
Yeni Yılda Ruh Sağlımız için Neler Yapılabilir? – Dr. Pınar AYDOĞDU ARSLAN
Yeni Yılda Ruh Sağlımız için Neler Yapılabilir? - Dr. Pınar AYDOĞDU ARSLAN
Neredeyse son üç yıldır fiziksel ve ruhsal sağlık, çevre ve iklim sorunları, küresel ısınma, kışın ortasında beklenilmeyen güneş, hayal kırıklıkları, ekonomik problemler, umutsuzluklar, mutsuzluklar, kayıplar, yaşam enerjisinin kaybolması, stres gibi birçok faktör insanların ruh sağlığını olumsuz derecede etkiledi ve biz ruh sağlığı uzmanlarının gündeminden de bu konu başlıkları hiç düşmedi. “Hoş geldin 2023!” dediğimiz şu günlerde, saatlerin birbirini hunharca kovaladığı anlarda, sağlıklı ve kaliteli bir ruh sağlığı için neler yapılmalı sorusu geliyor hemen aklımıza…
Yaşadığınız anın farkına varın ve hissedin! Yarını düşünmek önemli ama belirsiz bir yarın için gününüzü feda etmeyin. Bir yandan geçmişte yaşanılanlar bir yandan gelecek kaygısı sürekli kafanızda kaos yaratarak kaygı bozukluğuna sebebiyet verebilir. Oysa geçmiş bitti ve gelecek ise daha yaşanmadı. Unutmayın, hayatta herkes payına düşeni yaşar.
OYLARI VERENİ DE SAYANI DA İHMAL ETMİYORLAR – Ruhittin SÖNMEZ
OYLARI VERENİ DE SAYANI DA İHMAL ETMİYORLAR - Ruhittin SÖNMEZ
İktidar kanadı için “seçimin bir ölüm kalım mücadelesi olduğu” anlaşılıyor. Çünkü halen çok şükür ki -adil ve eşit şartlarda olmasa bile- henüz seçimlerin yapılabildiği, kısmen demokratik bir ülkeyiz. Yüzde 90’ların üzerinde oylarla seçilen diktatörlerin olduğu ülkelerden değiliz.
“İktidarın ne olursa olsun kazanacağı, kaybetse bile asla meşru yoldan gitmeyeceğine” inananlarımız var. Ama benim gibi aksi görüşte olan iyimserlerin oranı daha yüksek.
Karamsar olanların tezi doğru olsaydı İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve diğer birçok büyükşehir belediyelerini kaybeden AKP bu belediyeleri CHP’den seçilen başkanlara devretmezdi.
Gerçi “İstanbul’u kaybeden Türkiye’yi kaybeder” inancında olan Reis ve ekibi kaybettikleri İstanbul’u kolay teslim etmedi.
“Bir şey olmadıysa bile mutlaka bir şey olmuştur” gibi “veciz” gerekçelerle seçim iptal ettirildi. Yerine yapılan ikinci seçimde yedikleri fark acayip büyüyünce çekildiler.
Ama bu çekilme “muharebeyi kaybettik ama savaşı değil” tesellisinin ürünüydü. “Belediye Meclisinde çoğunluk bizde, iktidar bizde, çalışma fırsatı vermeyiz, başarısız olurlar” düşüncesi gerçekleşmedi.
Şimdi yargı marifetiyle “İstanbul kalesini” ele geçirme sevdası karamsarların görüşüne haklılık kazandırıyor.
Ben yine de -bu seçimde- “kanlı mı kansız mı?” tartışması olmayacağından eminim. Cumhur İttifakı yenildiğinde iktidarı herhangi bir şiddet olayı olmadan teslim edecektir. En azından temennim böyle.
Henüz lise çağlarında düştük ülkü denilen bir sevdanın peşine – İdris TÜRKTEN
Henüz lise çağlarında düştük ülkü denilen bir sevdanın peşine. – İdris TÜRKTEN
Değerli okurlarım, hayatımın en zor yazısını yazıyorum desem yalan sayılmaz. Henüz bıyığı bile terlememiş diye bir tabir vardır ya işte öyle.
Henüz lise çağlarında düştük ülkü denilen bir sevdanın peşine. Yolumuz çileli, meşakkatli bir yoldu ama çok mutluyduk biz yürüdüğümüz bu yoldan. Çünkü esaret altında inleyen 150 Milyon Türkün kurtuluş davasını yüklenmiştik omuzlarımıza. Hedefimiz Turan’dı Kızıl Elma’ydı.
Derme çatma ocak binalarında sabahlara kadar ülküdaşlar bir araya gelir, soba üzerinde kaynayan çay ve ekmeğe katık ederdik zeytin ve peyniri.
