Ahsen Okyar Söylenmek yerine söylemek lazım…

ahsen okyar
17Ağu/230

YENİ ANAYASA TÜRKİYE’Yİ ÇÖZME ARACI MIDIR – Prof. Dr. Mustafa E. ERKAL

mustafa e erkalYENİ ANAYASA TÜRKİYE’Yİ ÇÖZME ARACI MIDIR - Prof. Dr. Mustafa E. ERKAL

Anayasa dahil konuları özgürlükçü ve güvenlikçi diye ayırmaktan uzak durmak gerekir. Bunlar birbiriyle çelişmez; ama tamamlar.

Türk demokrasisini darbe anayasasından kurtarıp özgürlükçü sivil anayasa yapma masalı çok eskidi. Hala 12 Eylül Anayasası’nı darbe anayasası olarak görmek Anayasa’da bugüne kadar yapılan değişikliklerin farkında olmamaktır.

Aydınlar Ocağı Genel Merkezi daima üstüne düşeni yapma sorumluluğu içinde olmuş; sorunlardan ve milli meselelerden hiç kaçmamıştır. Bunun somut örneklerinden birisi de, beş sene önce TBMM Anayasa Komisyonu’na katılarak görüşlerini açık ve seçik ortaya koymasıdır. Suya sabuna dokunmadan her gelen iktidara yaranma çabası içinde imkanları kapan ve kaybolan kuruluşları üzüntü ile izlemişizdir.

15Ağu/230

SÖZ VERİLEN DEPREM KONUTLARI YAPILABİLECEK Mİ? – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sSÖZ VERİLEN DEPREM KONUTLARI YAPILABİLECEK Mİ? - Ruhittin SÖNMEZ

6 Şubat’ta iki büyük deprem yaşanan bölgede 680 bin konut ve 170 bin işyerinin yeniden inşa edilmesi gerekiyor.

Seçim öncesi Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan “inşaatların yapımına Mart ayının ortasında başlanacağı ve en geç bir yıl içinde tamamlanacağına” söz verdi. Bölge halkı da bu sözlere inanıp AKP ve Erdoğan’a oyları yağdırdılar.

27 Şubat 2023 tarihli köşe yazımda, tamamen teknik verilerle, bu kadar konut yapımının bir yıl içinde yapılmasının imkânsız olduğunu şu cümlelerle yazmıştım:

“Türkiye’nin yaklaşık 700 bin konutu kısa sürede yapacak altyapısı ve insan gücü yok. Zaten deprem öncesinde inşaatlarda işini bilerek yapacak eğitimli usta bulunamıyordu. Yıkımların önemli bir kısmının ehil olmayan ustaların uygulama hatalarından kaynaklı olduğu görüldü. Şimdi bu insan gücünü yetiştirmek temel bir sorun olarak karşımızda.

Yani yeni yapılması gereken konutların tamamlanması yıllar sürecek.”

11Ağu/230

OSMANLININ SON DÖNEMİNDE AYDIN BİR SUBAY:NAZİF PAŞA–Doç. Dr. İsmet SARIBAL

s200__smet.sar_balOSMANLININ SON DÖNEMİNDE AYDIN BİR SUBAY:NAZİF PAŞA

Doç. Dr. İsmet Sarıbal

Çankırı Karatekin Üniversitesi

 ismetsaribal@gmail.com

Özet bilgi

Nazif Paşa, Osmanlı Devleti’nde uzun süre ataşemiliterlik yapan ender subaylardan biridir. Viyana ve Berlin sefaretlerinde yaklaşık on yıl görev yapmıştır. Bu süreçte edindiği bilgi ve tecrübelerine istinaden Harbiye Nezaretinin muhtelif şubelerinin idaresini üstlenmiş, Tasfiye-i Rüteb Komisyonu Başkanlığı gibi önemli bir görevi icra etmiştir. Lakin mezkûr komisyon başkanlığı sırasında Mahmud Şevket Paşa’yla arası açılmış, bu nedenle Avrupa’ya gidip emekli olmak zorunda kalmıştır. Mahmud Şevket Paşa suikastının akabinde İstanbul’a dönmüş fakat gözaltına alınıp Vize’ye sürgüne gönderilmiştir. Bir müddet Vize’de kaldıktan sonra Avrupa’ya gitmesine müsaade edilmiş, yaklaşık beş yıl Viyana’da sürgünde yaşamıştır. Sürgün hayatı Enver Paşa ve diğer önde gelen İttihatçıların ülkeden ayrılmalarıyla sona ermiştir. İstanbul’a döndükten sonra, kısa bir süre Erkân-ı Harbiye-i Umumiye İkinci Başkanlığı yapan Nazif Paşa sonrasında aktif görevden ayrılmıştır. Bu çalışmada aynı zamanda Yeni Askerlik   ve Terakki Çareleri adı kitapların yazarı olan Nazif Paşa’nın hayatı hakkında değerlendirmelerde bulunulacaktır.

