Ahsen Okyar Söylenmek yerine söylemek lazım…

ahsen okyar
8Kas/230

Rüşvet çarkı örtülüyor

unnamedRüşvet çarkı örtülüyor

HSK, İstanbul Anadolu Başsavcısı İsmail Uçar’ın anlattığı rüşvet çarkına ilişkin incelemeyi sadece bir hakimle sınırlandırdı. HSK “Bizim yetkimizde” diyerek savcılığın soruşturmasını engelledi. İstanbul Anadolu Başsavcısı İsmail Uçar, 6 Ekim 2023 günü Hâkimler ve Savcılar Kurulu’na gönderdiği yazıda, kendisinin yönettiği dünyanın en büyük adliyesindeki rüşvet çarkını anlatmıştı.

Başsavcı İsmail Uçar, yargı içinde çete ve çetecikler oluştuğunu, bunlar temizlenmezse devletin, toplumun çürüyeceğini ifade etmişti.

Başsavcı İsmail Uçar, İstanbul Anadolu 4. Sulh Ceza Hâkimi Sidar Demiroğlu’nun, uyuşturucu kaçakçılarını, silahlı soyguncuları, yasa dışı bahis baronlarını sadece günler içinde tahliye ettiği kararları tek tek sıralamıştı.

Başsavcı, habere erişim engeli kararlarının para karşılığında verildiğini de iddia etmişti.

Ayrıca İsmail Uçar, İstanbul Anadolu Adliyesi’nde Adalet Komisyonu Başkanı olan Bekir Altun’un, şaibeli tahliye kararlarına imza atan Hâkim Sidar Demiroğlu’nun Anadolu 21. Ağır Ceza Mahkemesi’ne başkan olarak atanmasını sağladığını ifade etmişti.

8Kas/230

Lösemi şüphesi oluşturan 4 önemli soru!

losemi_suphesi_olusturan_4_onemli_soru_h139393_8c8fd

Lösemi şüphesi oluşturan 4 önemli soru

Çocuklar düşe kalka büyüyor… Bu sırada küçük morluklar, ufak sıyrıklar oluşması olağan. Ancak özellikle diz üstündeki yumuşak dokuda hiç bir nedeni yokken ortaya çıkan, sayıca artan, çabuk iyileşmeyen morluklara dikkat etmek gerekiyor. Çünkü sıklıkla oyun çağında rastlanan lösemi ilk belirtilerini genellikle bu şekilde gösteriyor.

Çocuklar düşe kalka büyüyor… Bu sırada küçük morluklar, ufak sıyrıklar oluşması olağan. Ancak özellikle diz üstündeki yumuşak dokuda hiç bir nedeni yokken ortaya çıkan, sayıca artan, çabuk iyileşmeyen morluklara dikkat etmek gerekiyor. Çünkü sıklıkla oyun çağında rastlanan lösemi ilk belirtilerini genellikle bu şekilde gösteriyor.

Acıbadem Altunizade Hastanesi Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Cengiz Canpolat, 2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası kapsamında yaptığı açıklamada, lösemi şüphesi oluşturan, ihmale gelmez belirtileri anlattı, anne ve babalara önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Halk arasında ‘kan kanseri’ olarak bilinen lösemi, çocukluk çağı kanserleri içinde yüzde 30 görülme sıklığıyla en üst sıralarda yer alıyor. Yenidoğan döneminden ergenliğe kadar her yaşta rastlansa da sıklıkla 2-5 yaş arasındaki çocuklarda görülüyor.

Genetik olduğu kadar çevresel faktörlerin de lösemiye yol açtığı, hatta çocuklarda genetik, yetişkinlerde ise çevresel faktörlerin daha etkili olduğu düşünülüyor. Tıbbi gelişmelerin her geçen gün hızlandığı ve daha etkili tedavi sonuçları verdiği günümüzde erken tanı ve doğru tedavi ile çocukluk çağı lösemisinde yüzde 75; akut lenfoblastik lösemide ise yüzde 95 oranında iyileşme sağlanıyor.

Acıbadem Altunizade Hastanesi Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Cengiz Canpolat, lösemide yüksek iyileşme oranını yakalamak için erken tanının son derece önemli olduğunu vurguluyor.

7Kas/230

DIŞ BORÇLARA ÇARE ARAMA DÖNEMİ – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

DIŞ BORÇLARA ÇARE ARAMA DÖNEMİ – Ruhittin SÖNMEZ

Osmanlı Devleti’nde dış borçların ödenmesini zorlaştıran, sadece alınan borçların verimsiz yatırımlara, israfa ve şatafata harcanması değildi.

Osmanlı’da gayrimüslim nüfusun büyük bölümü ticaret ve finans işiyle uğraşıyordu. Bu kesimler imparatorluğun dünya ekonomisi ile bütünleşmesini sağlamış ve yabancı sermayenin Osmanlı’daki uzantılarını oluşturmuştu. Zamanla gayrimüslim aracılar kapitülasyonlarla yabancıların yararlandıkları ayrıcalıklardan yararlanır olmuştu.