Yaşımızı, cürmümüzü düşünmeden dert edinmiştik dünya Türklüğünü kendimize. Sloganımız: “Ne Amerika, ne Rusya ne Çin her şey Türklük için”di.
SİNAN ATEŞ CİNAYETİ VE DERİN SUSKUNLUK – Ruhittin SÖNMEZ
SİNAN ATEŞ CİNAYETİ VE DERİN SUSKUNLUK - Ruhittin SÖNMEZ
Sinan Ateş cinayeti öncesine dair bilgi kırıntılarını şimdilik bir yana bırakalım. Ama cinayet sonrası derin suskunluk bazı şeyleri bangır bangır haykırmakta.
Öldürülen şahıs Eski Ülkü Ocakları Genel Başkanı, MHP üyesi ve gelecekte MHP Genel Başkanı olabileceği düşünülen bir isim… Doçent Dr. unvanlı bir akademisyen… 38 yaşında bir eş ve iki çocuğu olan bir baba…
İlk defa bir Ülkü Ocakları Genel Başkanı öldürüldü. Kuşkusuz çok önemli bir olaydır bu.
Ama cinayet işlendikten sonra Ülkü Ocaklarından bir ses yok. MHP Genel Başkanı ve diğer yöneticilerinden çıt yok.
Cinayetten 4 gün sonra MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın’ın yaptığı uzun açıklamada Sinan Ateş’in adı bile yok. Üzüntü beyanı, başsağlığı, fail ve azmettiricilerin cezalandırılması talebi yok. Şüphelilerden birinin bir MHP milletvekilinin evinde yakalandığına dair haberler hakkında tek kelime açıklama yok.
Sinan Ateş MHP Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın 12 yıl siyasi danışmanı olarak görev yapmış. Bu Milletvekilinden de hiçbir açıklama hatta bir üzüntü beyanı bile yok.
AKP Genel Başkanı ve yöneticilerinden hiçbir tepki yok.
Her konuda konuşmasıyla tanıdığımız İçişleri Bakanı ve Adalet Bakanlarından da ses çıkmadı.
Belki daha da şaşırtıcı olanı Doç. Dr. Sinan Ateş’in öğretim üyesi olarak görev yaptığı Hacettepe Üniversitesi’nden de bir açıklama yapılmadı.
Bu derin sessizliğin daha ağır şüphelere yol açtığını bunca tecrübeli insanlar bilmez mi?
Böyle bir “akıl tutulmasını” anlamamız mümkün değil.
Hadi “siyasi cinayetin içeriğini bilmedikleri için tereddüt etmiş olabilirler” diye düşünmeye çalışalım.
Ama hiç olmazsa “ölene rahmet, sevenlerine sabır ve başsağlığı dilemek” ve “olayın faillerinin ve azmettiricilerinin en kısa zamanda bulunması ve cezalandırılmasını dilemek” niye akıllarına gelmedi?
“Ucu nereye giderse gitsin, cinayet aydınlansın” demek çok mu zordu?
GAZIN DEĞERİ TRİLYON DOLAR MI? – Ruhittin SÖNMEZ
GAZIN DEĞERİ TRİLYON DOLAR MI? - Ruhittin SÖNMEZ
Partili Cumhurbaşkanı Erdoğan Karadeniz’de bulunan toplam doğalgaz rezervinin 710 milyon metreküpe ulaştığını ve bunun değerinin 1 trilyon dolar olduğunu söyledi.
Bu bilginin “yanlış” olduğunu söyleyenler hemen yaylım ateşine tutuldular. “Siz ülkenizi sevmiyorsunuz” suçlamasına maruz kaldılar.
Oysa böyle teknik olayların yararı veya zararı rakamsal olarak hesaplanabilir. Bu rakamlar da tartışılmaz bir gerçeği ortaya koyar.
Ortada açık bir hesap hatası var. Öncelikle rezervin tamamının kullanılması imkânsız. Uluslararası yayınlarda bu alandan 100 Milyar metreküp gaz çıkarılacağı yazılmakta imiş. Bunun değeri Botaş’ın konutlara satış fiyatıyla hesaplanırsa 22 Milyar dolar ediyor.
Ama rezervin hepsi çıkarılabilse bile 710 Milyon metreküp gazın piyasa değeri 150 Milyar dolar mertebesinde.
Cumhurbaşkanına böyle hatalı bir hesap verildiyse ve Cumhurbaşkanı aldatıldıysa O’na bu bilgiyi verenlerin niyeti veya kalitesi sorgulanmalı.
Yok olmaz ya, teorik olarak, ikinci ihtimal Cumhurbaşkanının kendisine verilen bilgiyi bilerek abartmış ve gazın değerini “1 trilyon dolar”olarak kamuoyuna duyurmuş olmasıdır.