11Ağu/230

FAZLA ABARTMAYIN – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sFAZLA ABARTMAYIN - Ruhittin SÖNMEZ
Aradan çok yıllar geçti. Fakat İlhan Kesici’nin (belki de daha siyasete atılmadan) Kocaeli MÜSİAD’daki
konferansında, kendine has üslubu ile anlattığı fıkrayı unutmadım. Ne zaman mübalağalı (abartılı) bir
övünme duysam aklıma gelen o fıkra şöyleydi:
Amerika’da yaşayan bir Türk bir nehir kenarındaki ormanlık alanda piknik yapmaktadır. Nehir
kenarında oynayan 5-10 yaşlarındaki dört çocuk bir anda akan suya kapılarak sürüklenmeye başlar.
Herkes çığlıklar içindeyken bizim Türk orada bulduğu kesilmiş bir ağaç gövdesini suya atar, çocuklara
yaklaşıp onları ağacın üstüne alarak karaya çıkarır. Çocukları boğulmaktan kurtarır.
Bu olay sonrası ABD’de “kahraman” ilan edilir. Hayatının geri kalanında bu kahramanlık hikayesini
anlattığı konferanslardan elde ettiği gelirle, geçim sıkıntısı yaşamadan ömrünü tamamlar.
Vefatından sonra ruhlar aleminde diğer insanlarla beraber hesap verme sırasını beklemektedir. Bu
arada büyük kapının arkasındaki hesap verme mahallinde neler olacağını öğrenmeye çalışır.
Görevli meleğe hesap verme yerinde neler sorulduğunu, neler anlatması gerektiğini sorar. Melek O’na “dünyada yaptığın önemli iyiliklerini düşün ve onları anlat” der.
O da çocukları kurtarma hikayesini anlatıp “bu yaptığım iyilik hikayesi işe yarar mı?” diye sorar.
Melek “tamam tamam anlat da fazla abartma. Çünkü içeride Nuh peygamber de var” der.

9Ağu/230

ÖMÜR DEDİĞİN – Seyfettin KARAMIZRAK

seyfettin-karamzrakÖMÜR DEDİĞİN - Seyfettin KARAMIZRAK
Ortalama ömrümüzü nasıl geçirdiğimizi hiç düşündünüz mü? Bu sonuçları görünce
aslında yaşamak için geriye ne kadar az zamanımız kaldığını göreceksiniz.
Hani şair demiş ya; “…insan bu su misali…”
Bakın insanın ortalama hayatı nasıl geçmektedir. Yapılan hesaplamalara göre ortalama olarak bir insan ömrü 75 yıldır. Bunun yarıya yakınını, gece yaşar ve bu süreçte genelde uyur.
Uykuda geçen süre, tahmini 25 yıldır. Ortalama 15 yıl da çalışmaktadır.
Geriye 35 yıl kalmaktadır. Bu 35 yılın 5 yılı çocukluktayken geçer ve anlaşılmaz. 5 yılı da yaşlanınca gider ve yaşantının bu kısmından da fazla bir şey anlaşılmaz. Geriye 25 yıl kalır.
Ayrıca 9 yıl ekran başında, 2 yıl telefonla konuşarak, 1 yıl ev temizliği yapmakla geçmekte. İnsanoğlu 1,5 yılını karnını doyurmakla, 5 yılını araç kullanarak geçirmekte. 1,5 yıl banyoda oyalanmakta, 100 günü tuvalette geçmektedir.

8Ağu/230

BERLİN’DE LGBT ETKİNLİĞİ – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sBERLİN’DE LGBT ETKİNLİĞİ - Ruhittin SÖNMEZ

22 Temmuz’da başlayan tatilimiz için ailemle beraber Berlin havaalanına indik. Buradan kiraladığımız bir otomobil ile önceden rezervasyon yaptırdığımız otelimize gitmeye çalıştığımızda bir sürprizle karşılaştık.

