
Bölünüyor muyuz? – İsmet ÇİĞİT
- Ortalıkta dolaşan iktidar milletvekillerinin bu konuda görüşleri var mı?
- Veya Onlara bu konularda soru soran vatandaş varmı?
- Sorulursa politikamı yapmış olunur?
- Sahi hiç politikacı oğlu bu ülkede şehit oldu mu? (35 yıl içinde geçerli)
- Sorular uzar gider, İsmet Bey ne yazmış? okuyalım…
Bölünüyor muyuz? - İsmet ÇİĞİT
Dün sabah, ülkemizin Güneydoğusu’ndan, hassas bölgeden gelen son haberleri dinlerken, bütün keyfimin kaçtığını, derin bir umutsuzluk ve karamsarlık içinde yuvarlandığımı hissettim..
Necati Doğru: Ne olur!
Necati Doğru: Ne olur!
Türk ordusunun en iyi komutanları “darbe yapmayı düşündüler” iddiasıyla savcıdan önce getirilip “pusucu gazeteciliğe” verilen bir “balyoz bavulu” yayıncılığı ile 1.5 yıldır içerde tutuluyor.
Hukukçular söylüyor:
Balyoz davası çöktü.
6 ağustos da Silivri’de 1.5 yıldır tutulan komutanlar, tıpkı Atabeyler Davası’ndan yatanlar gibi “beraat etmiş” olarak eşlerine-çocuklarına- ailelerine kavuşabilirler.
Silivri süreciyle ordu hırpalandı.
Analar ağlamasın propagandası çalıştı, halk terör bitecek diye umutlandı. Sonunda elinde “ordusu hırpalanmış Türkiye” kaldı.
Ordusu hırpalanmış Türkiye!
Ülkücünün Kanı Haramdır Ülkücüye – Rüstem Fırat
Baştaki ülkücü kelimesini çıkartıp yerine; Akraba, Dost, Meslektaş, Komşu, Müslüman vb yazarakta okuduğumuzda bizim için bir ders varmı?
Ülkücünün Kanı Haramdır Ükücüye-Rüstem Fırat
Ülkücünün nasıl bir servet, o gün Ülkücülüğün nasıl bir nimet olduğuna iman ettim. Ve o gün siyasetin güncel çekişmeleri uğruna, hiçbir ülküdaşımın namusuna, haysiyetine laf söylememeye yemin ettim.
Üniversiteyi bitirir bitirmez MHP Beyoğlu’nda kongre ile yönetime geldik. İki liste yarıştık kongrede. Kaybeden ekiple aramızda soğuk rüzgârlar esiyordu. Edilmemesi gereken laflar ediliyor, asla yaşanmaması gereken olaylar yaşanıyordu.
İÇME- KULLANMA SUYU VE DAMACANALAR – Prof. Dr. Recep Akdur
İÇME- KULLANMA SUYU VE DAMACANALAR - Prof. Dr. Recep Akdur (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı)
Türkiye de su konusu, çok yanlış bir biçimde aktarılmaktadır. içme suyu ile kullanma suyu farklı şeylermiş gibi anlatılmaktadır. İçme-kullanma suyunu ikiye ayırıp içme suyu ve kullanma suyu şeklinde tanımlanması kesinlikle yanlıştır. Kavram olarak yanlıştır, halk sağlığı açısından yanlıştır.
Bu yanlış anlatımın bir sonucu olarak; bugün evimize bir damacana su alırsak sağlıklı suya sahip olduğumuz/olacağımız gibi bir algı oluşmaktadır. Sağlıklı(hijyenik) su kavramında böyle bir şey yoktur. Her şeyden once içme suyu diye bir kavram yoktur, içme-kullanma suyu diye bir kavram vardır. İkisi beraber söylenir ve de algılanır. Çünkü, halk sağlığı açısından kullanma suyunun da içme suyu niteliğinde olması gerekir. Meyvelerimizi, bulaşıklarımızı yıkadığımız, dişimizi fırçaladığımız suyun içme suyundan farklı olması düşünülebilir mi? Banyo yapılan suyun gözümüze ve ağzımıza kaçmaması veya cildimizdeki bir yara ile temas etmemesi olası mıdır? Bu nedenle tüm amaçlarla kullanılan suların en az içme suyu kadar temiz olması bir zorunluluktur.
