyan fiyat artışları bizim kaderimiz mi? Yani bizim dışımızdaki faktörlerin yarattığı kaçınılmaz bir sonuç mu?
Petrol ve doğalgaz kaynaklı elektrik üretimlerinin maliyetlerinde, bu ürünlerin fiyatlarındaki artış sebebiyle bir yükselme olduğu doğrudur.
Eylül ayından bu yana Brent Petrol fiyatı 72 dolardan 94 dolara çıktı. Yani yüzde 30 fiyat arttı. Doğalgaz birim fiyatları aynı dönemde yüzde 55-60 arasında arttı. Ama diğer elektrik girdilerinde bu oranda artış yok. Mesela hidroelektrik, rüzgâr ve güneş enerjisinde yatırım yapıldıktan sonra hammaddeden kaynaklanan bir maliyet artışı olmaz. Doğalgaz kaynaklı üretim toplam elektrik üretiminin yüzde 22,5’i kadar.
Dolayısıyla üretilen toplam elektriğin hammaddeden kaynaklanan dolar bazında maliyet artışı ortalama yüzde 15 mertebesinde olabilir.
Peki, bizde bir yıl içinde ortalama elektrik fiyat artışı neden yüzde 115 oldu?
Temmuz 2008’de Brent Petrolün fiyatı 145 doları geçmişti. Şimdi 94 dolar. Yani yüzde 35 düşmüş.
Ancak Temmuz 2008’de 1 Kwh elektrik fiyatı 0,23 TL iken neden şu anda 2,06 TL. Yani Temmuz 2008’den bu yana elektrik TL fiyatı 9 katına çıktı. Neden?
Yarısını devletten 32 kuruşa, diğer yarısını şirketlerden 108 kuruşa aldıkları ve ortalama 70 kuruşa mal ettikleri elektriği bu şirketler 2 liradan satıyor. Neden?
EKONOMİ İÇİN MUHALEFETİN ÇÖZÜMÜ VAR – Ruhittin SÖNMEZ
EKONOMİ İÇİN MUHALEFETİN ÇÖZÜMÜ VAR - Ruhittin SÖNMEZ
Bazıları “ekonomi konusunda muhalefet hep kötü yapılan şeyleri sıralıyor, kendi çözümlerini anlatmadığı için güven vermiyor” iddiasındalar.
Bir bakıma bu iddia aşı karşıtlarının “içinde ne olduğunu bilmediğim sıvıları vücuduma almam” savunmasına benziyor. Aşı karşıtları sanki şimdiye kadar kullandıkları ilaçların içeriğindeki maddeleri tanıyor mu? Bırakın ilaçların içeriğini, yedikleri içtikleri gıdanın vücutlarına taşıdığı nice zehirli veya zararlı maddeleri bilmeleri mümkün değil.
Ama sıra aşıya gelince nedense içeriğini bu kadar merak ediyorlar.
Bunun gibi, iktidara soru soramayanlar muhalefete “çözüm ve modeliniz var mı?” diyor.
Millet İttifakı şemsiyesi altında toplanan 6 partinin her birinin ekonomi konusunda yaptıkları hazırlıklar ve açıklamaları var. “Kendi çözümlerini söylemiyorlar” diyenlerin bu açıklananları dinleyip okumadığı anlaşılıyor.
Ayrıca ben Ak Parti ile MHP’nin tüzük ve programlarını okudum. Bugün AKP’nin yaptıkları her iki partinin tüzük ve programlarında vaat ettikleriyle alakası yok.
İktidarın dün söylediği ile bugün söylediği çözümler 180 derece değişirken, buna itiraz etmeyenlerin muhalefetten “hap gibi çözüm” istemelerini anlamak mümkün değil.
İktidar daha Aralık ayında “döviz kurları serbestçe artsın, ihracatımız artar, cari açığımız düşer ve üretim, istihdam odaklı kalkınma gerçekleşir” diyordu. Şimdi sadece kur artışını önleyebilmek için “kur garantili hesap, garantili altın hesabı” gibi sonu çok sıkıntılı olabilecek yollara sapıyor.
Hergün “şapkadan tavşan çıkarır gibi”yeni model çıkaran iktidara güvenelim ama daha tüzük ve programlarında ve güncel konularda vaat ettiklerini okumadığımız muhalefeti “modelleri yok” diye suçlayalım mı?
Yine de bu tür eleştiriler muhalefetin bu algıyı değiştirecek bir iletişim dili geliştirmesi gerektiğini de gösteriyor.
Aslında model ve çözüm önerisi yazmak kadar yapılan vaatlerin uygulanacağına dair güven vermek gerekiyor .İktidar yazdıklarını ve söylediklerini uygulamıyor. Ama hala görevde.
İktidarın pusulası yok, nereye gideceği belirsiz. Muhalefete vaatlerini uygulaması için şans vermek gerekiyor.
KÖTÜLÜK YAPTINIZ BARİ ALAY ETMEYİN – Ruhittin SÖNMEZ
KÖTÜLÜK YAPTINIZ BARİ ALAY ETMEYİN - Ruhittin SÖNMEZ
Elektrik ve doğalgaz faturaları hepimizi çok fena çarptı. Konutlar için gelen faturalar dar ve orta gelirli kesimi perişan etti. İşyerleri ve fabrikalar için gelen faturalar sadece küçük esnafı değil, orta ve orta üstü gelir seviyesindekileri de isyan ettiriyor.
