
TOGG – Ruhittin SÖNMEZ
Türkiye’nin yerli ve milli otomobili olma iddiası ile projelendirilen TOGG seri üretime başlıyor. Hayırlı olsun.
Ege Cansen “Bu yatırımın gayri iktisadi olduğunu” söylüyor. “Bu otomobil, markası dışında, yerli ve milli olmayacaktır. Üstelik külfeti, nimetini aşacaktır. Bu külfet hayat pahalılığı olarak halkın sırtına binecektir” diyor.
Ege Cansen iyi bir iktisatçıdır ve üst düzey yönetici olarak uzun yıllar süren sanayi tecrübesiyle de gerçek bir uzmandır.
“Yaklaşık dört yıl önce Başkan Erdoğan “yerli ve milli” otomobil üretme kararı almıştı. Ben de bunu “akla ziyan bir proje” diye nitelendirmiştim. Çünkü gümrük birliği içinde kalındıkça, bu yatırımın öngörülebilir hiçbir vadede kâra geçmesi mümkün değildir. Bugün de aynı kanıdayım” diyor.
****
GENÇLER BU DURUMU HAKETMİYOR, İÇİMİZ TİTREMELİ – Ruhittin SÖNMEZ
GENÇLER BU DURUMU HAKETMİYOR, İÇİMİZ TİTREMELİ - Ruhittin SÖNMEZ
“Gençlerimiz geleceklerinden umutsuz. Onlara hak ettikleri imkân ve özgürlükleri sunamıyoruz. Tek sunduğumuz işsizlik, mutsuzluk ve yasaklar. Çareyi yurtdışında arayan gençlerimizi nasıl suçlayabiliriz ki!”
Bu sözlerin sahibi alanında dünyaca ünlü bir finans profesörü. Boğaziçi Üniversitesi’nde öğrenim görmüş. Çift anadal olarak, elektrik elektronik mühendisliği ile fizik bölümlerini tamamladıktan sonra Princeton Üniversitesinde iktisat alanında yüksek lisans ve doktora yapmış. Wharton Üniversitesinde finans profesörü olarak görev yaparken “benim ülkeme hizmet etmem lazım” diyerek Türkiye’ye dönen Prof. Dr. Bilge Yılmaz.
Prof. Bilge Yılmaz dünyanın en prestijli üniversitelerinde ders veren, ABD Merkez Bankası’na ve birçok finans kuruluşuna danışmanlık hizmeti sunan bir bilim adamı. Gençlerimizin durumunu anlatırken ağlamamak için kendini zor tuttuğu konuşmasını Youtube üzerinden izleyebilirsiniz.
O’nun şu sözleri söylerken ki samimiyetini, ülkemizin ve gençlerimizin durumunu görerek, içinin titrediğini hemen hissediyorsunuz. Aynı konuları düşünürken benim de gözüm doluyor, içim yanıyor. Bu yüzden O’nun ruh halini çok iyi anlayabiliyorum.
“Şu an Türkiye’de bir beyin göçü var. Türkiye yetiştirdiği yetenekli gençleri yurtdışına kaybediyor. Açıkçası bu gençleri de suçlayamıyorum ben. Onların gitme nedeni ile benim gelme nedenim de aynı zaten. Türkiye çok zor bir dönemden geçiyor çok kritik dönemeçteyiz daha fazla hata yapacak payımız yok. Ekonomik olarak bu çocuklara bir gelecek sunamıyoruz. Bir tivit attı diye tutukluyoruz. Ülkede özgürlükler yok. Bu çocuklar ne yapsın?”
“Ülkede liyakat yok. Devlet okul sistemi çökmüş. Eskiden yetenekli ama varlıklı olmayan çocukların bir yükselme umudu vardı, o kalmamış. Yani zengin değilseniz gireceğiniz okullar sınırlı, iyi eğitim veremiyor. Çok haksız bir rekabet var, yükselemiyorsunuz. Yükselseniz bile mezun olduğunuzda liyakat önemli değil, önünüz tıkanıyor. İşe girdiğiniz zaman maaşınız düşük.”
Bilge Yılmaz Türkiye’ye geldiğinde İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener ile görüştükten sonra siyasete atıldı. Halen İYİ Parti’nin Ekonomi Politikaları Başkanlığını yürütüyor. Ama o sıradan bir siyasetçi değil.
Bu konuşmanın linkini seyretmeniz için paylaşıyorum. https://www.youtube.com/watch?v=gPLLyBWzJnk
Bilge Hoca’nın konuşması sırasındaki ağlamamak için kendini zor tutan hali o kadar doğal ve içten ki…
“Megrimegri” törenlerinde ve “Türkçe Olimpiyatları” sahnelerinde dökülen gözyaşlarına ve bazı politikacıların attığı nutuklara benzemiyor değil mi?
ÇOK ÇOCUK YAPIN DEDİKÇE DOĞURGANLIK AZALIYOR – Ruhittin SÖNMEZ
ÇOK ÇOCUK YAPIN DEDİKÇE DOĞURGANLIK AZALIYOR - Ruhittin SÖNMEZ
AKP Genel Başkanı ve CB Erdoğan partisine katılan eski CHP ve Memleket Partili milletvekili “Teğmen M. Ali Çelebi”ye rozet takarken sarf ettiği sözler farklı yönlerden tartışıldı.