Bulunduğu söylenen gaz rezervinin tamamı kullanılabilse, Türkiye’nin 10-12 yıllık ihtiyacını karşılar. Halen yılda 13-15 milyar dolarlık doğalgaz alıyoruz.
Netice 150 Milyar dolar da az bir para değil. 1 Trilyon dolar diye manşetlerden duyurulmasına gerek yoktu.
YALANLAR ER VEYA GEÇ ORTAYA ÇIKAR – Ruhittin SÖNMEZ
YALANLAR ER VEYA GEÇ ORTAYA ÇIKAR - Ruhittin SÖNMEZ
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Bilgin, asgari ücret görüşmeleri sırasında“işçi sendikaları başkanları bana 8 bin liranın çok üzerine çıkmayın dedi” şeklinde bir açıklama yaptı. Sendikaların tepkisi üzerine Bakan açıklamasını tevil etmek istediyse de durumu kurtaramadı.
Bakanın bu açıklamasını Türk-İş Başkanı Ergün Atalay şu sözlerle açıkça yalanladı:
"Sayın Bakanı o akşam dinledim. Daha sonra canlı yayında bir daha dinledim. Ne benim ne benim arkadaşlarımın arasında 8 bin lira mevzu oldu. Ben Türk-İş’in talebinin 9 bin TL olduğunu açıkladım. Diğer sendika başkanlarından da 8 bin lira lafını duymadım. Bakan da evvelsi akşam düzeltti. ‘Böyle bir talep gelmedi bana’ dedi. Orada başka burada başka. YALANIN ŞÖYLE BİR HUYU VAR: ÜÇ GÜN SONRA İKİ GÜN SONRA ÇIKAR. Böyle bir şey olur mu?”
Türkiye’nin en büyük işçi kuruluşunun başkanı açıkça Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanının YALAN söylediğini ifade etmiş oldu.
Devlet adamlarının yalan söylemesi gelişmiş demokratik ülkelerde en vahim olaydır. Herhangi bir konuda yalan söylediği ortaya çıkan devlet adamları veya siyasetçiler istifa ederler.
Tabii bizim gibi “ileri demokrasi” içinde olanlar bu kapsamda değildir.
SERİ KATİLİN VİCDANI – Ruhittin SÖNMEZ
SERİ KATİLİN VİCDANI - Ruhittin SÖNMEZ
Türkiye’de seri katil vakasına çok nadir rastlanır. Basına yansımış son seri katil dört cinayet işlemişti ve yakalanarak yargılandı ve 4 kez ağırlaştırılmış müebbet cezaya çarptırıldı. Halen cezaevinde.
Bu vakada şüpheli yakalanmıştı fakat eldeki deliller yeterli değildi. Katil çok soğukkanlıydı, itiraf etmiyor, işlediği cinayetler anlatıldığında olaylarla bağlantısı olmadığını iddia ediyordu.
Seri katilin suçlarını itiraf ettirmek için “Türk emniyet tarihine girecek ve polis okullarında ders olarak verilecek bir sorgulama yöntemi uygulandı.”
Polis tarafından, öldürülen 4 kişinin ceset fotoğrafları, aileleriyle çekilmiş ve çocuklarının fotoğrafları renkli olarak afiş yaptırıldı. Bu fotoğrafların arasına bir de “onun işlemediği bir cinayete ait resimler de ilave edildi. Sonra öldürülen 5 kişinin afiş haline getirilmiş fotoğrafları ile sorgu odası duvarları kaplandı.
Katil zanlısı tek başına sorgu odasına alındığında, afişleri görür görmez şok geçirdi. Gerisini operasyonu yürüten Polis Memurunun ifadesinden öğrenelim: “Öldürdüğü kişilerin ceset fotoğraflarını, ailelerini, çocuklarının fotoğraflarını görünce bu dondu kaldı. Sağına bakıyor öldürdüğü kişi, soluna bakıyor öldürdüğü kişi, nereye dönerse öldürdüğü kişilerin afişlerini görüyordu. Ruh halinin giderek değiştiğini görmeye başladık. Sonra başını iki elinin arasına alarak bağırmaya başladı ‘çıkarın beni buradan. Tamam ben öldürdüm.’ dedi. Onu oradan alırken, öldürmediği kişi için ’Bunu ben öldürmedim ama diğerlerini ben öldürdüm’ dedi.”
Polisin Türkiye’de ilk defa uyguladığı bu sorgulama yöntemini ve sonucunu okuduğumda en soğukkanlı seri katilin bile küllerle kaplanmış kor misali bir vicdana sahip olduğunu düşündüm.