Otele giden bütün yollar polis tarafından trafiğe kapatılmıştı. Navigasyonun gösterdiği tüm alternatif yolları denememize rağmen otele ulaşmamız mümkün olmadı. Bu sırada yolların trafiğe kapatılma gerekçesinin LGBT’lilerin yürüyüşü olduğunu öğrendik.

Mecburen uygun bir park yerine arabayı koyup şehir içinde gezinmeye çalıştık.

Bir yandan da “Bir avuç LGBT’ci için bu kadar yol trafiğe kapatılır mı?” diye söyleniyorduk. Ama hiç de küçümsenmeyecek boyutta bir etkinlik olduğunu zaman içinde anlamaya başladık.

Üstü açık onlarca otobüs veya kamyon üzerinde gökkuşağı renkli flamalar taşıyan binlerce kişi müzikli şamatalı bir geçiş yaptılar.

7Ağu/230

Hani o türbesi taşınan Süleyman Şah var ya! – Mustafa ÇEBİ

indirHani o türbesi taşınan Süleyman Şah var ya! - Mustafa ÇEBİ

Diğer adı Gündüz Alp'tir.

Kaya Alp'in oğludur.

Ertuğrul Gazi'nin Babası, Osman Bey'in de dedesidir...

Kayı boyundandır ve aslı, nesli Türk'tür.

Diriliş seyredip kendini Ertuğrul Gazi yerine koyan, onun elbisesini giyerek eline aldığı kılıcı televizyonun önünde sallayan Osmanlıcılara hatırlatayım dedim.

Hani Kanuni Sultan Süleyman var ya!

Gavurların "Muhteşem Süleyman" dedikleri... Dedesi Fatih gibi adaletli...

Adaletin timsali olduğu için Almanya'nın Nürnberg Adalet Sarayına heykeli dikilen... Bugünün adalet dağıtıcısı olduklarını söyleyen sözde Osmanlıcılara hatırlatayım...

Hani bir Fatih Sultan Mehmet var ya!

Çağ açıp çağ kapayan.

Peygamberin övgüsüne mazhar olan, Türkçe konuşan, Türkçe yazan Türk.

Zamanın en ileri teknolojisine sahip dehası.

Hani bir AtaTürk var ya!

İşgal edilmiş, namusuna göz dikilmiş bir ülkeyi kurtarıp ülkesini muasır medeniyetin üstüne taşıyan, tarih yapan Türk.

Bunlar gerçek, dizi değil.

Kimseye boyun eğmediler.

Savaştılar.

Başka ülkelerin mandası-boyunduruğu altına girmediler, şunun bunun kuklası olmadılar...

Mektup yazdılar, mektup almadılar.

Türklüğü reddedip Osmanlının bozulduğu, o çöküş dönemine öykünen, Osmanlıcılık oynayanlara hatırlatayım dedim.

7Ağu/230

BİZİM ZAMANIMIZ.. – Kandıralı FETHİ

363396762_3429393377374408_6845709818396600029_n

BİZİM ZAMANIMIZ.. -  Kandıralı FETHİ

GARUŞUK-GURUŞUK biiii yazı...

Bizim zamanımızda kibritler vardı ve ocaklar ve sobalar bu kibritle tutuşturulurdu..

Vasati kaç ÇÖP’dür..???

TEKEL kibritleri 60 misali...

sahiii, var mı..??

satılıyor mu.. şimdilerde..,,???

Neee Alaka Allah, -allah

İşte, ordan girerek.. Mesela...

7Ağu/231

KANDIRALI SAHHAF RAİF YELKENCİ – Adem ARI

IMG-2060_thumbKANDIRALI SAHHAF RAİF YELKENCİ - Adem ARI

Şehirlere kimlik katan mekanlardır. Mekanlara ruh veren, onların işlevselleştiren insanlardır. Sahhaflar Çarşısı Osmanlı’dan Cumhuriyet’e intikal eden İstanbul’un medeni-kültürel kimliğinin en önemli parçasıdır. Raif YELKENCİ buranın Reisü’s-Sahhafı. Sahhafların piri. Kendisini Raif Efendi’nin bir öğrencisi olarak gören Tarihçi İsmail Hakkı UZUNÇARŞILI’ya göre; “Şeyhü’l-Kütüb.