Çelebi’ye çocuk yapma tavsiyesi veren Cumhurbaşkanı Erdoğan "Çocuk çok önemli, sayıları arttırmak lazım… Bak PKK'lıların 5 tane 10 tane 15 tane var" demişti.
Erdoğan, bu sözleriyle, Kürt vatandaşlarla PKK’lıları özdeşleştirdiğine dair eleştirileri dikkate almalı. Bir devlet başkanının bir siyasi parti liderinin bu türlü sözler etmesi yanlış.
Ayrıca bireylerin özel hayatlarına müdahale anlamına gelen cümleleri de şık bulmuyorum.
ENERJİDE BİR ÜLKEYE BAĞIMLI OLMAK – Ruhittin SÖNMEZ
ENERJİDE BİR ÜLKEYE BAĞIMLI OLMAK – Ruhittin SÖNMEZ
Başta Almanya olmak üzere Avrupa devletleri Rusya- Ukrayna savaşında ABD’nin başını çektiği cephede yer alıyor. Rusya’ya ciddi ambargo tedbirleri uyguluyorlar. Buna karşılık Rusya doğalgaz kartını oynuyor.
Avrupa nükleer ve hidrokarbon yakıtlı enerji tesislerini kapattıktan sonra büyük ölçüde Rus doğalgazına bağımlı halde. Rusya, Avrupa gaz ihtiyacının yüzde 40’ını, petrol ithalatının ise yüzde 26,9’unu tedarik ediyor. Almanya’nın doğalgazda Rusya’ya bağımlılığı daha yüksek, yüzde 55 mertebesinde.
26 Eylül 2022 de çok önemli bir sabotaj oldu. Rusya’dan Almanya’ya (Avrupa’ya) gaz nakli için yapılmış Kuzey Akım 1 ve 2 doğal gaz boru hatlarına yapılan sabotaj savaşın yeni bir cepheye geçtiği anlamına gelebilir.
Bu hatlar üzerinde gerçekleştirilen sabotajla dört ayrı patlama ve sızıntı oldu. Amiral Cem Gürdeniz bu saldırının Almanya başta olmak üzere Avrupa’nın ABD kaya gazı ve LNG (sıvılaştırılmış doğalgaz) üzerinden enerjide ABD’ye bağlanması için yapılmış olabileceğini iddia ediyor. https://www.veryansintv.com/melez-savas-denizin-altina-indi-anglosakson-cephe-dunyayi-atese-atiyor/
Cem Gürdeniz “kaybeden başta Alman halkı oldu” ve “Almanya artık ABD’nin Yunanistan’dan sonra 52. Eyaleti olmuştur” diyor. “Almanya sırf Amerikan jeopolitik çıkarları ve Amerikan kaya gazı satıcılarına yeni pazar olmak uğruna hem refahından hem geleceğinden feragat ediyor” yorumunu yapıyor.
Acaba bu doğru bir değerlendirme mi?
OUTLET VE İKİNCİ EL MAĞAZALARI – Ruhittin SÖNMEZ
OUTLET VE İKİNCİ EL MAĞAZALARI - Ruhittin SÖNMEZ
Türkiye’de AVM’ler gelişmeye başladıktan sonra “outlet” diye bir kelimeyle de tanıştık. “Outlet” uygun fiyatlı ürünleri temsil eden bir kavram.
“Outlet mağazalarda” doğrudan fabrika çıkışlı mallar, farklı sezon ürünü, seri sonu veya satıştan sonra iade edilmiş, bazen de defolu ürünler satılıyor. Bu yüzden uygun fiyatlı oluyorlar.
“Outlet ürünler” mağazanın kendi içinde ayrı bir bölümde veya “outlet mağaza” denilen tamamen bu tür ürünlerin satıldığı mağazalarda satılabiliyor.
Türkiye’de eskiden daha çok “kampanya”, “seri sonu fırsatı” “tenzilat” gibi isimlerle anılan indirimli satışlara genelde nispeten alt ve orta gelir grubu rağbet eder. Fakat “outlet center” denilen büyük AVM’ler her gelir grubuna hitap edecek şekilde tasarlanmakta. İstanbul’da üst gelir grubunun yaşadığı semtlerde de kurulan “sosyete pazarlarına” bile rağbet olduğuna göre, buna şaşırmamak gerekiyor.
Outlet mağazalarda veya kampanyalı satışlarda, marka ürünleri normal etiket fiyatının yarısı ve hatta daha azına alma imkânı vardı.
“Vardı” diyorum çünkü son zamanlarda outlet ürünlerdeki indirimlerin göstermelik bir hale geldiği görülüyor.
Gerek kendi gözlemim ve gerekse çevremden edindiğim bilgilere göre “indirimli satışlar, kampanyalar, seri sonu fırsatları” gibi satış türlerini yapanlar artık gerçek bir indirim yapmıyorlar. Hatta bazen önce fiyatları artırıp, bu yeni fiyat üzerinden indirim yapmış gibi etiketlerde oynama yapıyorlar.
Yaşadığım İzmit’te Türkiye’nin ilk “outlet center”lerinden biri bulunmakta. Burada her yıl mevsim sonunda “Ucuzluk Panayırı” kampanyası yapılıyor. Fakat burada da marka ürünlerde gerçek bir ucuzluk yerine Perşembe Pazarında satılanlar kalitesinde ürünlerin satılıyor olması hayal kırıklığı yaratıyor.
Geçen hafta İstanbul’da bulunan ve gerçekten devasa bir “outlet center” olan Viaport’u gezdim.