Önemli olan vicdanını örtmüş olan külleri üfleyip ortaya çıkaracak bir yöntem bulabilmekti.
Bu örnek üzerinden sosyal ve siyasi çıkarımlar yapabiliriz sanıyorum.
*
BAZI SÖZLERİ CİDDİYE ALMAK İNSANA AĞIR GELİYOR – Ruhittin SÖNMEZ
BAZI SÖZLERİ CİDDİYE ALMAK İNSANA AĞIR GELİYOR - Ruhittin SÖNMEZ
Prof. Dr. Esfender Korkmaz çok tecrübeli bir ekonomist ve siyasetçidir. Aynı zamanda Yeniçağ Gazetesi’nde ekonomiye dair yazılarıyla kolay anlaşılır, sade ama çok değerli yorumlarını okuduğumuz bir yazardır.
Esfender Hoca’nın son yazısında kullandığı bir cümlede, benim bazı siyasilerin sözleri konusunda duyduğum hissiyatı tanımladığını fark ettim.
Esfender Korkmaz’ın cümleleri şöyle: “Maliye ve Ekonomi Bakanı Nureddin Nebati ''faiz artışı olsaydı, yatırım duracak, üretim azalacaktı'' diyor. Açıklanan resmî verilere ve yaşadığımız gerçeklere alenen aykırı olduğu için Bakanın bu sözünü yorumlamak insana ağır geliyor. Ama Türkiye adına konuştuğu için yorumlamak zorunda kalıyoruz.”
“Bir ülkede ekonomi yönetimi yaşanan sorunların farkında değilse, krizin derinleşmesi kaçınılmaz olacaktır. Ekonomi yönetiminin kendi dünyasında yaşaması, deve kuşu gibi başını kuma gömmesi, ekonomik gidişatı bile bile yanlı ve yanlış yorumlaması krizden daha ağır bir sorundur” diyor.
Esfender Hoca ekonomide ülkemizde yaşanan gerçek durum ile Bakan Nebati’nin sözlerinin hiç alakası olmadığını verilerle, rakamlarla açıklayarak soruyor: “Hazine Bakanı hangi dünyada yaşıyor?”
Ben gerçeğe aykırı, akılcı olmayan, ciddi devlet adamlığıyla hiç yakışmayan sözler sarf eden siyasetçileri görmezden gelmeyi tercih ediyorum. Çünkü o kadar tutarsız ve değersiz sözlerin, benim de sizin de zamanınızı çalmasını istemiyorum.
Fakat bazen bu şahısların bulundukları konum itibarıyla, ettiği söz için değmese de, sonuçlarını tartışmak zorunda hissedebiliyorum. İşte o zaman bu tür sözleri yorumlamak gerçekten ağır geliyor.
*
HUKUK BİR GÜN RAFTAN İNER – Ruhittin SÖNMEZ
HUKUK BİR GÜN RAFTAN İNER - Ruhittin SÖNMEZ
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında verilen mahkeme kararından sonra bir kere daha “Türkiye’nin demokratik bir ülke olup olmadığı” tartışılıyor.
Devleti yöneten siyasi gücün her kademe yargı birimleri üzerinde mutlak bir denetimi olduğu vurgulanıyor.
Yasama ve Yürütme erklerinden sonra Yargının da aynı kişide birleşmesinin sonuçları üzerine yorumlar yapılıyor.
“Mahkemeye bu kararı aldıran siyasi aklın” neleri planladığı, İmamoğlu’nun siyaseten yasaklanmasının siyasi amacının ne olacağı anlaşılmaya çalışılıyor.
Kararın, “6’li Masanın Cumhurbaşkanı adayının kim olacağını etkilemek için mi yoksa İstanbul Belediyesini yargı darbesiyle ele geçirme maksatlı mı verildiğine” dair kafa yoruluyor.
Çünkü artık herkesin “özellikle siyasi davalarda yargının talimatla karar verdiği” gibi bir kanaate sahip olduğu görülüyor.
Bu çok tehlikeli ve üzücü bir durum.
Çünkü adalet devletin temelidir. Bu temelin yıkıldığına inanan vatandaşların devlete olan sadakati ve inancı kaybolur.
Geçmişte de yargının siyasi etkilerle karar verdiği örnekler vardır. Fakat bu kadar yaygın, bu kadar göstere göstere, pervasızca ve hukuki bir kılıf bulma endişesi dahi taşımadan siyasetin yargı silahını kullandığı dönem az olmuştur.
Yine AKP döneminde “FETÖ yargısı” oluşturularak ordu, kurumlar ve siyasi yapının dizayn edildiğini görmüştük.
Şimdi “FETÖ yargısı” yerine oluşturulan “Hükümet veya parti yargısı” ile iktidarın kendisine engel gördüklerine yönelik bir silah gibi kullanılıyor olması (veya bu kanaati oluşturan eylem ve söylemler) devam ediyor.