Giderlerini azaltamayan Osmanlı’nın, içerideki yabancılar ve yerli uzantılarından vergi alınamayınca (dış ticaret vergi alanı dışında kalınca) gelirleri azaldı. Bütçe açıkları büyüdü ve devletin mali krizi arttı.

Meşrutiyet Döneminde devleti yönetenler sorunun sebebini teşhis etmişti. 1910 Bütçe sunuş konuşmasında Maliye Nazırı Cavit Bey’in sözleri ibret vericidir:

“Bu devletin sürekli istikrazlar (borçlanmalar) yaparak yaşamasının sonucu daha önce bir kere gördüğümüz ve bir daha görmek istemediğimiz bir mali iflastır. Mali iflas ise en büyük çöküntüdür. Savaş zararı üç beş senede giderilebilir ancak mali iflasın etkilerini silmek için 30-40 sene bile yetmez.”

Bunun için çözüm olarak “mevcut şartlarda borçlanmanın sürdürülmesi ancak ülkenin bağımsızlığını tehlikeye sokmadan her yıl azalan bir şekilde borçlanılması” ilkesi benimsendi.

Ama uygulama böyle olmadı, borçlanma azalan oranda değil, artan oranda yapıldı, bütçe açıkları hızla arttı.

Ayrıca 1911’den sonra birbirini izleyen savaşların (Trablusgarp, Balkan Harbi ve 1. Dünya Savaşı) etkisiyle bütçe açıkları giderek büyüdü.

Birinci Dünya Savaşı’ndan mağlup çıkan Osmanlı Devleti 1918 yılında yapılan Mondros Mütarekesi ile işgale uğradı.

1920’de imzalanan Sevr Antlaşması ile müttefik kuvvetler Osmanlı Devleti’ni mali denetim altına aldı. Geçmişte alınan kapitülasyonlar ve imtiyazların alanı genişletildi. Yabancılar vergi alanı dışına çıkarıldı.

Osmanlı Devleti’nin mali ve iktisadi alanda ve akabinde siyasi alanda bağımsızlığı tamamen sona erdi.

  

5Kas/230

Cumhuriyetin anlamı ve önemi – Fahri SAĞLIK

fahri sağlık

Cumhuriyetin anlamı ve önemi - Fahri SAĞLIK

Bu yıl, 100. yıldönümü kutladığımız Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna giden yolun başlangıcında milletimizin “kayıtsız şartsız, bağımsız yeni bir Türk Devleti” kurmak üzere “ya istiklâl ya ölüm” ilkesi ile başlattığı Millî Mücadele ve Kurtuluş Savaşımız yer almaktadır. Bu süreç içinde Erzurum ve Sivas Kongrelerini takiben 23 Nisan 1920’de, millî iradeye dayanan Türkiye Büyük Millet Meclisi açılmış ve bütün dünyaya karşı, yayınladığı beyanname ile “egemenliğin kayıtsız şartsız Türk milletine ait olduğunu” ve “Büyük Millet Meclisi’nin üzerinde hiçbir makam bulunmadığını” ilân etmişti. Gerçi bu meclis ve bu meclisin içinden çıkan “Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti”, yapısı ve işleyişi yönünden, aslında ismi konmamış bir Cumhuriyet yönetiminden farksızdı. Ama Millî Mücadele’nin ve Kurtuluş Savaşı’nın zaferle bitişini ve Lozan Antlaşması’yla bağımsızlığımızın bütün devletlerce onayını takiben, artık devlet yönetiminin daha açık biçimde isminin konması gerekiyordu.

5Kas/230

ÖZGÜN, KİMLİKLİ VE BİLİMSEL BİR MÜFREDATA İHTİYACIMIZ VAR! – Gürkan AVCI

gurkan-avci- desam sws

ÖZGÜN, KİMLİKLİ VE BİLİMSEL BİR MÜFREDATA İHTİYACIMIZ VAR! – Gürkan AVCI

 
Milli Eğitim Bakanlığı 2023-2024 eğitim ve öğretim yılına ilişkin önemli bir karar daha aldıklarını açıkladı.
Buna göre ders müfredatında değişikliğe gidiliyor. Buna göre Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, müfredatın çok ağır olduğunu ve derslerde sadeleştirmeye gideceklerini duyurdu.
Demokrasi ve Eğitim Stratejik Araştırmalar Merkezi (DESAM)‘ın Kızılcahamam buluşmasında ‘Eğitimde Yeni
Ekosistem, Roller ve Müfredat” temalı oturumda ‘Türk eğitim sisteminin özgün, kimlikli ve bilimsel bir müfredata ihtiyacı olduğunu’ söyleyen DESAM Başkanı Gürkan Avcı, şunları kaydetti;
 
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in müfredat konusunda ortaya koyduğu vizyon ve paylaştığı temalar beni gelecek için umutlandırdı. Bunun yanında halen eğitim sistemimizle ilgili büyük itirazlarım ve ciddi endişelerim de bulunuyor. Ancak tüm eğitim paydaşları olarak eğitim sisteminde yapılan değişim ve dönüşümlere müdahil olur, sesimizi çıkarmaya devam edersek eğitimimizin geleceğine dönük inancımız, güvencimiz artacaktır.