Buradaki mağazalarda ürünler normal mağaza fiyatlarıyla etiketlenmiş. Yani fiilen indirim yok.
Bunun ekonomik bir açıklaması olmalı.
Geçen yıllara göre en az 2 veya 3 katına çıkmış fiyatlarla, normal mağazalarda alışveriş yapabilenlerin sayısı azaldı. Orta ve dar gelirli kesim hiç olmazsa outlet ürünler almak istese de buna imkân bulamıyor.
Satışlar daraldığı, talep düştüğü için eskisi gibi kaliteli ve çok çeşitli koleksiyonlar üretilmiyor. Giyim kuşam başta olmak üzere hemen her tür üründe çeşitler azalmış durumda. İthal markalarda bu çeşit azalması daha da belirgin.
Sürüm azaldıkça, sabit giderleri karşılamak için fiyat artırmak, talebi ve satışları daha da azaltıyor.
Mağazalar tam bir kısır döngü içinde.
Haliyle normal ürünlerin üretim ve satışı azalınca seri sonu, defolu veya iade de azalıyor. Outlet mağazalarına daha az çeşit geliyor. Onlar da göstermelik indirimlere başvuruyor.
DÜNYA KOŞUYOR BİZ YÜRÜYORUZ – Ruhittin SÖNMEZ
DÜNYA KOŞUYOR BİZ YÜRÜYORUZ - Ruhittin SÖNMEZ
Türkiye’yi değerlendirirken dünya sıralamasındaki yeri üzerinden değerlendirmek gerekir. Yoksa “20 sene önce şu mu vardı? Bakın şimdi şu imkanlar var” gibi anlamsız avunmalar içine gireriz.
Bütün dünyada bilim, teknoloji ve ekonomik gelişmelerin sonucu insan hayatında daha önceki dönemlerde olmayan imkân ve kolaylıklar söz konusu. O halde belli kriterler üzerinden dünya ülkelerini sıralayan araştırma sonuçlarına bakmak gerekir.
Bu anlamda üç tane haberle durumumuzu anlamaya çalışalım:
IMF verilerine göre, ekonomik büyüklük açısından Türkiye, 2021 yılında en büyük 20 ekonomi arasından çıkarak 21. sıraya geriledi.
Türkiye, 2005 ve 2010 yıllarında 17. sırada idi.
2015 yılında bir basamak yükselerek 16. sıraya çıktı.
2020 yılında 20. sıraya geriledi.
2021’de 21. sırada yer aldı.
IMF tahminlerine göre, ekonomik büyüklük açısından Türkiye
2022 ve 2023 yıllarında 23. sıraya düşecek,
2024 ve 2025 de 22. sırada yer alacak.
Türkiye’nin 2015 yılından bu yana hızlı çöküşünün sebeplerini bulup gerekli değişimleri yapmazsak, gidişatımız hiç iyi değil.
Çünkü dünya koşuyor biz yürüyoruz. Hem de mehter takımı gibi iki ileri bir geri yürüyoruz. Tabi ki aradaki fark açılıyor
Küresel Refah Endeksi’nde 2011 yılında 66. sırada olan Türkiye, 2021 yılında 167 ülke içinde 93. sıraya indi! (Euronews)
Bu endekse göre Hollanda 6, Almanya 9, İngiltere 13, ABD 20, Fransa 22, Malezya 42, Yunanistan 43, Bulgaristan 48 ve Türkiye 93. sırada. Yunanistan’ın sırasına gelebilmek için 50 ülkeyi geçmemiz lazım. Türkiye gibi bir ülke için utanç verici bir durum.
Bu endeks hesaplanırken Emniyet, kişisel özgürlük, yönetim, sosyal sermaye, yatırım ortamı, girişimcilik şartları, pazara erişim ve altyapı, ekonomik kalite, yaşam koşulları, sağlık, eğitim ve doğal çevre gibi 12 temel alanda 300 gösterge analiz ediliyor.
Görünen o ki Türkiye refah yarışında son 10 yılda çok geriledi. Ve her geçen yıl daha da gerilerde kalıyor
Uluslararası Yolsuzluk Algı Endeksi’nde 2011 yılında 54. sırada olan Türkiye bugün 96. sıraya indi. (25 Ocak 2022)
Türkiye’nin ekonomik göstergelerde gerilemesinin temel sebeplerinden birinin “yolsuzluk” olduğu çok açık değil mi?
AKP, CHP’NİN DEĞİŞMESİNİ İSTEMİYOR- Ruhittin SÖNMEZ
AKP, CHP’NİN DEĞİŞMESİNİ İSTEMİYOR- Ruhittin SÖNMEZ
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “başörtü meselesinin çözümünü yasal güvenceye almak” için yaptığı hamle AKP’yi rahatsız etti.
AKP kanadından yapılan açıklamalar “CHP eski CHP olarak kalsın” arzusunu yansıtır nitelikte.
Mesela AKP Genel Başkan Yardımcısı Özlem Zengin’in tepkisi çok sert oldu. “Başörtüsü yasağı CHP’ye rağmen çözüldü. Onca yıl milyonlarca kadının hayatını mahvettikten sonra ya hakiki özür dileyin ya da sükût edin” dedi.
Oysa hepimiz biliyoruz ki 2011 yılında Kemal Kılıçdaroğlu liderliğindeki CHP’nin verdiği destekle başörtüsü sorunu çözüldü. Elbette çözümün öncüsü AKP idi fakat CHP’nin desteği değişimin sarsıntısız bir şekilde gerçekleşmesi için çok değerli katkı sağladı.