Üstelik hiç olmadığı kadar anayasal ve yasal güvencelerin ortadan kaldırıldığı yargılamalar yapılıyor.
Daha da üzücü olan, Anayasa ve yasaların açıkça çiğnendiği bu eylemlerin sıradanlaşması ve neredeyse olağan karşılanmasıdır.
Hukukun rafa kaldırılmasını tartışacağımız yerde “mahkeme kararının kime yarayacağını” tartışıyor olmak bu öğrenilmiş çaresizliğin eseridir.
ADALET DEVLETİN NESİ İDİ? – Ruhittin SÖNMEZ
ADALET DEVLETİN NESİ İDİ? - Ruhittin SÖNMEZ
Başlığı okuyunca hemen “böyle basit soru mu olur? Elbette Adalet devletin temelidir” diyeceksiniz. Bu sözü yüzlerce yıldır belleklerimize kazıyan bir kültür mirasımız var. Mahkemelerimizde, adalet saraylarımızda kocaman harflerle bu çok değerli söz yazılıdır.
Peki, adalet sistemine siyasi müdahalelerin olması, evrensel hukuk kurallarının en temel ilkelerinden uzaklaşılarak yapılan bir yargılama ve toplum vicdanına bu kadar aykırı bir mahkeme kararı neyin nesi?
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun bir soru üzerine söylediği “31 Mart’ta seçimi iptal edenler ahmaktır” sözü üzerinden saçma bir suçlama yapıldı. Ceza Davasında yerel mahkeme 2 yıl 7 ay hapis cezası ve siyasi haklardan yasaklanması kararı verdi.
Bir hukukçu olarak çok açık söylüyorum, akıl alır gibi değil.
Neden “bu karar hukukidir” diyen hiçbir ciddi hukukçu yok?
Neden herkes “bu dava ve karar siyasidir” inancında?
ALÇAK BİLE DEĞİL ÇUKUR BUNLAR – Ruhittin SÖNMEZ
ALÇAK BİLE DEĞİL ÇUKUR BUNLAR - Ruhittin SÖNMEZ
Çok zor bir yazı bu benim için. Zor çünkü içimizin kaldıramayacağı iğrençlikleri yapan, insanlık suçunu işleyen ve dinimizi kendi sapıklıklarına meşruiyet aracı yapmaya çalışan herif-i naşeriflerin (şerefsiz heriflerin) hikayesini yazmak kolay değil.
· 6 yaşındaki iken evlendirilen bir kız çocuğu.
· Bu yaştaki çocukla evlendikten sonra yıllarca cinsel istismarda bulunan 29 yaşındaki mürit.(Kadir İstekli) Bu yaratık halen vaazlar verip “halkı irşat etmekte” imiş.
· 6 yaşındaki kendi kızını müridine veren ve kızının yıllarca zincirleme cinsel istismarına göz yuman bir cemaat lideri.(İsmailağa Cemaati’ne bağlı Hiranur Vakfı’nın başkanı Yusuf Ziya Gümüşel.)
· Olay ortaya çıktığında çocuğun doğum kayıtlarına bakacağı yerde kemik yaşı tespiti isteyen savc ı.Mağdure 14 yaşında iken yapılan kemik yaşı tespitine O’nun yerine 21 yaşında başka birinin götürülmesi.
Bu yaratıklardan bahsederken ağzını bozmadan yazmak kolay değil. Bugüne kadar ağzından küfür ve sövgü ifadesi çıkmamış biri olduğum için alışkanlığım yok. Aslında bu yaratıklar çok daha fazlasını hak ediyorlar.
ADAMLIĞIN DİBİ – Ruhittin SÖNMEZ
ADAMLIĞIN DİBİ - Ruhittin SÖNMEZ
Bir milletvekili diğer milletvekiline iri yüzüklü yumruğu ile saldırdı. Yaralanan İYİ Partili Milletvekili Hüseyin Örs yoğun bakımda ölümden döndü. Kalbinde pil bulunan Örs’ün kalp ritmi elektroşokla düzene sokuldu.
Saldırgan AKP’li Milletvekili Zafer Işık"Genel Kurul’da zaman zaman böyle şeyler olur, özür dilemeyeceğim. Kalbinde stent varsa Genel Kurul’a gelmeseydi” dedi.
Daha da fenası Sakarya Üniversitesinden Prof. Dr. Ebubekir Sofuoğlu, İYİ Parti Milletvekili Hüseyin Örs'e yumrukla saldırıp yoğun bakıma kaldırılmasına neden AK Parti Milletvekili Zafer Işık'a, "Adamın dibiymiş, bu bir ecdat geleneğidir, elleri dert görmesin" sözleriyle destek çıktı.