4Kas/230

MÜSLÜMAN, AKIL VE MANTIK – Prof. Dr. Süleyman ÇELİK

celik

MÜSLÜMAN, AKIL VE MANTIK - Prof. Dr. Süleyman ÇELİK (scelik44@gmail.com)

Sosyal medyada dolaşan ekteki videoda konuşan bir Arap aydını özeleştiri yapıyor. Kim olduğu, hangi ülkenin televizyonunda konuştuğu bildirilmemiş. Eskiden olsaydı Tunus’ta diyebilirdik. Ama şimdi orada İhvancılar iktidarda. Belki Lübnan olabilir. Ya da özel bir video çekimidir. Çünkü Arap ülkeleri televizyonlarında kimseyi böyle konuşturmazlar. Her neyse, biz söylenenlere bakalım!..

Ne diyor arkadaş?

“Bizler (yani Müslümanlar) aklımızı ve mantığımızı kullanmayı hak etmiyor muyuz?”

İşte bütün mesele burada: “aklı ve mantığı kullanmak!..”

3Kas/230

OSMANLI DEVLETİ’NİN DIŞ BORÇLAR MACERASI – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sOSMANLI DEVLETİ’NİN DIŞ BORÇLAR MACERASI - Ruhittin SÖNMEZ

Osmanlı Devleti, ilk dış borçlanmasını 1854’te yaptı. 1874 yılına kadar, 15 ayrı dış borçlanma (istikraz) ile Toplam 239 milyon lira borçlandı. Ama ağır faiz yükü nedeniyle hükümetin eline yalnızca 127 milyon Osmanlı Lirası geçti.
1865 borçlanması ile onu takip edenler, hep eski borçlanmaların taksitlerini ödemeye ve bütçe açığını kapatmaya tahsis olunduğundan, Hükümeti mali bir
uçuruma doğru sürüklüyordu. (İ. Hakkı Yeniay)
Alınan her borç için devletin asıl gelirlerini oluşturan muhtelif vergi gelirleri teminat olarak gösteriliyordu. Zamanla daha fazla borç ihtiyacı için ülkenin geri kalan kaynaklarının teminat gösterilmesi bile yetmiyordu.
Daha sonra devam eden borçlanma ihtiyacının daha düzenli karşılanabilmesi için Osmanlı Bankası’nın kurulması gündeme geldi. Bu banka Osmanlı Devleti’nin Merkez Bankası olacaktı. 1863’te Bankanın imtiyaz hakkı sermayedarları İngiliz ve
Fransız olan banka ve bankerlerden oluşan bir gruba verildi.
“Kartopuna benzeyen bir durum meydana gelmişti. Avrupa’dan daha fazla borç sağlandıkça Türkiye’de harcamalar artıyordu.”
1870’lere gelindiğinde dış borçlanma artık müzmin bir hal almıştı (Suvla,1940). Dış borçlanma Osmanlı bütçelerinin kısa vadeli nakit ihtiyacını karşılamakta kullanılmış, ancak yapısal gelir yetersizliği sorununa bir çare üretilememişti.
“Geçici bir araç olan dış borçlanmaya sürekli başvurulması, alınan borçların verimli alanlarda değil de cari giderlere harcanması ve israfa gitmesi, borçlanmaların hesapsız yüksek faizler ve yüksek aracı payları ile yapılmasının” Osmanlı’ya maliyeti ağır oldu.

2Kas/230

BOP’layıp Hoplayan AKP’ye – Zahide UÇAR

Adsız (2560 × 1440 piksel) (1280 × 720 piksel) (800 × 450 piksel) - 30

BOP’layıp Hoplayan AKP’ye - Zahide UÇAR (28 Ekim 2023)

Kurtla avlanıp, kuzuyla ağlamaya çok alıştınız. 20 Yıldır AKP iki ülkeye çalıştı. Biri Yunanistan, diğeri İsrail.. BOP projesi aslında Büyük İsrail Projesi değil miydi? BOP EŞBAŞKANI kim? Bop Eşbaşkanıyım diye ben mi övündüm? BOP Ortadoğu’da 22 ülkenin bölünme projesi değil mi? ABD Dışişleri Bakanı Condeelezza Rice bu gerçeği açıkca ifade etmedi mi? Sonrasında ülkemizde yaşananlara bir bakalım;
Ülkemizin bütün haberleşme kurumlarının özelleştirilmesi, bankaların yabancı tekellere verilmesi sizce neydi? Karadeniz’de en güçlü donanmaya sahip Türk Ordusuna yapılan operasyonlar sizce neydi? Bir ülkenin savunma gücü niye zayıflatılır? Biraz beyni olan bu soruların cevabını bulur.
Anadolu gibi bitki türü açısından en zengin bir coğrafyayı kısır tohumlarla kısırlaştırıp, insanımızı namerde muhtaç hale getirmek neyin hazırlığıdır sizce?
Filistin’i destekleyen Irak, Libya ve Suriye kimin yol vermesiyle paramparça oldu? ABD Başkanı Bush, “Irak’a girmekte tereddüt ediyorduk, Erdoğan bizi cesaretlendirdi” demişti değil mi? Bush, “bu bir Haçlı Seferidir” demesine rağmen, bütün havaalanlarımız ABD’ye açılmadı mı? Tecavüzcü, hırsız Coniler ülkelerine sağ salim dönsün diye dua eden AKP Genel Başkanı değil miydi? Saddam Türkiye’ye; “İran, Türkiye, Irak, birlikte PKK ile savaşıp yok edelim” teklifinde bulundu. Hiç olur mu? O zaman BOP BOZULURDU DEĞİL Mİ?