Kılıçdaroğlu’nun “helalleşme yolculuğuna” çıkışının CHP içindeki bir kesimi rahatsız ettiğini biliyoruz.
Yılların kutuplaşmasının yarattığı sert tavırlı insanlar iki kesimde de var.
Fakat “Bizim muhafazakâr dünyayla helalleşmemiz lazım, eksiğimiz var, hatalarımız oldu, dindar kesimle oturup konuşamadık, dertlerini dinlemedik” diye özeleştiri yapan Kılıçdaroğlu’nun muhafazakâr kitlelerle samimi diyalog kurma çabası AKP’lileri neden bu kadar kızdırdı?
Kılıçdaroğlu “geçmişte yanlışlarımız oldu ama değişmeyi bildik” diyor. Görünen o ki AKP’liler “CeHaPe” öcüsüyle kutuplaştırdığı kitlelerin ellerinden kayıp gitmesinden endişe ediyor.
EKONOMİMİZİ MAHVETMEK İSTEYENLER – Ruhittin SÖNMEZ
EKONOMİMİZİ MAHVETMEK İSTEYENLER - Ruhittin SÖNMEZ
R. Tayyip Erdoğan ve çevresine göre “dış güçler Türkiye ekonomisini mahvetmeye çalışıyor.”
Nedense bu “dış güçlerin” kim olduğu tam olarak telaffuz edilmiyor.
Türkiye dışarıya 450 milyar dolar borçlu. Dış güçler bu miktar borcu verenler olabilir mi?
Veya Türkiye’nin 270 milyar dolar ithalat yaptığı, 250 milyar dolar ihracat yaptığı ülkeler olabilir mi?
Bu dış güçlerin Türkiye ekonomisini mahvetmesi demek, alacaklarını alamamak, satacağı malları satamamak, bizden tedarik edebilecekleri ihtiyaçlarını da alamamak demek değil midir?
SIRA TARİHİ DEĞİŞTİRMEYE GELDİ – Ruhittin SÖNMEZ
SIRA TARİHİ DEĞİŞTİRMEYE GELDİ - Ruhittin SÖNMEZ
CB Tayyip Erdoğan "Sultan Abdülhamid 33 sene gram yer kaybetmeden Osmanlı'yı yönetti" cümlesini ikinci defa yine söyledi. Demek ki yanlış bilgi değil, kast söz konusu.
Oysaki “2. Abdülhamid en çok toprak kaybeden Osmanlı padişahı” olarak biliniyor. Tarih kitaplarında 2. Abdülhamid’in, 33 yıllık saltanat döneminde Osmanlı’nın; Tunus, Mısır, Kıbrıs, Sırbistan, Karadağ ve Romanya olmak üzere,1 milyon 592 bin 806 kilometre kare toprak kaybettiği yazılıyor. Yani bugünkü Türkiye’nin iki katı büyüklüğündeki topraklarımız vatanımız olmaktan çıkmıştı. Ciddi tarihçilerin hepsi de bu acı gerçeği ifade ediyor.
Bir kere toprak üzerinde hakimiyet kaybı anlatılırken kullanılacak birim, ağırlık birimi gram değildir. Alan birimi olan kilometrekare kullanılır. Ama bu “küçük” ayrıntıya takılmayalım. Şimdilik “Reis’in hikmetinden sual olunmaz” diyelim ve geçelim.
RTE sadece tarihi gerçeklere değil, halen herkesin şahit olduğu gerçeklere aykırı beyanları da sık sık tekrarlıyor. ABD’de Birleşmiş Milletler’de, “Amerika’da AVM’lerin rafları boş” diye konuşma yapıyor. “Almanya’da raflar boş, Almanlar bizi kıskanıyor” gibi gerçeğin tam zıddı ifadelerde bulunuyor. Üç ay önce gezdiğim ABD’de asla bir kıtlık yoktu ve orada bulunan Türkler bizleri üzülerek, acıyarak izliyorlardı.
Erdoğan kendi iktidar döneminden çok önce yapılmış havaalanları, üniversiteler, yollar vd. eserleri “Bizden önce ne vardı? Biz yaptık biz” diye sahipleniyor. Bu da yine bir nevi tarihi gerçekleri değiştirme çabası sayılabilir.
MERAL AKŞENER’İN CUMHURBAŞKANI ADAYI – Ruhittin SÖNMEZ
MERAL AKŞENER'İN CUMHURBAŞKANI ADAYI - Ruhittin SÖNMEZ
Millet İttifakı Cumhurbaşkanı adayını belirleme konusunda son derece titiz ve temkinli. En doğru adayı bulmayı ve en doğru zamanda açıklamayı planlıyor.
İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener Cumhurbaşkanı adayı olmayacağını açıklamıştı.
CB adaylığına yakıştırılan diğer isimler zamanla gündemden düştü. Dışarıdan Abdullah Gül gibi birinin, CHP içinden İlhan Kesici, Abdüllatif Şener gibi isimlerin Millet İttifakı’nın adayı olma ihtimali kalmadı gibi.
Millet İttifakının büyük partisi CHP’nin içinden biri veya CHP’nin teklif edeceği bir aday olacağı adeta kesinleşti.
Son aylarda İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun CB adaylığı şansı iyice zayıfladı.