Kimlerin “Prof. Dr.” unvanı taşıdığını daha iyi anlayabilmek için bu sefil açıklamanın tamamını aynen vereyim:
"Adamın dibiymiş Zafer Işık. Anlayana anladığı dilden konuşmuş. Bu bir ecdat geleneğidir, elleri dert görmesin. Müslüman, yeri ve zamanına göre hareket etmesini iyi bilendir. Pısırıklar, Zafer Bey Kardeşimin bu adam gibi tavrını görsün de örnek alsın İnşaAllah..."
Neresinden bakarsanız bakın adamlığın, bilim insanı seviyesinin, devlet adamı liyakatsizliğinin dibe vurduğunu gösteren bir vaka bu.
İYİ Parti, AKP Bursa Milletvekili Zafer Işık hakkında,'adam öldürmeye tam teşebbüs' suçlamasıyla suç duyurusunda bulunacak.
Böyle bir suçun faili olan milletvekilinin pişmanlık duymaması “yargı bizim elimizde nasıl olsa” rahatlığından olabilir. Öyle değilse, bu ne kindir ki hapis cezasını bile göze alıyor?
Bu şahıs nasıl bir milletvekili ki saldırdığının sadece bir kişi olmadığı, milletin iradesi olduğunun bilincinde değil.
Prof. unvanlı şahıs nasıl bir kamplaşmanın esiri olmuş ve karşı kampa nasıl bir nefret duygusunda ki suçu ve suçluyu alenen övmekten çekinmiyor. Hatta saldırıya katılmayanlara “pısırık” diyerek benzer suçları işlemek için kışkırtıyor.
Adına da yazık, soyadına da ve bilhassa unvanına yazıklar olsun.
“Suçu ve suçluyu övme suçunu” işlerken utanmadan ecdat ve Müslüman kavramlarını kullanıyor. Bizim ecdadımız medeni bir şekilde tartışamayan, fikren yenemediği mesai arkadaşına düşmanca saldıran insanlar mıydı? Ecdada hakaret cüretine bakın.
“Müslümanları rencide etmek haramdır ve insanı günahkâr eder. Hatta kafir bile masum ve hatasız olsa, onu rahatsız etmek İslam dininde yasaktır.”
İslami kurallar böyle ama… Bay Profesör bırak rahatsız etmeyi neredeyse öldürülmekte olan bir Müslüman’a “oh olsun!” diyor. Saldırgana da “kahraman” muamelesi yapıyor.
Böylesine Müslüman denir mi?
Denirse olmaz olsun böyle Müslüman.
YAPILMASI GEREKENLER BELLİDE… – Ruhittin SÖNMEZ
YAPILMASI GEREKENLER BELLİDE… - Ruhittin SÖNMEZ
Cumhuriyet Halk Partisinin “İkinci Yüzyıla Çağrı” başlıklı toplantısına çok önemli uzmanlar katıldılar, değerli fikirlerini paylaştılar.
Programda konuşan CHP’nin ekonomi kurmayları Faik Öztrak, Selin Sayek Böke’nin ve yeni ekonomi danışmanı Daron Acemoğlu’nun konuşmalarını dinledim.
Faik Öztrak “Fert başına gelirimizi 20 bin doların üstüne çıkarma” vaadini gerçekleştirecek unsurları şu başlıklarla açıkladı:
“Demokrasisi, kurumları ve kuralları güçlü bir Türkiye… Üreterek zenginleşen rekabetçi bir Türkiye… Zenginliği adil paylaşan bir Türkiye… Temiz ve yeşil bir Türkiye…”
“Neden kurumları ve kuralları güçlü Türkiye? Güçlü bir demokrasi, kurum ve kurallar; toplumda can ve mal güvenliğini, istikrar ve huzuru sağlar. Yatırımı, istihdamı, aşı, işi artırır. Zenginliğin önünü açar.”
Bu açıklamayı ve Öztrak’ın “BİZE KRAL DEĞİL, KURAL GEREK” sözünü çok beğendim.
DEVLETİN ONURU – Ruhittin SÖNMEZ
DEVLETİN ONURU - Ruhittin SÖNMEZ
İçişleri Bakanı Süleyman Soylu daha önce “15 Temmuz Darbesinin finansörü” olduğunu ilan ettiği BAE (Birleşik Arap Emirlikleri)’ne gitti. Soylu’nun BAE başkenti Abu Dabi’de, Başbakan Yardımcısı ve İçişleri Bakanı Saif bin Zayed Al Nahyan ile verdiği resmi gördüğümde bir Türk olarak kendimi aşağılanmış gibi hissettim.