Cuma günü Raif Efendi’nin torunu Halise Alkan Hanımefendi’yi Kocaeli Kandıralılar Derneği Denetleme Kurulu Başkanı Ahsen OKYAR, Kandıra Musiki ve Tiyatro Derneği Başkanı Rüştü UYGUR, Biz Kandırayız Kültür Platformu Başkanı Aygün AYNAGÖZ ve Sakarya Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Bölümü Öğretim Görevlisi Adem ARI ile ziyaret ettik.

5Ağu/230

Arınma vesilesi olarak tövbe – Fahri SAĞLIK

fahri sağlıkArınma vesilesi olarak tövbe - Fahri SAĞLIK

Sözlükte “pişmanlık, nedamet, geri dönmek, dönüş yapmak, vazgeçmek” anlamına gelen tövbe, dini bir terim olarak; “insanın bilerek veya bilmeyerek işlediği hatalardan, kusurlardan, günahlardan dolayı pişman olup bir daha aynı günahları işlememeye karar vermesi, Allah’a sığınarak, O’ndan affetmesini, bağışlamasını dilemesi, yaptıklarından pişman olduğunu da belirterek sadece O’na yalvarması” anlamına gelir.

4Ağu/230

DİYANET İŞLERİ BAŞKANININ KIZI HAKLI – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sDİYANET İŞLERİ BAŞKANININ KIZI HAKLI - Ruhittin SÖNMEZ

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın İngilizce öğretmeni olan kızı Feyza Erbaş’ın bir sosyal medya paylaşımı çok tepki aldı.

Oysaki Feyza Erbaş bu paylaşımında sadece döviz kuru artığı için çocuklarıyla birlikte yurt dışına çıkamadığından yakınmakta idi.

Erbaş, bugüne kadar 8 yaşındaki kızının 13 kere yurtdışına gittiğini, beş yaşındaki oğlunun ise pandemi (salgın) sebebiyle sadece 2 ülkeyi ziyaret ettiğini açıkladı.

Hiç yurt dışına götüremediği 3 yaşındaki en küçük oğluna “yüro (Euro) 30 TL maalesef, cennet vatanımızda nereleri görebilirsen artık. Hiç sesini çıkarma” diyerek bu döviz kurlarıyla yurtdışına gitmenin neredeyse imkânsız olduğunu anlatmaya çalıştığı görülüyor.

Bu paylaşıma tepki verenlerin çoğu “halkımız en temel ihtiyaçlarını karşılamakta güçlük çekerken kadının derdine bak!” tarzında idi.

Öyle ya, “vatandaş her şeye gelen zamlardan, vergi artışlarından geçim derdinde iken… Barınma sorunu yaşarken… Temel gıdaları bile alamamaktan şikayetçiyken… Yurtdışına gidememekten şikâyet mi olurmuş?”

Olur efendim!

1Ağu/230

İNSANLAŞTIRMA SÜRECİ OLARAK EĞİTİM – Dr. Mehmet Zeki ILGAR

15158-t1
İNSANLAŞTIRMA SÜRECİ OLARAK EĞİTİM - Dr. Mehmet Zeki ILGAR
İnanarak söylediğimiz bir gerçek var ki; insanoğlu canlı varlıklar arasında eğitilebilir ve eğitime muhtaçlığı en belirgin olanıdır. Oysa insana akraba yapılmaya çalışılan hayvanlar içgüdü adı verilen hazır tepki kalıplarıyla dünyaya geldiklerinden kısmen eğitilebilirler; ancak eğitime muhtaç değildirler. İlahi bir lütufla insanoğlu gelişmiş bir sinir sistemi, mükemmel bir bedensel yapı, üstün öğrenme yeteneği, yaşamayı ve öğrenmeyi sağlayacak güdülerle dünyaya gelmektedir.
İnsanlaşabilmesi ve insanca yaşayabilmesi için bilgi, beceri ve tutumlarla donanık hale gelmesi yani eğitilmesi gerekmektedir.
Ancak nasıl bir eğitim konusunda tartışmalar yaşanmaktadır. Klasik eğitim anlayışına bağlı olanlar tamamen davranışçılığı temel alarak ödül ve cezaya dayalı davranış değiştirmeyi eğitim olarak kabul etmektedirler.