1Kas/230

Bir kez daha düşünün – Prof. Dr. Yavuz KAYA

362236119_768759178584237_5744887547951118916_n

Çok ilginç değil mi?
Amerika Irak'ı işgal ederken Irak ordusu hiç ortada görünmedi.
Irak ordusunun savaş uçakları hiç kalkmadı.
Tek bir tankı sokağa çıkmadı.
Amerika pikniğe gider gibi elini kolunu sallaya sallaya Irak'a girdi ve ele geçirdi.
Tüm dünya buna şaşırdı.
Peki, neden Amerika bir direnişle karşılaşmadı?
Saddam Hüseyin direnmeden Irak'ı Amerika'ya teslim mi etmişti?
İşgalden sonra ne Amerika ne de CIA bu durum hakkında tek açıklama yapmadı.
Yıllarca bu konu ve soru insanların zihinlerini meşgul etti.
Bu sorunun cevabını bilmek için 1950'de ABD tarafından CIA desteği ile Irak'ta büyütülen "Keşnizani Tarikatını" bilmeniz gerekir.
CIA desteği ile Irak'ta büyütülen bu tarikat Avrupa, Amerika ve Orta Asya'ya kadar yayıldı.
Saddam darbe devrim ile Irak'ı ele geçirdiğinde Saddam'a tamamen itaat ettiler.
Saddam da onlara bir şey yapmadı.
Fakat Keşnizani Tarikatı ordu, bürokrasi, emniyet, istihbarata kadar her yere adamlarını sokup ülkeyi içeriden ele geçirdi.
Genelkurmay Başkanından istihbarat başkanına, İç işleri Bakanından Emniyet amirlerine kadar çoğu kişi Keşnizani Tarikatına bağlıydı.
Tamamen CIA ve MOSSAD kontrolüne girmişlerdi.
Üstelik Saddam'ın eşi ve akrabaları da Keşnizani Tarikatına bağlanmıştı.
Ve Irak Amerika tarafından artık işgal edilebilirdi.
Kimse direnmeyecekti.
Ve Saddam...
Her şeyi anladığında vakit çok geç olmuştu..
Emperyalist ülkeler her zaman tarikatları kullanmışlardır, çünkü o tarikatları kuran yine kendileridir.....

31Eki/230

TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN DIŞ BORÇLAR SORUNU – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN DIŞ BORÇLAR SORUNU - Ruhittin SÖNMEZ

1800’lü yılların başından itibaren İngiltere ve Fransa’nın başını çektiği batı ülkeleri sanayi devrimini gerçekleştirdi. Bu devletler gelişen endüstrileri için bir yandan hammadde bulmaya çalışırken, ürettiklerini satabilecekleri pazarlar da arıyorlardı.
Bunun için sanayileşmiş ülkeler, ilişkide bulundukları geri kalmış ülkeleri ayakta tutacak kadar borç vermek, onları yaşatıp verdiklerinin çok fazlasını başka yollarla geri almak gibi bir yöntem geliştirdiler.
Sanayileşme devrimini tamamlayan diğer gelişmiş ülkeler de bu yöntemi uygulamaya devam ettiler.
Her yıl sanayileşmiş ülkelerden geri kalmışlara “borç” ve “bağış” adı altında belli miktar para gelmekte, bu borçların yarısı eski borçların taksit ve faizi olarak verene geri dönmektedir. Öyle ki, “3. Dünya ülkelerinin yıllık faiz ödemeleri borç toplamının üzerindedir. Yıllık faiz ödemeleri tüm 3. Dünya ülkelerinin sağlık ve eğitim harcamaları
toplamından fazladır.”
Üstelik bu borçlar çoğu zaman şartlı verilmektedir. Böylece borcu veren ülkeye faiz gelirinin yanında başka ekonomik kazançlar da sağlanmaktadır. Mesela bu paranın borcu veren ülkenin şirketlerinin yapacağı belli yatırımlarda kullanılabileceği, bu ülkenin sermayesiyle rekabet eden bir alanda kullanılamayacağı gibi şartlarla verilebilmektedir.
Diğer taraftan sanayileşmiş ülkeler kendilerine yakın iktidarları desteklemek amacıyla da borç vermektedir. Verdikleri borçlar sayesinde bir yandan yüksek faiz gelirleri elde etmekte, bir yandan da bu ülkelerden ihtiyaçları olan hammaddeleri ucuza almak, sanayi üretimlerinin fazlasını bu pazarlarda satmak imkanını bulmaktadır.
Ülke yönetiminin seçimle değiştiği bazı geri kalmış ülkelerde, iktidarın elini rahatlatmak için verilen dış borçlar seçim dönemlerinde sahte bolluk ve refah yaratarak seçim sonuçlarını belirleyici olmaktadır.