Ömer Seyfettin’in “Pembe İncili Kaftan” isimli hikayesindeki elçi Muhsin Çelebi aklıma geldi. Önce canı ve bütün malı pahasına devletin onurunu koruyan yiğit Muhsin Çelebi’nin tavrını düşündüm.
Arkasından“Darbeci, katil” dedikleri kişinin gözüne bir sevgi pıtırcığı gibi gülümseyerek bakan İçişleri Bakanımızı düşündüm.
Gözlerimden o masalsı kaftanın incileri gibi gözyaşları aktı.
Nasıl akmasın ki…
Bu büyük devletin, büyük Türk Milletinin temsilcilerine bakan Arap Şeyhin adeta “bir avuç dolarla bakın sizi nasıl ayağımıza getirttik” diyen alaycı bakışlarından incinmemek mümkün mü?
Soylu’nun ziyaretinin amacı sadece “bir avuç dolar” mı yoksa BAE’de kontrol altında tutulan Sedat Peker’le alakası var mı? Onu da sonra öğreneceğiz.
MİLLET’İN “M” HARFİNİ ÇALANA CEZA VAR, YERİNE “Z”HARFİ KOYANA YOK – Ruhittin SÖNMEZ
MİLLET'İN “M” HARFİNİ ÇALANA CEZA VAR, YERİNE “Z”HARFİ KOYANA YOK - Ruhittin SÖNMEZ
Bursa'da ilginç bir olay meydana geldi. Millet Bahçesi’nin giriş kapısının tabelasındaki ‘Bursa Millet Bahçesi’ yazısının ‘M’ harfi çalındı.
“M” harfini yerinde göremeyen belediye ekipleri, durumu polise bildirdi. Polis daha önce sabıkası da olan şüpheliyi yakaladı.
Sanık mahkemede “M” harfini çalıp 52 TL'ye sattığını itiraf etti. “Diğer harfleri almadım. M harfinin bedelini ödeyerek tahliyemi istiyorum" dedi. Herbir harfin devlete maliyetinin 470 TL olduğu tespit edildi.
Mahkeme hâkimi, “gece işlenen nitelikli hırsızlık suçundan” dolayı sanığa 6 yıllık hapis cezası verdi. Ancak kovuşturma aşamasında etkin pişmanlıktan yararlanıp, çalınan harflerin masrafını karşılaması nedeniyle cezasını 3 yıla düşürdü.
KORKUYORUM – Ruhittin SÖNMEZ
Aşağıda verdiğim iki şiirden ilki Azerbaycan’ın (1862- 1911 arasında yaşayan) ünlü şairi Ali Ekber Sabir’e ait. Şiir Azerbaycan Türkçesinden Türkiye Türkçesine kısmen uyarlanmış.
Şair önce tek başına dağlara çıktığında, çöllere düştüğünde gördüğü ve çoğu insan için korkunç olay ve varlıklardan bile korkmadığını, korkusuz olduğunu anlatıyor. Fakat şiirin son bölümünü okuyunca yangından, volkandan, hortlaktan, cinden, ummandan, tufandan, aslandan, kaplandan korkmayan Sabir’i korkutan bir şey olduğunu öğreniyoruz:
Hiçbir şeyden korkmayan Şair Sabir nerede “Müslüman” diye bilinen bir yobaz, softa ve molla görse korktuğunu anlatıyor. O’na göre, bütün korkunç olaylardan ve varlıklardan daha da korkutucu olan Yobaz, Molla ve Softaların riyakârkandan fikirleridir.
Aslında Sabir sadece “Allah ile aldatanların”düşünce ve eylemlerinden korkuyor.
İSLAM’A KARŞI İSLAM – Ruhittin SÖNMEZ
İSLAM’A KARŞI İSLAM - Ruhittin SÖNMEZ
İlahiyatçı ve Hukukçu dostum Tevfik Karabulut’un çok değerli araştırma kitabında yazdığı gibi “İslam’a Karşı İslam” stratejisi ta Hz. Peygamber döneminde başlamış bir projedir.
Medine Yahudi toplumundan olup Müslüman görünerek yaşayan münafıklar, Müslümanlar arasında fitne çıkarmak maksadıyla bir mescit(cami) inşa ederler. Maksatları camiye gidiyor görüntüsüyle şüphe çekmeden bir araya gelerek görüşmeler yapmak, kararlar almak ve Müslümanlar arasında fitne çıkarmaktır.
Hatta Hz. Peygamber’e haber göndererek “yağmurlu ve soğuk günlerde hasta ve özürlü Müslümanların rahatça ibadet edebilmesi için bir mescit yaptırdıklarını” söylediler. Hz. Peygamber’den “Mescitte namaz kıldırmak suretiyle hizmete açmasını” talep ettiler.