30Tem/230

TÜRKİYE CUMHURİYETİ TARİHİNDE KUTLU 5 OLAYIN YILDÖNÜMÜNDE BAZI HATIRLATMALAR

TÜRKİYE CUMHURİYETİ TARİHİNDE KUTLU 5 OLAYIN YILDÖNÜMÜNDE BAZI HATIRLATMALAR

• Temmuz ayı Cumhuriyet tarihimizde çok önemli olayların yaşandığı kutlu bir aydır.

• Bu kutlu olaylardan 20-24 Temmuz arasında gerçekleşenlerin, tarih sırasına göre, özeti aşağıdadır.

• Kimlik yabancılaştırma dayatmalarına karşı ulusal bilincimizi pekiştirmek için "Tam bağımsız, laik, sosyal hukuk devleti" ilkelerini ve Atatürk’ün MİLLİ ÜLKÜMÜZ(*) tanımlamasını çoluk çombolağa tekrar tekrar okumak, anlatmak gerekiyor.

• Kutlu, mutlu olayların tarihimize mal olmasında emeklerini esirgemeyenler ile şehit ve gazilerimizin aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliyorum. 20 Temmuz 2023 Perşembe

Kutlu ve Mutlu Günlerimiz:

1- 23 Temmuz 1919 : Erzurum Kongresi,

2- 24 Temmuz 1923 : Lozan Barış Antlaşması,

3- 20 Temmuz 1936 : Montrö (Montreux) Boğazlar Sözleşmesi,

4- 23 Temmuz 1939 : Hatay’ın Türkiye’ye Katılması,

5- 20 Temmuz 1974 :Kıbrıs Barış Harekatı.

28Tem/230

Muharrem ayı ve aşure – Fahri SAĞLIK

fahri sağlıkMuharrem ayı ve aşure - Fahri SAĞLIK

Yıllar geçiyor ki, yâ Muhammed,

Aylar bize hep Muharrem oldu!

Muharrem ayı hicri takvimin birinci ayıdır. On Muharremin ( Aşure günü ) kültür ve medeniyetimizde ayrı bir yeri ve önemi vardır. Her yıl on Muharremi büyük bir hürmet, hüzün ve ümitle yâd ederiz. Hürmetimiz, bu günde Hz. Adem ( a.s. )’dan itibaren pek çok peygamberin yaşamış oldukları aziz hatıralarına, hüznümüz, başta Hz. Hüseyin efendimiz olmak üzere çoğu Ehl-i beyt’ten yetmiş sahabenin Kerbela’da şehit edilişlerine, ümidimiz de bu elim olaydan dersler alınarak Müslümanların birlik, beraberlik ve kardeşlik idrakine kavuşabilmelerinedir.

28Tem/230

LOZAN’I BEĞENMEYENLER! – Prof. Dr. Süleyman ÇELİK

ZA1-97

LOZAN’I BEĞENMEYENLER! - Prof. Dr. Süleyman ÇELİK (scelik44@gmail.com)

Lozan antlaşmasını kimler beğenmedi?..

En başta Amerika beğenmedi ve antlaşmayı imzalamadı. Amerika’nın antlaşma hakkındaki tepkisini, Senatör W. Upshaw ifade etmiştir:

"Lozan antlaşması, Timurlenk kadar hunhar, Korkunç İvan kadar sefih ve kafatasları piramidi üzerine oturan Cengiz Han kadar kepaze olan bir diktatörün, zekice yürüttüğü politikasının bir toplamıdır. Bu canavar savaştan bıkmış bir dünyaya, tüm uygar uluslara onursuzluk getiren bir antlaşmayı kabul ettirmiştir. Buna her yerde Türk zaferi dediler!..”

Senatör’ün sözleri, antlaşmaya tepkinin yanında Batılı emperyalistlerin, hayallerini kursaklarında bırakan Atatürk’e karşı duydukları ve günümüzde hala süren kini ve öfkesini de ifade etmektedir…

27Tem/230

50 YILLIK YOLCULUK – Ecz. Selçuk ARSLAN

20230312_181336

50 YILLIK YOLCULUK - Ecz. Selçuk ARSLAN

22 Temmuz 2023 Cumartesi günü için sevgili büyüklerimiz Müjgân - Alaattin BÜYÜKKAYA ailesinden bir davet aldık. Ailece çok sevdiğimiz bu kişilerden gelen bu davet, 50. evlilik yıldönümlerini kutlamak ve bu mutluluğu tüm sevdikleri ve yakın dostları ile paylaşmak amacıyla düzenlenen bir toplantı daveti idi.