Halktaki bu öfkeye rağmen enerji fiyatlarındaki zamlar geri alınmadığı için herkesi genel bir karamsarlık bulutu sarmış durumda.
Bugün gittiğim bir esnaf lokantasının aynı zamanda aşçısı olan işyeri sahibine elektrik faturasını sordum.
“Önceden tedbirler aldığım için yüzde 60 civarında bir zamla kurtuldum” dedi. Aldığı tedbirleri de anlattı: “Bulaşık makinasını artık kullanmıyoruz, bulaşıkları elde yıkıyoruz. Derin dondurucuyu devreden çıkardık. Malzemeleri günlük almaya başladık. Klimaları asla çalıştırmıyoruz. Buzdolaplarında malzemeyi azaltıp birini devreden çıkardık. Aydınlatmaları da ihtiyacın yarısı kadar yakıyoruz, müşteri olmadığı zaman daha da azaltıyoruz” dedi. Bütün bu “tedbirlerine” rağmen gelen zam yüzde 100’ün altında kaldığı için neredeyse şükrediyordu.
Önceki aylarda akşam saatlerinde pırıl pırıl aydınlık olan dükkân ve mağazaların olduğu cadde ve sokaklar artık loş. Gündüz bile azalan müşteriler akşam saatlerinde iyice azaldığından elektrik yakmaya değmiyor. Bu yüzden esnaf işyerini ya erken kapatıyor veya elektriklerin çoğunu kapatıyor.
Doğalgaz faturaları da aynı etkiyi yarattı. Evlerde bazı odaların ısıtılmaması, daha düşük dereceye ısıtmak,kalın kazaklarla veya battaniye altında oturmak da bütçelerindeki büyük deliği kapatmıyor.
Benzin ve mazota yapılan zamların etkisini trafikte açıkça hissediyoruz. Akşam iş dönüşlerinde trafiğin kilitlendiği yerlerde bile artık sıkışıklık olmuyor. İnsanlar çok zaruri olmadıkça otomobillerini kullanmıyor. Emekli veya çalışmayanlar toplu ulaşımı da kullanmamak için evden çıkmamaya çalışıyorlar.
Çünkü zaten orta gelirliler dahi gıda, temizlik, sağlık gibi temel ihtiyaç maddelerini bile zor alıyor. Elektrik, doğalgaz, akaryakıt, telefon, internet gibi masraflardan ne kadar kısabilirlerse kısmaya çalışıyorlar. Bunlar yine de varsa daha önceden olan birikimleri de eritiyor.
Ameliyatlar, tedaviler, düğünler, işyeri açma, araba, bilgisayar, telefon alma projeleri erteleniyor veya iptal ediliyor.
Eğitim, tatil, sinema, tiyatro, kitap, müzik gibi ruhunu besleyecek bütün masraflar ilk önce iptal ediliyor.
Oysaki halkımızın çoğu dünyanın geldiği medeni seviyenin keyfini ve konforunu yaşamaya alışmıştı. Bu kesimlerin uzun yıllar öncesinin mahrumiyet seviyesinin bile gerisine düşmesi derin bir travma yaratıyor.
SURİYELİLERİN ÜLKELERİNE GÖNDERİLMESİNİN TAM ZAMANI – Ruhittin SÖNMEZ
SURİYELİLERİN ÜLKELERİNE GÖNDERİLMESİNİN TAM ZAMANI - Ruhittin SÖNMEZ
Suriyelilerin Türkiye’ye düzensiz ve kitlesel göçü 2011 bahar aylarında başladı. Halen sayıları 5 milyon civarında. Bunun 3,7 milyonu kayıtlı, kalanı kayıtsız.
Türkiye’deki Suriyeli kadınların doğurganlık oranı çok yüksek. Her gün 500 Suriyeli bebek doğuyor, şimdiye kadar Türkiye’de doğan Suriyelilerin sayısı 675 bin.
Türkiye’de kalmaya teşvik edilen Suriyeliler ile demografik yapımız tehdit altında.Türkiye dış müdahaleye ve bölünmeye uygun hale getiriliyor.
Türkiye’de yaşayan Suriyelilerin sayısı 2040 yılında 10 milyona yükselecek. Bu demektir ki bugünlerde bir çözüm bulunmazsa bir nesil sonrası PKK kadar büyük ve tehlikeli bir sorunumuz daha olacak.
Ayrıca sorunun ekonomik maliyeti de çok büyük.
Kızılay Genel Müdürünün Mart 2021’deki açıklamasına göre, 4 milyon Suriyeliye de kendi ülkelerinde yardım ediyoruz. MSB Hulusi Akar da 9 milyon Suriyelinin ihtiyaçlarını karşıladığımızı açıkladı.
Yardım ettiğimiz Suriyelilerin sayısı, 20 milyon Suriye nüfusunun toplam yüzde 45’ine karşılık geliyor.
Cumhuriyet tarihimizin en ağır ekonomik krizini yaşıyoruz, bu krizin tetikleyicisi Suriyeliler için harcadığımız para yaklaşık 80 milyar dolar. Yıllık harcamamız 9 Milyar $ mertebesinde.
Buna karşılık ülkemizdeki Suriyelilerin büyük çoğunluğu eğitimsiz ve kırsal kökenli olduklarından ekonomimize katkıları çok az.