Her on yılda bir Türkiye’nin üstüne atom bombası atılıyor, bir kent yok oluyor – Prof. Dr. Recep Akdur
TÜKİYE’DEKİ TRAFİK KAZALARININ TEMEL ÖZELLİKLERİ - Prof.Dr Recep Akdur Ankara Üniversitesi Tıp Fakültresi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı
( Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan atom bombalarından daha beter- Her on yılda bir Türkiye’nin üstüne atom bombası atılıyor, bir kent yok oluyor)
-Trafik kazaları verilerine/ bakıldığında; 1970-2009 yılları arasındaki son kırk yılda Türkiye’de toplam 10.778.354 trafik kazası meydana gelmiştir. Bu kazalar nedeniyle 3.359.234 kişi yaralanmış, 207.521 kişi ölmüştür.
-Türkiye’de 1970 yılında yıl boyunca 19.207 trafik kazası meydana gelmiş iken, 2009 yılına bu sayı 1.053.346 yükselmiş olup, geçen bu kırk yıl zarfında yıllık trafik kaza sayısında yaklaşık 55 kat bir artış meydana gelmiştir. İhmal edilmemesi gfereken önemde bir halk sağlığı sorunudur.
YALNIZ ALLAH’A KULLUK EDİP, YALNIZ O’NDAN YARDIM DİLEMEK – Ruhittin Sönmez
YALNIZ ALLAH’A KULLUK EDİP, YALNIZ O’NDAN YARDIM DİLEMEK - Ruhittin Sönmez
Günde beş vakit namaz kılan bir Müslüman günde 40 defa Fatiha suresini okur. Ülkemizde namaz kılmayanlarımız bile çeşitli vesilelerle (güne başlarken, araba kullanırken, cenazelerde) Fatiha suresini okurlar.
Yani Türkiye’de Müslümanlar her gün defalarca (İyyâke na'budü ve iyyâke neste'în) “Ancak sana (Allah’a) kulluk eder ve yalnız senden (Allah’tan) yardım dileriz” cümlesini tekrar etmektedir.
Müslüman olmanın ilk şartı “Allah’tan başka ilah olmadığına” iman etmiş olmak ve bunun bir sonucu olarak “yalnız Allah’a kulluk etmek ve yalnız O’ndan yardım dilemek”tir.
Benim bu ayetten çıkardığım iki ilke var:
1- Müslüman Allah’la arasına ilahlar, kişiler veya kurumlar koymaz. İradesini başkasına teslim etmez.
2- Müslüman güçlüden yana değil haklıdan taraftadır.
Solun Namusu – Prof. Dr. Namık Açıkgöz
Solun namusu - Prof. Dr. Namık Açıkgöz
Solun namusu buraya kadarmış...
O demokrat(!), o liberal(!), o insan hakları savunucusu(!) güruhun namusu, 3. Yargı Paketi ile 3-5 Ülkücü'nün tahliye edilmesine kadarmış...
12 Eylül'den önce, Rauf Tamer'in "Solun Namusu" adlı bir kitabı yayınlanmıştı. Biz matrak olsun diye, sol yayınlar satan kitapçılara gider, "Solun Namus'u var mı?" diye sorardık. Kitapçı da "Yok!.." derdi ve çok gülerdik.
Şimdi böyle nükte kurgulamalarına gerek yok. Solun namusu, 3-5 Ülkücü'nün tahliyesiyle meydana çıktı.
YIL 1919; ERZURUM’DAN MİLLİ SES ve 2012 – Nurullah AYDIN
YIL 1919; ERZURUM’DAN MİLLİ SES ve 2012 - Nurullah AYDIN
1919 yılında Türk Milleti’nin topyekün batı haçlı saldırıların hedefi olmuştu. Şimdi 2012, Türkiye kaos ortamında. Tarih tekerrür ediyor. Yöntemi farklı, ancak işbirlikçi kanı bozuk tipleri devşirme yöntemi aynı. Türk Milleti, tarih boyunca, iç ve dış tehditlerle karşılaşmış ancak milli ve manevi değerlerle vatan millet bilincindeki evlatlar her zaman başarıya ulaşarak bağımsızlığı korumuştur.
Batı; yüzlerce işgal için proje yaptı. Avrupa-Haçlı güçleri, Osmanlıyı paylaşma anlaşmaları yaptı. En sonunda başarıya ulaştı.
İNSANLARDA DEĞİŞİM VE DÖNÜŞÜM – Nurullah AYDIN
İNSANLARDA DEĞİŞİM VE DÖNÜŞÜM - Nurullah AYDIN
Her insanda ve her kesim de yeni bir slogan var. Değiştim, değişiyoruz, yenileniyoruz. Gerçekten öyle mi? Yoksa insanlık tarihi boyunca insanda var olan zaman zaman öne çıkan veya bırakılan tekrarlanan kısırdönüye dayalı düşünce ve davranış hali mi?