Fakat bu arada Tevbe Suresinin 107-110. Ayetleri indi ve Peygamber uyarıldı.
ENFLASYON KADER DEĞİL BİR TERCİH – Ruhittin SÖNMEZ
ENFLASYON KADER DEĞİL BİR TERCİH - Ruhittin SÖNMEZ
Durmuş Yılmaz Merkez Bankasının en başarılı geçmiş dönem başkanlarından. Halen İyi Parti’nin ekonomi kurmaylarından biridir. 31 Ağustos’ta Ankara’da yapılan İYİ Parti çalıştayı öncesi, 20 dakika kadar Durmuş Yılmaz ile sohbet etmiştim.
Bugün o sohbetten hafızamda kalanları canlandıran bir makale okudum. Bilkent Ünivesitesi'nden Prof. Dr. Refet Gürkaynak, Burçin Kısacıkoğlu, SangSeok Lee ile Yale Üniversitesi'nden Prof. Alp Şimşek’in ortaklaşa yazdığı makalenin başlığı “Türkiye'nin enflasyon tercihleri.” Durmuş Yılmaz’ın bir sohbet ortamında anlattıklarının açıklamasını bu bilimsel makalede buldum.
*
İzmit’e böyle bir mekân lazım – Ruhittin SÖNMEZ
İzmit’e böyle bir mekân lazım - Ruhittin SÖNMEZ
İstanbul’da Bağlarbaşı’ndaydık. Bir iki saat kadar vakit geçirmemiz gerekiyordu. Bağlarbaşı Kültür Merkezi karşımızdaydı fakat Merkez o saatte faal değildi.
Kültür Merkezi’ne daha önce bir defa gitmiştim. Ancak bu merkezin hemen yanında tarihi bir gar binası içinde faaliyet gösteren “Nevmekan” diye bir işletme olduğunu fark etmemiştim.
“Madem ki zamanımız var buraya bir bakalım” dedik. İyi ki girmişiz. Gerçekten hem estetik hem kullanışlı ve hem de huzur dolu bu mekânda geçirdiğimiz 1,5 saatten sonra çok mutlu olduk.
Tarihi mekânı bu hale getiren, projede emeği geçen herkese şükran duyduk. Sadece “işletmenin adı daha Türkçe olsaydı”demekten başka eksik bulamadık.
Ve “İzmit’e de böyle bir mekân lazım” dedik.
TOGG İLE GURUR DUYMAK İÇİN – Ruhittin SÖNMEZ
TOGG İLE GURUR DUYMAK İÇİN - Ruhittin SÖNMEZ
“TOGG’un yaşaması ve dünya çapında bir marka olabilmesi için şunlar lazım” dediğinizde birileri tarafından hemen “hain” veya “ülkesinin başarılarından gurur duyamayan gafillerden” olmakla
suçlanabilirsiniz. Yani bu konuda yazmak riskli.
Ama mademki bu tercih yapıldı, “bu alanda ülkemizin başarılı olmasına nasıl katkı sağlayabiliriz?” diye düşünmek ve yazmak lazım.
TOGG henüz seri üretime başlamadı. Açılış töreninde gösterilen araçlar seri üretim bandından çıkmadı.
Ama eksiklikler giderilecek ve muhtemelen ilk modeli Mart 2023’te satışa sunulacak.
Bu tarihe kadar toplam yatırımın 1,8 Milyar Euro olacağı, 15 yıl içinde yatırım tutarının 3,5 Milyar Euro’ya çıkacağı söyleniyor. Bu bizim için ciddi bir para.
Türkiye’deki milyonlarca tarım üreticisine sağlanan desteklerin tamamının 29 Milyar TL (yaklaşık 1,5 Milyar Euro) olduğunu düşünürseniz gerçekten önemli bir meblağ.
Böyle bir yatırım başarılı olursa yani kâr eden, katma değer üreten, ülkenin yeni teknolojilere geçişine katkı sağlayacak bir fabrika olursa müthiş olur.
Diğer yandan, Kur Korumalı Mevduata ödenen örtülü faiz 8 Milyar Euro civarında. Böyle bakarsanız TOGG yatırımı için harcanan para çok değil.
Alman markası Volkswagen’in elektrikli araç üretimi ve otonom sürüş teknolojilerine 2024 sonuna kadar ayırdığı kaynak 73 milyar Euro imiş. Diğer ünlü markaların bu alana yapacağı
yatırımların boyutu da dudak uçuklatır.
Bu açıdan bakarsanız bu yatırım için ayırabildiğimiz kaynak çok kısıtlı. Rakiplerimizin kaynakları bizimle kıyas kabul etmeyecek kadar büyük.