30Eki/230

GAZZE DE KATLİAM – Seyfettin KARAMIZRAK

seyfettin-karamzrak

GAZZE DE KATLİAM - Seyfettin KARAMIZRAK
İsrail, “Orta Doğu haritasını değiştireceğiz” hayaliyle Gazze’ye ölüm kusmaya, “çocuk-kadın” demeden sivil kıyımına devam etmektedir.
27 Ekim Cuma’yı Cumartesine bağlayan gece, bu kıyımı zirveye taşıyarak 100 savaş uçağıyla Gazze’ye ölüm yağdırmaya başlamıştır. İsrail’in ölüm tankları da bu vahşete destek vermiştir.
İnsanlığın gözü önünde bir millet vahşice yok edilmektedir. Atılan bomba miktarı, kilometre kareye 33 ton dur. Şimdiye kadar Gazze’ye 12 bin tondan fazla bomba atılmıştır.
Bombaların tahrip gücü, ABD’nin 2. Dünya Savaşı’nda Japonya’nın Hiroşima kentine attığı atom bombasının gücüne eşdeğerdedir.
ABD, insanlığı yok etme hırsını, bu kez Gazze’de gerçekleştirmiştir. ABD insanlığın baş düşmanıdır.
Gazze’de şimdiye kadar, 7 binden fazla can kayı olmuştur. Bunun 4 binden fazlası kadın ve çocuktur. 18 binden fazla yaralının tahliyesi için güvenli yer kalmadığı belirtilmektedir.
2 binden fazla insan enkaz altındadır. 29 gazeteci hayatını kaybetmiştir. 200 bin konut tamamen yıkılmıştır. Bunların 38’i cami, 3 adedi kilisedir. Bir buçuk milyon insan yerinden
edilmiştir.
“Teknolojinin, medeniyetin, gelişmişliğin” dünyaya sunmaya çalıştığı “refah ve mutluluk” sloganlarının atıldığı bir asırda, insanlığı utandıran bu vahşeti izah etmek mümkün değildir.
Sahte gülümsemelerle dünyayı aldatmaya çalışan batı, Gazze’de vahşi dişlerini göstermiş, gerçek karakterini sergilemiştir. Batı, teknoloji ile ulaştığı her imkânı insanlığın
saadeti için değil, felaketi için kullanmaktadır. İsrail, medeniyetin yüz karası, batının gönüllü katilidir.
İsrail insanlık düşmanıdır. Saplandığı sapık ideolojisinin kölesidir. Ütopik, batıl idealleri uğruna, kendi vatandaşlarına bile acımamaktadır. Hamasın vermek istediği İsrailli rehineleri dahi almamıştır.     

29Eki/230

Devlet İlelebet, Yaşasın Cumhuriyet – Dr. Halil İbrahim KAHRAMAN

h i kahraman

Devlet İlelebet, Yaşasın Cumhuriyet – Dr. Halil İbrahim KAHRAMAN

Devletimizin Türkiye Cumhuriyeti adı ile devamı kararının alınışının 100. Yılı olan 29 Ekim 2023 kutlu olsun. Cumhurbaşkanlığımız forsundaki 16 yıldızdan biri olan bu devletimizin hūr, bağımsız, özgür şekliyle refah içinde ve mutlu olarak nice yüzyıllar yaşayacağı inancı ile bugünü kutlamaktayız.

Birinci Cihan harbi yenilgisi sonucu Osmanlı devletimiz 30 Ekim 1918 de Mondros Mütarekesini imzalamıştır. Bu tarihten Büyük Taarruzun başarı ve zaferle sonuçlanıp işgalci Yunan ordusunun İzmir'den denize döküldüğü 9 Eylül 1922'ye kadar Türk Milleti olarak çok büyük acılar yaşanmış, kayıplar verilmiştir.

Mondros mütarekesinin şartları ileri sürülerek İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunan askeri güçleri Osmanlı devletimizin baş şehri olan Konstantinopolis (bu isim cumhuriyetle İstanbul olarak değiştirilmiştir.) dahil topraklarımızda işgaller başlamıştı. İşte bundan 4 yıl 364 gün sonra (5 yıl değil) Türkiye Cumhuriyeti Devleti ilan edilerek Osmanlı devletimizin küllerinden yeni genç bir Türk devletinin varlığı dünyaya ilan edilmiştir.