Kemal Kılıçdaroğlu, “Cumhurbaşkanı adaylarının 6’lı Masada buluşan partilerin ortak kararı ile belirleneceğini” söylüyor.
Ama seçenekler azaldı. En güçlü iki aday olarak CHP’li Ankara Belediye Başkanı Mansur Yavaş ile CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu kaldı.
Görünen o ki CHP’nin Genel Başkanı veya Ankara Belediye Başkanından biri 6’lı Masadan ortak aday olarak çıkacak. DEVA ve Gelecek Partilerinin Cumhurbaşkanı adayı konusunda tutumu net değilse de bu partilerin 6’lı masadan ayrılmaları beklenmiyor.
Abdülkadir Selvi bile, “Akşener ‘Yok’ derse Kılıçdaroğlu’nun adaylığı suya düşer. Örnek Abdullah Gül. Ama Akşener ‘Evet’ derse Kılıçdaroğlu tartışmasız bir şekilde ortak aday olur” diyor.
İşte bu yüzden İYİ Parti ve liderinin kimi desteklediği önemli.
Daha da önemlisi Kemal Kılıçdaroğlu kendisi aday olmaya kararlı mı?
EV HAYALİ SATMAK ÇOK KÂRLIDIR – Ruhittin SÖNMEZ
EV HAYALİ SATMAK ÇOK KÂRLIDIR - Ruhittin SÖNMEZ
“Asrın Sosyal Konut Projesi” denilen projeden ev sahibi olmak için, daha bir hafta dolmadan, 4 milyona yakın kişi talepte bulundu. Başvurular 14 Eylül – 31 Ekim arasında alınacağına göre başvuru sayısının en az 5 milyon olacağını söyleyebiliriz. Yani bir hanede ortalama 3-4 kişi olacağı hesabıyla, 15-20 milyon civarında vatandaşımızı ilgilendiren büyük bir ekonomik vaka ile karşı karşıyayız.
Aşırı yükselen kiralarla baş etmek çok zor. Kiracı olmamak, kendi evinde oturmak hayat standardının değişmesi demek. Bu bakımdan kiracı durumunda olanlar (nüfusumuzun yüzde 27’si) için ev sahibi olmak en güzel hayal. Kiracı vatandaşlarımızın bütün imkanlarını seferber edip ev sahibi olma hayaliyle bu projelere koşması anlaşılabilir bir durum.
Elbette devletle mukayese edilmez ama mesela Jet Fadıl her yeni projesini tanıttığında, önceki projelerde mağdur olan binlerce insanın tecrübelerine rağmen, insanlarımız katılmak için sıraya girdiler. Bu anlayıştaki kitlelerin devletin sözüne inanarak, “fırsatı kaçırmamak için” bankalarda kuyruk oluşturmasını anlayabiliyorum.
DAR GELİRLİLERİ RAHATLATICI TEDBİRLER – Ruhittin SÖNMEZ
DAR GELİRLİLERİ RAHATLATICI TEDBİRLER - Ruhittin SÖNMEZ
Çok yüksek enflasyon ve hayat pahalılığı dar gelirli kesimin en temel ihtiyaçlarını tedarik etmesinde sıkıntı yaratıyor. Bu da devletin dar gelirlileri kısmen rahatlatacak bazı kararlar almasını zorunlu kılıyor.
Yaşanan ekonomik buhranın hiç etkilemediği bir kesim olduğu muhakkak. Hatta muhtemelen toplam nüfusun yüzde 10’u mertebesindeki bu kesimin alım gücü azalmadığını, bir kısmının da daha zenginleştiğini tahmin edebiliriz.
Sığınmacılarla beraber 90 milyonun üstünde olan Türkiye’de 10 milyona yakın bir nüfus gelirlerini enflasyonun üzerinde veya enflasyon artışı kadar artırabildikleri için ekonomik bir sıkıntı hissetmiyorlar.
Yine ikinci bir 10 milyon kadar nüfus gelirlerini enflasyon artışı kadar artıramamış olsa da geçmişte yaptıkları yatırımları sebebiyle; ev, araba, beyaz eşya, mobilya, elbise, telefon gibi malzemeleri önceden alabilmiş olduğu için bu konularda bir süre masraf etmeseler de olabilir. Bu kesim sadece gıda, enerji, ulaşım gibi masraflardaki artıştan yani hayat pahalılığından kısmen etkileniyorlar.
TÜİK’in 2021 yılına dair raporuna göre, Türkiye'de en yüksek gelire sahip bu yüzde 20'lik grubun toplam gelirden aldığı pay, yüzde 46,7’dir.
Hani “ekonomik kriz yok, yollar lüks araba dolu, lokantalarda, kafelerde yer bulunmuyor” dedirten kesim bu.
Bu kesim bütün yolları dolduracak kadar arabaya sahiptir. Fiyatlardan etkilenmeden lokanta ve kafelere gidenlerin sayısı bu tür mekânların tamamının dolduracak mertebededir.
Ama geride kalan 70 milyonun konumu, kademe kademe, “sıkıntılıdan ”s“ derin yoksulluğa” giden bir ıstırap çizgisindedir.
BÖYLE YARGIYA GÜVEN OLUR MU? – Ruhittin SÖNMEZ
BÖYLE YARGIYA GÜVEN OLUR MU? - Ruhittin SÖNMEZ
Hukuka ve adalet sistemine güven yerlerde sürünüyor. Bunu ben değil üst yargı organlarının başkanları adli yıl açılışlarında ve her geçen sene artan bir kaygıyla ifade ediyorlar.