Kendileri ile bir arada olmaktan her zaman zevk aldığımız bu güzel insanların davetine icabet edip, eşimle birlikte bu davete katıldık.

İlimiz Kartepe İlçesi, Maşukiye Beldesi’ndeki bir sitede bulunan Sapanca Gölü manzaralı ve yeşillikler içindeki evlerinin önündeki geniş bahçede yoğun bir hazırlık yapıldığını gördük. BÜYÜKKAYA Ailesi’nin bütün fertleri büyük bir heyecanla yoğun bir koşuşturma içinde idiler.

Büyükkaya çiftinin evlatları ve torunları başta olmak üzere, aile büyükleri, kardeşleri, yakın akrabaları, komşuları ve Akça Koca Kültür Platformu mensubu bir kısım arkadaşımızla birlikte yaklaşık 80 kişi, bu güzelliği ve mutluluğu paylaşmak üzere hazır bulunuyordu. Konumuz bu davette yapılan ikramlar, dinlediğimiz türküler değil.

26Tem/230

Türkiye Cumhuriyeti’nin ebediyete uzanan tapusu Lozan – İlber ORTAYLI

ilber-ortayli-lozan_tepe

Türkiye Cumhuriyeti’nin ebediyete uzanan tapusu Lozan – İlber ORTAYLI

Bugün Lozan Antlaşması’nın 100’üncü yıldönümü. Antlaşma, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu belgesidir. 100. yılında tekrar görüşme diye bir şey yoktur. Lozan ebedidir. Bugün Lozan üzerinde zafer mi mağlubiyet mi kavgası yapılıyor. Bu boş ve art amaçlı bir kavgadır. Hukuki vesikalar mesnetsiz tarih kavgalarına alet edilemez. Şüphesiz ki Lozan bir vesika olarak tarafların riayet ettiği, bu bölgedeki barışı ve hâkimiyeti tanıyan önemli bir girişimdir. Bu niteliğin herkesçe böyle bilinmesinde fayda vardır.

22Tem/230

Bu kafayla bütçe açığı kapanmaz – Murat AĞIREL

indir
Bu kafayla bütçe açığı kapanmaz - Murat AĞIREL

Cumhurbaşkanlığı koruma ordusu gideri günlük 13 milyon TL ve her ay artıyor. Saray’ın masrafları da her ay artıyor. İhalelerde kamu yararı değil ihaleye giren yandaşın yararı gözetiliyor.
Bundan çok daha büyük bir olay var. Meselenin ortasında ise devlete ait Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı bulunuyor.
Dubai’de yerleşik bulunan “Petroleum Equipment and Supplies FZE” adlı firma 16 Ocak 2023 tarihli (592153 numaralı fatura ile) Fransa merkezli, Ankara’da şubesi bulunan “Dowell Schlumberger” adlı firmaya satış yapıyor.
Fatura muhteviyatı Japonya menşeli üç kalem eşya. Üç adet ürün için toplam tutar 254 bin 309 dolar gözüküyor. Faturanın üçüncü kalemindeki “Modular Insıtu Fluid Analyzer” isimli ürünün bedeli 236 bin 500 dolar.
Ne var bunda diyorsunuz değil mi?
Efendim Dowell Schlumberger firması aldığı bu malı 3 Temmuz 2023 tarihinde gümrükte devrediyor. Kime devrediyor? Türk Petrolleri Offshore Teknoloji AŞ’ye.
Kaça devrediyor?
2 milyon 162 bin dolara! O günkü kur 25.82 TL yazılmış faturaya. Türk Lirası olarak 57 milyon 493 bin TL’ye devredilmiş.
Yani faturanın üçüncü kaleminde 236 bin 500 dolar değeri olan ürün, Türk Petrolleri Offshore Teknoloji AŞ’ye 2 milyon 162 bin dolara satılmış.
Merak ettim. Firmanın Ankara ofisini aradım. Telefona bakan kişiye yetkili ile görüşmek istediğimi belirttim. Telefondaki kişi “Bağlayamıyoruz” dedi. “Yetkili kişi kim” diye sordum. Telefondaki, “İşimizi de söyleyemiyoruz mail gönderin” dedi. Cevap alamadım.
Merak ettim açıkçası 236 bin dolara satın alınan ürün nasıl 2 milyon 162 bin dolara satılmış öğrenmek istiyorum! Mutlaka açıklaması vardır, bakalım ne cevap alacağız…
Fakirin fukaranın sofrasındaki ekmeğe göz dikeceğinize, kamu kurumları ve kuruluşlarını yağmalayan, zarara uğratan kim var ise engelleyin.
Kategori: Makale Yorum yok
21Tem/230