29Eki/230

Türk Yolu’nun Aydınlığında ‘’Halit Molla’’ – Dr. Öğr. Üyesi Mehmet ÖZDEMİR

turk_yolunun_aydinliginda_halit_molla_h22110_c8874

Türk Yolu’nun Aydınlığında ‘’Halit Molla’’ - Dr. Öğr. Üyesi Mehmet ÖZDEMİR / Sakarya üniversitesi Eğitim Fakültesi Türkçe ve Sosyal Bilimler Eğitimi Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Özdemir

  Halit Molla Adım Adım Zafere Doğru Mondros Mütarekesine kadar Bağdat’taki 6.Ordu’da İnzibat memuru olarak çalışır.

30 EKİM 1918’de Mondros Mütarekesi sonrasında Musul’dan tezkere alarak, muhtemelen Rumî takvime göre 1918 Ocak / Şubat aylarında [1919 yılı başlarında!!!] köyüne döner.

Önemli bir gelişme olarak 13 Kasım 1918’de İtilâf devletlerinin Donanması İstanbul boğazına demir atmıştır. Bu gelişme ile aslında İstanbul da resmen işgal edilmiş…

Halit Molla hatıralarında bu durumu, köyüne döndükten iki ay sonra 1919 yılı başlarında (Mart – Nisan 1919 Olabilir) “iki defa soyguna uğradık” (Türk Yolu, S.717, s.3)   diyerek ifade eder.

28Eki/230

Moskova’da Önce Tehdit Sonra Ödül – Abdullah KÖKTÜRK

abdullah köktürk

Moskova’da Önce Tehdit Sonra Ödül - Abdullah KÖKTÜRK Eğitimci - Siyasetçi

Belediye Başkanlığımız döneminde, TRT’den sonra en büyük çocuk şenliğini Bekirpaşa da – İzmit’te yaptık. 23 Nisan Egemenlik ve çocuk bayramını onlarca ülkenin çocuklarıyla beraber günlerce dolu dolu yaşadık. Evlerimize misafir ettik onlar Ailelerimizi yakından gördüler, kültür ve yaşayışımıza çok güzel anılarla şahit oldular. Halen ülkeler arası çocuklar ve aileler arası o sıcak ve samimi havanın devam ettiğine şahit oluyoruz ve Onun mutluluğunu da yaşıyoruz.

Gelen öğrenciler ilköğretim çağındaki çocuklardı. Hemen hemen her yıl gelen bu öğrenci gruplarından biriside, Moskova’dan seçkin ve örnek bir özel okuldan gelen çocuklar ve öğretmenlerdi.

Çok memnun olmuş olmalılar ki, ben ve birkaç arkadaşı bir kış günü Moskova’ya davet ettiler.

Bu davetlerini kabul ederek, bizde üç arkadaş Moskova’ya gittik.

Moskova havaalanından bizler karşılandık. Onların refakatlığın da şehrin merkezin de güzel bir otele yerleştik.

Eksi yirmi iki derece civarında soğuk ve sessiz bir gecede, Türkiye’den üç arkadaşla birlikte yol yorgunluğunu atmak üzere odalarımıza çekildik.

27Eki/230

KÖPRÜ VE OTOYOL GEÇİŞ ÜCRETİ ZAMMI – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sKÖPRÜ VE OTOYOL GEÇİŞ ÜCRETİ ZAMMI - Ruhittin SÖNMEZ
Otoyol ve köprü geçiş ücretlerine yüzde 43,9 ila yüzde 76,5 oranında zam yapılmıştı. 25 Ekim’den itibaren yapılan düzenlemenin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatlarıyla Ocak 2024’e ertelendiğini açıklandı.
Zamlara alıştığımız için, ha 2 ay önce yapılmış, ha 2 ay sonra, bizim için fark etmezdi. Fakat Ocak ayında Cumhurbaşkanı Erdoğan 2023 yılı içinde köprüler ve otoyollardan geçiş ücretlerine başka zam yapılmayacağını müjdelemişti. Bu yüzden iki soru kafamı kurcalıyordu: Reis’in verdiği söz kayıtlarda dururken O’nu sözünü tutmayan bir devlet başkanı durumuna düşüren kararı kim, hangi cesaretle alabilmişti? Bu zam kararı Cumhurbaşkanını takmama olarak algılanmaz mıydı?
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kesin sözüne rağmen zam kararı alındığına göre Hazine tamtakır ve maliye çok zorda olmalıydı.
Neyse ki, devreye Reis girdi ve sözünü tutacağını gösterdi. Alınan zam kararını yılbaşından sonrasına erteledi. Hatta 25 Ekim günü geçişlerinden zamlı tarifeye göre para kesildiğinden aradaki farkın geçiş yapan vatandaşlara geri ödeneceği de müjdelendi. Böylece “Hazine tamtakır” algısına da izin verilmemiş oldu.
Ama bu olanlar “bir devlet böyle mi yönetilir?” diye düşünmemize yol açtı.