Hukukun katledildiği, adalet sisteminin çökertildiği çok sayıda örneği siz de hatırlayacaksınız. Cumhurbaşkanına hakaret davaları; sanatçı ve gazetecilerin siyasal linç kampanyası sonucu tutuklanmaları; yolsuzluk yapanların değil, yolsuzluğu ifşa edenlerin mahkûm edilmesi gibi örnekleri anlatmayacağım. Sedat Peker’in ifşa ve itiraf ettiği; Batıda olsa, her biri hükümetler düşürecek iddialarının görmezden gelinmesini de bahsetmeyeceğim.
Yargının siyasallaşmasının taşrada ücra ilçe ve beldelere kadar nasıl yayıldığının güncel bir örneği yaşandı ülkemizde. Bunu anlatacağım.
ECDADIMIZA KARŞI NEFRET VE İHANET SUÇU – Ruhittin SÖNMEZ
ECDADIMIZA KARŞI NEFRET VE İHANET SUÇU - Ruhittin SÖNMEZ
İzmir’in Kurtuluşu törenleri bu 9 Eylül’de daha bir coşkuyla, 2 milyon kişinin katılımıyla ve muhteşem bir görsel şölenle kutlandı.Törende beni en çok etkileyen sahne protokol ve halkın İstiklal Marşını yürekten okuyuşu, içtenliği ve coşkularını yansıtan gözlerindeki ışıltılar idi.
Bu yıl İzmir’in 3,5 yıl süren Yunan işgalinden kurtuluşunun 100. Yılı idi. Yenilen sadece Yunan değil arkasındaki İngiltere, Fransa, İtalya gibi emperyalist devletlerdi.
Bu etkinlik Türk milletinin İzmir’in ve Türkiye’nin kurtuluşunu sağlayan Atatürk, silah arkadaşları, şehitlerimiz ve gazilerimize bir şükran ifadesiydi.
“ADALARI İŞGAL ETMENİZ BİZİ BAĞLAMAZ” – Ruhittin SÖNMEZ
“ADALARI İŞGAL ETMENİZ BİZİ BAĞLAMAZ” - Ruhittin SÖNMEZ
CB ve AKP Genel Başkanı R.T. Erdoğan ilk defa Yunanistan’ın Ege’deki adalarımızı işgal ettiğini itiraf etti.
Erdoğan, Samsun'da yaptığı açıklamada Yunanistan'ı eleştirerek, "Adaları işgal etmeniz filan bizi bağlamaz. Vakti saati geldiğinde gereğini yaparız. Bir gece ansızın gelebiliriz" ve "Yunanistan'a bizim tek cümlemiz var: İzmir'i unutma!" cümlelerini sarf etti.
Oysaki Yunanistantan 2004 yılından itibaren Türkiye’ye ait 20 ada ve 2 kayalığı adım adım önce işgal ve sonra ilhak etti. Adalarımızda 14 Yunan askeri üssü ile 6 bin Yunan askerini konuşlandırdı.
Bu dehşet haberi kamuoyuna ilk duyuran Millî Savunma Bakanlığı Genel Sekreteri emekli Kurmay Albay Ümit Yalım oldu. Yalım kamuoyunu uyandırmak için yaklaşık 8 yıldan beri müthiş bir fedakârlık ve gayret içinde.
Ümit Yalım’ı Kasım 2014’te Adana’da, Aydınlar Ocakları 40. şurasında tanıyınca kendisini Kocaeli’ye davet ettim. O yıllarda başkanı olduğum Kocaeli Aydınlar Ocağı’nda Şubat 2015’te konferans verdi. Bu konferans Yunanistan’ın adalarımızı işgalinin kamuoyuna anlatılmasında ilk işaret fişeklerinden biri oldu.
Ümit Yalım meseleyi Türk milletine anlatabilmek için yazılar yazdı, konferanslar verdi. Sözcü ve Yeniçağ başta olmak üzere verdiği bilgileri paylaşabilecek medya organları ve ünlü yazarları bilgilendirdi. Muhalefet parti liderlerinden randevular alıp brifingler verdi. Adeta tek başına bir karargâh gibi çalışarak bize ait olan adaların Yunanistan tarafından işgal ve ilhakına nasıl göz yumulduğunu anlattı.
Ümit Yalım son derece nazik ve naif bir insan. Fakat konu vatan olunca kadife eldiven içindeki çelik yumruk gibidir. Konferans ve yazılarında “adalarımızın işgal ve ilhakından sorumlu olan dönemin Başbakanı R. T. Erdoğan ile bu dönemlerde Genelkurmay Başkanlığı makamında bulunanların ileride vatana ihanet suçundan yargılanacağını” söyledi.
Bütün bunlara rağmen ne Erdoğan’dan ne de Genelkurmay Başkanlarından bir ses çıkmadı.
2004’te CHP Milletvekili Onur Öymen soru önergesi verdi. “Yunanistan’ın bayrak diktiği adaların Türkiye’ye ait olup olmadıklarını” sordu. 18 sene cevap verilmedi.
Bugüne kadar iktidar kanadı 20 adamızın Yunanistan tarafından işgalini inkâr ediyordu.
Nihayet RTE işgali itiraf eden yukarıdaki açıklamayı yaptı.