BİZ NEYİ SATACAĞIMIZI İYİ BİLİRİZ – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sBİZ NEYİ SATACAĞIMIZI İYİ BİLİRİZ - Ruhittin SÖNMEZ

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Körfez ülkelerinden borç para ve yatırımcı bulma ziyaretleri devam ediyor.
Muhalefet bu ziyaretleri “kapı kapı dolaşıp kredi dilenmek Türkiye’ye yakışmıyor” diye eleştiriyor.
Ancak önce ekonomi kurmayları sonra bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan gitti. Eskiden “katil”, “darbeci” diye lanetledikleri Körfez devletlerinin yetkilileri ile görüştüler. Bu da ekonomik zaruretin büyüklüğünü göstermekte.
Erdoğan’ın son açıklamasından borç para bulmanın kolay olmadığı ama Türkiye’nin bazı önemli
varlıklarının bu ülkelere satılacağı anlaşılıyor.
R. Tayyip Erdoğan “Körfez ülkelerinin, Türkiye’den belli ‘ASSET’leri alma durumu olacak. Ama
BOTAŞ’ın satılması gibi bir durum yok. BİZ NEYİ SATIP SATMAYACAĞIMIZI İYİ BİLİRİZ” dedi.
Cumhurbaşkanımız nadiren ve belli durumlarda İngilizce kelime ve kavramları kullanıyor. Bazen Akdeniz’e “White Sea” demek gibi hatalar yapsa da “one minute” ve “Vay Pi Ci” (YPG) gibi kullanımları dikkat çekiyor.
Bu açıklamada “ASSET” sözcüğünü kullanması bence bilinçli bir tercih. Erdoğan’ın çok kurnaz bir siyasetçi olduğu bu örnekle bir kere daha ortaya çıktı.
İngilizce sözlüklerde “Asset” sözcüğünün karşılığı “varlık, mülk, kıymetli şey, servet” olarak verilmekte.
Erdoğan “Bu ülkeler bazı varlıklarımızı/ mülklerimizi/ kıymetli şeylerimizi alacaklar” dese vatandaşlarımızın çoğunun milli gururu incinebilir, toplumsal vicdanda rahatsızlık yaratabilirdi.
“Yabancıların belli asset’leri almaları” durumunda bırakın gurur incinmesi, övünç duygusuna bile yol
açabilir.

19Tem/230

Türk Tarih Kurumu ve İzmir İktisat Kongresi : 19 Temmuz’da Başlıyor – Sadık Rıdvan KARLUK

indirTürk Tarih Kurumu ve  İzmir  İktisat Kongresi : 19 Temmuz’da Başlıyor - Sadık Rıdvan KARLUK

Türk Tarih Kurumu,  Cumhuriyetimizin 100. Yıldönümünde Türkiye’nin iktisat tarihi ve iktisadi düşünce birikimi üzerine çalışanları   bir araya getirmek için  İzmir’de  19 Temmuz’da Kongre toplayacaktır.  Karar çok yerindedir.  Son yıllarda Türkiye’nin ekonomik olarak nereye geldiği,  ekonomide hangi sorunlarla karşılaşıldığı, bunların çözüm yolları  Kongre’de tartışılacaktır. Bugün karşılaştığımız sorunlar 100 yıl öncesinin sorunlarından çok farklıdır.

Son yüzyılda  ekonomi teorisinde de  önemli gelişmeler meydan gelmiş, bu gelişmeler Türkiye ekonomisine de  yansımıştır. Bildiriler, bir yüzyıl sonrasına önemli bir miras olarak kalacaktır. Cumhuriyet döneminde İzmir’de beş İktisat Kongresi düzenlenmiştir. Bu süreçte İkinci (1981), Üçüncü (1992) ve Dördüncü (2004) Türkiye İktisat Kongrelerine bildiri sunarak  katkıda bulundum.  İzmir’de yapılacak Kongre’de de açılışta bir sunum yapacağım.