24Eki/230

SAVAŞ SUÇU İŞLENİYOR AMA CEZALANDIRILAMAZ – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sSAVAŞ SUÇU İŞLENİYOR AMA CEZALANDIRILAMAZ - Ruhittin SÖNMEZ
Hamas’ın 07 Ekim’de İsrail’e karşı yaptığı saldırı sonrası, İsrail’in Gazze’yi bitirmeye yönelik eylemleri bir devletin yapacağı şeyler değil.
E. Büyükelçi Tugay Uluçevik’in ifadesiyle “Terör örgütleri saldırılarında hedef bakımından asker sivil ayırımı yapmaz, amacına uygun olan hedefi vurur.
Devletler ise terörizmle mücadelede sadece teröristi ve teröristlerin kullandığı malları, silâhları, yapıları kullandığı vasıtaları hedef alırlar. Devletler terörizmle mücadelede esas itibariyle Uluslararası İnsancıl Hukuka uygun hareket ederler.
İsrail, ABD ve AB Hamas’ı terör örgütü kabul etmişlerdir. Bu durumda bir devlet olarak İsrail’in de Hamas ile mücadelesinde sırf Hamas unsurlarını hedef alması gerekirdi.
Oysa İsrail, on yıllardır yaptığı uygulamaları bir yana bıraksak da, sırf 7 Ekim sabahından bu yana Hamas’ın saldırısına gösterdiği mukabeleyi dikkate aldığımız zaman, sivil halkı da hedef almaktan kaçınmadığını görmekteyiz. İsrail BM Yasası’nın temel ilkelerini ve Uluslararası İnsancıl Hukuku
pervasızca çiğnemektedir. Bu tutumuyla İsrail bir ‘terör Devleti’ hüviyetine bürünmektedir.”

21Eki/230

Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir. – Fahri SAĞLIK

fahri sağlıkTürkiye Devleti bir Cumhuriyettir. - Fahri SAĞLIK

Tarihimizde milletçe sevinmeye, bayram yapmaya değer nice mutlu olaylarımız, büyük zaferlerimiz vardır. Bu mutlu olaylardan biri de hiç şüphesiz kurduğumuz cumhuriyet, kutladığımız Cumhuriyet Bayramımızdır. 29 Ekim 1923’te ilân edilen cumhuriyetimizin 100. kuruluş yıl dönümünü kutlama hazırlıkları içerisindeyiz. Osmanlı’nı son döneminde “Cumhuriyet” fikir ve ideal olarak yaşamış, bu idealin gerçekleştirilmesi için hiçbir fedakârlıktan kaçınılmamıştır.

Milli Mücadele’nin askeri yönü büyük bir zaferle son ermiş, yüzyıllardır, Türkü öz Vatanı Anadolu’dan atmak için emperyalist devletlerce yapılan planlar boşa çıkarılmış, vatan toprakları dış düşmanlardan temizlenmişti.

23 Nisan 1920’de, Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasıyla Türk Milleti’nin tarihinde yeni bir dönem başladı. Yeni bir Türk devletinin temeli atıldı. Devletin kuruluşu, işgal kuvvetlerine karşı koyan “milli iradeye” dayanıyordu. Türkiye Büyük Millet Meclisi, seçimle işbaşına gelmiş, “Meclisin Üstünlüğü” prensibi kabul edilmiş, bu meclisten üstün hiçbir kuvvet tanınmamıştı. Kısaca millet, egemenliğine ve bağımsızlığına sahip çıkmıştı.

20Eki/230

BÜYÜK İSRAİL PROJESİ – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sBÜYÜK İSRAİL PROJESİ - Ruhittin SÖNMEZ

Hamas’ın İsrail’e yaptığı operasyonla başlayıp, İsrail’in insanlık dışı ve uluslararası hukuka aykırı olarak Gazze’de giriştiği katliamın adına “İsrail- Filistin Savaşı” demeyi pek doğru bulmuyorum.

Bu hareketiyle Hamas, Gazze’de yaşayan Filistin halkını, İsrail’in zulüm ve vahşetinin önüne atmakla kalmadı. Bu bölgede ABD+İsrail’in ortak projeleri olan Büyük İsrail Projesinin bir etabını gerçekleştirmesi için fırsat yarattı.

Bugün İsrail’in orantısız saldırıları ile ona destek veren ABD’nin Gazze açıklarına 2 büyük uçak gemisi ve 300 modern savaş uçağı ile konuşlanmasını anlamak için üç projeyi hatırlamamız gerekli.

Bu sayıda ve nitelikte hava gücü bölgedeki hiçbir devlette yok. ABD bu uçak filosunu Hamas’ın olmayan hava ve kara kuvvetlerine karşı kullanmayacağına göre başka maksadı olmalı.

19Eki/230

BİZİM BÖLÜK – Adem ARI

adem arı

BİZİM BÖLÜK -Adem ARI (Akademisyen)

ANILAR

Bizim Bölük

Önceki Pazar günü köye gitmiş bağ bahçede son bahar işleri yapmıştım. Pazartesi  günü de boşluğum vardı  devam ederim diye düşünüyordum ki sabaha karşı yağmur yağdı ve ben de boşluğumu Fuarda değerlendirmek istedim. Geçtiğimiz hafta Kocaeli Kitap Fuarı vardı. Hem fuarı gezer birkaç dost görür hem de son yayınlardan ilgimi çekenlerden alırım diye düşündüm.