SERHAT ALBAYRAK’TAN TEKZİP GELDİ – Ruhittin SÖNMEZ
SERHAT ALBAYRAK’TAN TEKZİP GELDİ - Ruhittin SÖNMEZ
15 seneyi aşan köşe yazarlığım sürecinde ilk defa bir köşe yazım hakkında tekzip / düzeltme talebi
geldi.
Üstelik tekzibi gönderen çok önemli bir zat: Sabah/ATV dahil gazete ve TV kanallarını içinde
bulunduran Turkuvaz Medya Grubunu yöneten Serhat Albayrak.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın damadı eski bakan Berat Albayrak’ın abisi de olan Serhat Albayrak’ın,
avukatı vasıtasıyla, 30.08.2022 tarihinde yayınlanan köşe yazım için, Kocaeli Gazetesi’ne gönderdiği
tekzip yazısını aşağıda aynen paylaşacağım.
Gönderilen tekzip metninde, avukat meslektaşım, “Bir Tane Cumhuriyet Savcısı Yok Mu?” başlığı ile
“müvekkilimin kişilik haklarını ve itibarını açıkça zedeleyen, müvekkilime karşı açıkça hakaret ve iftira niteliğinde yalan bir haber yayınlanmış” olduğunu ifade etmiş.
Öncelikle “bu haber” benim köşe yazım içerisinde verilen bilgiler olduğu için benim açıklama yapma
zaruretim ortaya çıktı.
Tekzip bir haberin yalanlanmasıdır. Kişinin kendine yöneltilmiş ithamlara cevap hakkıdır. Herkes kişilik
haklarına yönelik ve yalan olduğunu düşündüğü haberlere karşı düzeltme ve cevap hakkını kullanabilir.
Hatta kullanmalıdır da.
Bu bakımdan tekzip gazetemize noterden gelmese, doğrudan bana mesela e-posta yoluyla bile gelse
düzeltme metnini yayınlarım. Somut bir hata veya yanlışım olursa gerekirse özür de dilerim.
“Düzeltme ve cevap hakkının kullanılması, ilgili kişiye, yayın konusu ‘saldırıda’ yer alan bilgilerin
gerçeğinin ne olduğunu kamuoyuna açıklama fırsatı verir.”
Ancak Serhat Albayrak vekilinin gönderdiği metinde bu fırsatın iyi kullanılmadığı görülüyor.
Yazıda kendilerini rahatsız eden hangi ifadelerin geçtiğini belirtip, bunların hangisinin yanlış ve hakaret niteliğinde olduğunu ifade etmesi uygun olurdu.
Bunun yerine düzeltme metninde “Son günlerde, kanun dışı odakların sosyal medya paylaşımlarını temel alarak, müvekkilim hakkında tümüyle gerçek dışı ve iftira niteliğinde haber üreten Kocaeli Gazetesi’ni kınadığını” ifadesi yer almış.
İYİ EĞİTİM – Ruhittin SÖNMEZ
İYİ EĞİTİM - Ruhittin SÖNMEZ
İYİ Parti iktidar olduğunda uygulayacağı programı ekonomi, hukuk, sosyal politikalar, eğitim vd başlıklar
altında kamuoyu ile paylaşmaya devam ediyor.
Bu defa İYİ Parti’nin eğitim alanına dönük sorunlar, çözüm yolları ve vaatlerinin açıklandığı
tanıtım toplantısına davet edilince Ankara’ya gittim.
Gittiğime değdi. Bütün sorunlarımızın temelini oluşturan “Eğitim” konusunda yapılan tespitler içimi
yakarken, çözüm önerilerini dinlemek umutlarımı artırdı.
****
AKŞENER’İN EĞİTİME BAKIŞI
Programın açılışında İYİ Parti lideri Meral Akşener 20 yıllık AKP iktidarında eğitim sistemimizin eskiye
göre iyileşmek yerine gerilediğini vurguladı.
Kendisini bir öğretmen olarak yetiştiren Cumhuriyetin kurduğu sistemin iki önemli özelliğine vurgu yaptı.
AKP’den önce, Cumhuriyetimizin eğitim sistemi bir fırsat eşitliği sağlıyordu. Anadolu’nun küçük bir
köyünden çıkmış zeki bir çocuk kendisine sağlanan fırsat ve imkanlarla Türkiye yönetiminde söz sahibi
olabileceği makam ve mevkilere yükselebiliyordu.
Şimdi derin bir yoksulluk ile sınanan, şaibeli yazılı
sınavlar ve mülakatlarla elenen, çocuklarımız bu fırsat eşitliğinden de mahrum edildi.
Cumhuriyetin kurup geliştirdiği eski sistemde eğitim sürecinde verilen bilgiler hayatın içinde
kullanılabilecek işe yarar bilgilerdi. Akşener kendisi gibi öğretmen adayı olanlara okullarda doğum,
dikiş, yemek, iğne yapmak gibi bir köyde ihtiyacı olabilecek bütün bilgilerin öğretildiğini anlattı.
Şimdi ise eğitim sürecinde sadece kutucukları karalayarak sınavlardan geçen öğrenciler okuduğunu
anlayamaz, derdini anlatamaz, hayatta işe yarayacak hiçbir pratik işi öğrenememiş olarak mezun oluyor.
Üniversitelerimizde eğitim kalitesi o kadar düşük ki. Üniversite mezunlarının hayali mesleğini yapmak
değil, ne olursa olsun bir iş bulmak. Yeni açılan üniversitelerimizin çoğu sadece iş talebini
erteleme aracı. Eskiden dünyada ilk 500’e girebilen üniversitelerimizin de kalitesi ve dünyadaki
sıralaması gittikçe düşüyor.