Fuara tek başıma gitmek istemedim bir dost arayışı içindeyken Ahsen Bey aklıma geldi. Ahsen Bey köyde oturuyordu.  aradığımda İzmit’ te  olduğunu söyledi. İyi de oldu. “Birlikte fuara gidelim gezer Abdullah beyi de standında ziyaret ederiz” dedim. “İyi  olur” dedi. Abdullah Bey’in Fuar programı içinde saat 16:00’da sohbeti var onu da dinlemiş oluruz” diye ekledi. Buluştuk ve fuara geçtik. Sohbet programına kadar standları dolaşalım istedik. İlk salonda …numarada Ötüken Neşriyat’ın standı görülüyordu. Aradık bulamadık. Sonradan öğrendiğimize göre Ötüken Neşriyat ile program düzenleme heyeti arasında bir problem olmuş.

İlk izlenimler çok önemlidir. İlk izlenimimizde panolarda ilanı yapılan adreste istediğimizi bulamadık. Diğer salonları gezmeye devam ettik. Çadırdan oluşan büyük bir salona girdiğimizde fuarın Türkiye’nin en büyük kitap fuarı olduğunu anladık. En azından bu konuda yanlış bilgi verilmemişti. İçeri girdiğimde dikkatimi “MUSTAFA KEMAL’in ASKERLERİYİZ” pankartı çekti. Yaklaştığımda Atatürkçü Düşünce Derneği Kocaeli Şubesi’nin standı olduğunu anladım. Ahsen Bey’e “Ben bizim bölüğe uğrayacağım” diyerek kendisini  Türk Ocakları Kocaeli Şubesi’nin standında bırakarak Kocaeli A.D.D standına yöneldim; stantta kibar bir beyefendi oturuyordu; “Bizim bölüğe geldim” deyince beyefendi şaşkın şaşkın yüzüme baktı. “Mustafa Kemal’in Askerleri’nin bölüğüne geldim” dediğimde gülümseyerek karşıladı. Kısa bir sohbetten sonra Türk Ocakları Şubesi standına geldim. Ahsen Bey arkadaşları ile sohbet ederken ben kitapları fiziki olarak incelemeye başladım. Amacım yayınlamayı düşündüğüm kitabım için uygun formatta bir kitap bulmaktı. Aradığım formatta bir kitap buldum. A5 kağıda 12 punto 1.5 satır aralığı bir kitaptı. Stant görevlisine; “Aradığımı buldum bu kitabı alıyorum ama okumak için değil” dediğimde onun hayreti ADD standındaki arkadaşınkinden hiç de farklı değildi. Ona da bir kitap hazırlamayı düşüncemi ve uygun bir düzenleme biçimi aradığımı bu kitapta bulduğumu söyledim, memnun oldu. “Kitabı parasız alabilirsiniz” dedi. Ben olmaz diyerek çay şekere katkı olur diye bir miktar Türk lirası bıraktım. Vakit geldi Abdullah Bey’in sohbet salonuna geçtik.

Devamı “Bizim Bölük II” de.

Kategori: Ahsen, Makale Yorum yok
18Eki/230

GAZZE DRAMI – Seyfettin KARAMIZRAK

seyfettin-karamzrakGAZZE DRAMI - Seyfettin KARAMIZRAK
Gazze’nin kontrolünü elinde tutan El Kasım örgütünün, roket dahi geçirmeyen “Demir Kubbe” yi aşarak İsrail’e saldırması, dünyayı ve en çok da İsrail’i şaşkına çevirdi. İsrail’e, “Bu bizim 11 Eylül’ümüz” dedirtti. Kendisini dev aynasında gören Batının ukala ve şımarık kan emcisi İsrail, “Orta Doğu haritasını değiştireceğiz” sloganıyla Gazze’ye ölüm kusmaya, çocuk-kadın demeden sivil kıyımına başladı.
İsrail Başbakanı Netanyahu’nun, BM’de “Filistinsiz İsrail haritası” göstermesinden sonra El Kasım’ın, bu saldırıyı başlatması, İsrail’in işine yaramıştır. Filistin halkının
soykırıma uğramasına neden olmuştur. O bakımdan El Kasımın bu saldırısı, düşündürücü ve manidardır.
ABD, İngiltere ve pek çok Avrupa devleti bu kıyıma sevinmiş ve onaylamıştır.
Filistinlilere destek yürüyüşlerini yasaklamış, sosyal medya paylaşımlarına da sansür koymuştur.
İsrail tarafından Gazze’ye düzenlenen saldırılarda en az 1.800 Filistinli ölmüş, 6.500 Filistinli yaralanmıştır. 1,1 milyon Filistinli, panik ve korku içinde katliama uğramamak için
kaçmaya çalışmaktadır.