Meral Akşener;Öncelikle öğretmen okulları gitti, sonrasında köy okulları gitti, değişmedik bir şey kalmadı.
Bunun beceriksizlikten değil gayet isteyerek (taammüden) yapıldığını düşünenlerdenim. Kimse
bu kadar ahmak olamaz. Bu kadar bilimden, sürekli değişen dijital dünyaya uyum sağlamaktan uzak;
sadece parası olanın çocuklarını okuttuğu bir eğitim düzeniyle karşı karşıyayız” dedi.
Akşener “İYİ Eğitim” sunumunda açıklanan iyileştirmelerin eleştiriye açık olduğunu, herkesin
iyiniyetli teklifleriyle düzeltme ve geliştirmeye katkı sunabileceğini açıkladı.
BİR TANE CUMHURİYET SAVCISI YOK MU? – Ruhittin SÖNMEZ
BİR TANE CUMHURİYET SAVCISI YOK MU? - Ruhittin SÖNMEZ
Sedat Peker’in ifşa ve iddiaları hakkında bugüne kadar bir soruşturma dahi açılmadı, açılamadı. Hiç kimse tarafından yalanlanamayan iddiaların hiçbiri hakkında savcılar harekete geçmedi veya geçemedi.
Bu yüzden CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu “Bu ülkede bir Cumhuriyet Savcısı yok mu?” diye feryat ediyor.
Birkaç sene önce savcıların çoğunlukta olduğu ve benim de bulunduğum bir sohbet ortamında, bir savcının şaka ile karışık söylediği söz aklımdan çıkmıyor: “Biz artık Cumhuriyet Savcısı değil SAVICIYIZ. Önümüze gelen siyasi içerikli iddia ve şikayetleri başımızdan savmak için ne gerekiyorsa yapıyoruz. Sebebi de malum.”
Gerçekten bu konularda soruşturma açabilecek savcının tam bir ülke sevdalısı serdengeçti olması gerekiyor.
SUUDİ ARABİSTAN’LA ONUR ZEDELEYEN YAKINLAŞMA – Ruhittin SÖNMEZ
SUUDİ ARABİSTAN’LA ONUR ZEDELEYEN YAKINLAŞMA - Ruhittin SÖNMEZ
Kasım 2007’de, Suudi Kralı Abdülaziz bin Suud Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün davetlisi olarak Türkiye’ye gelmişti. Bu ziyaret sırasında protokol kuralları altüst edilmişti. A. Gül, Kral’ı Esenboğa Havaalanında uçağının kapısında karşılamıştı. Cumhurbaşkanı A. Gül ve Başbakan R.T. Erdoğan Suudi Arabistan Kralı Abdullah’ı kaldığı otel odasında ziyaret etmişti.
Bu durum MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural tarafından, “devlet geleneğine aykırı ve yanlış olmuştur. Onurumuzu zedelemiştir. Türk milletini rencide etmiştir, kabul edilmesi mümkün değil. Devlet geleneğinin yıpratılmasını milletimiz hak etmiyor” cümleleriyle eleştirilmişti.
BAŞARISIZ DIŞ POLİTİKA – Ruhittin SÖNMEZ
BAŞARISIZ DIŞ POLİTİKA - Ruhittin SÖNMEZ
İktidar kanadı R. T. Erdoğan’ın ve Ak Parti hükümetlerinin en başarılı olduğu alanın dış politika olduğuna dair bir algı oluşturmaya çalışıyor.
Bu algıyı oluşturmak için Putin’le 3 saat baş başa görüşmesi, zaman zaman Fransa, Hollanda, İsveç gibi ülkelerin başbakanlarına, cumhurbaşkanına diplomatik dil dışında bir üslupla ayar vermesi olayları gösterilir.
Erdoğan’ın ekonomi, adalet ve eğitim gibi alanlarda başarılı olduğunu söylediklerinde inanan pek kimse kalmadı. Çünkü bu alanlarda başarısız politikaların sonuçlarını vatandaşlarımızın tamamına yakını bireysel olarak da yaşıyor.
Buna karşılık dış politikanın sonuçları vatandaşa hemen yansımaz. Bu yüzden AKP politikalarını belirleyenler “dış politikada vatandaşların algısı sembolik tavırlarla belirlenebilir” diye düşünüyor olmalılar.
Oysaki, Erdoğan’ın ve partisinin en başarısız olduğu alan dış politikadır.
20 yıllık AKP iktidarında dış politikada devletimizin ve milletimizin onurunun (gurur, şeref ve haysiyetinin) ayaklar altına alındığı, utanç verici birçok olay yaşadık.
Dış politikada başarı izlenen strateji ve taktik hamlelerin sonuçları ile ölçülür. Büyük devletlerin liderleriyle görüşme uzunluğu değil, ne görüştüğünüz, neler aldığınız ve aldıklarınızın karşılığında neler verdiğiniz önemlidir.
Bir devletin dış politikada etkinliğinin yüksek olması kurumsal yapısının sağlamlığına, güvenilir ve öngörülebilir oluşuna; liderinin devlet adamı vasfına, bilgisi, kültürü ve cesareti ile temayüz etmiş olmasına bağlıdır.
Şimdi son dönemlerde ülkemizi yöneten iradenin dış politikada çizdiği zikzaklar ve yaşadığımız utanç verici U dönüşlerinden birkaçını anlatalım.