Yeni dünya düzeni, dünya genelinde olduğu gibi Türkiye'de de; anlayışları, ilişkileri, yaşam biçimlerini, ideolojileri, din algısını değiştirirken, internet ağı ile mesafeler kalkmış, dünyanın hemen her coğrafyasındaki insanlar birbirleri ile haberleşme ağı ile içiçe geçmiştir.
Yeni dünya düzeni hazırlayanların belki de tahmin ettiklerinden öte değişim ve dönüşüm insanlığı sarmalıyor. İnsan ve olgular doğal değişim ve dönüşüm yerine mutosyona uğruyor. Bu da insanlardaki istek arzı talep benzeşmesini de beraberinde getiriyor.
Kuşkusuz bu benzeşme; yeni insan tiplerini de şekillendiriyor.
FİTNE…/ OĞUZ ÇETİNOĞLU
FİTNE… OĞUZ ÇETİNOĞLU
Bir milletvekili, TBMM Başkanlığı’na dilekçe vererek Meclis binasında Cemevi açılmasını istemişti. Başkanlık, Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan aldığı mütalaa üzerine dilekçe sâhibine olumsuz cevap verdi. Cevabı beğenmeyenler Türkiye’yi, yeni ve gereksiz bir tartışmanın içerisine itelediler.
TBMM Başkanlığının verdiği cevapta; Alevilik yoktur. İbâdet etmek isteyen Müslüman, câmiye gider’ anlamına gelecek ifâdeler bulunmamasına rağmen; cümlelere kışkırtıcı anlamlar yüklenmesi, asıl maksadın üzüm yemek değil, bağcı dövmek olduğu izlenimi veriyor. Hele;
Alevileri binlerce yıldır sizin ağababalarınız olan Muaviyeler, Yezitler, Yavuzlar bile Camiye sokamadı’ Sözü, küçücük bir dumanın çıktığı zannedilen yerin, kasırga şeklinde alev-alev yanmakta olduğunu iddia etmektir.
Öncelikle belirtilmeli: Muaviye ve Yezid, hiçbir Müslüman’ın ağababası değildir. Bilinmektedir ki Türkiye’de çocuğuna Ali, Hasan, Hüseyin adını veren milyonlarca aile vardır da bir tek Muaviye ve Yezid ismine rastlanamaz.
ÜÇÜNCÜ FETRET DEVRİ – Salim DOĞAN
ÜÇÜNCÜ FETRET DEVRİ - Salim DOĞAN Kayseri Pınarbaşı Ülkem Ajans Haber Müdürü Gazeteci - Yazar salimdogan38@hotmail.com
Tarihte birinci fetret devri Göktürklerin 630 yılında Çinlilerin 51 yıl süren esaretine girmesiyle başlamıştı. İşte bu 51 yıl süren fetret devri büyük Türk devrimcisi Kürşad adlı bir Türk askerin başlattığı kanlı isyan sonucunda birleşerek Çinlileri yenen Kutlug Kağan ikinci Göktürk devletini kurarak yeniden bağımsızlığını kazanmıştı. Kara kağan Çinli prenseslerin cazibesine kapılarak gösterdiği zayıflığın bedelini koskoca bir ulusun Çin esaretine girmesine neden olmuştu.
Tasavvuf bir sanattır – Yrd. Doç. Dr. Emin IŞIK
Tasavvuf Allah'a kul olma sanatıdır diyen Prof. Emin Işık Hoca ile Cuma günleri sohbette bulunduğu Şişli Camii'nde buluştuk. Tasavvuftan ve hal-i pür melalimizden bahsettik. EMETİ SARUHAN Yeni Şafak Gazetesi, 8 Temmuz 2012
Srebrenica gerçeği, Yugoslavya ve Türkiye…M.Tanzer ÜNAL
M.Tanzer ÜNAL - Srebrenica gerçeği, Yugoslavya ve Türkiye…
http://www.kocaeligazetesi.com.tr/newpics/11357/yazar/ilan-resim-908718287943.jpg">
Bugün, önemli bir “anma günü”.
Bugün, Srebrenica katliamının 17’nci yıldönümü…
Bugün, 8 bin Boşnak’ın katledildiği gün.
Bugün, tarihin en büyük “insanlık ayıbının” işlendiği gün…
Bugün, emperyalizmin “alçaklık defterine”, alçaklığın kanlı harflerle yazıldığı gün…
Bugünü unutmayın!
HAÇ-YILDIZ-HİLAL SENTEZİ VE TÜRKİYE – Prof. Dr. Nurullah AYDIN
HAÇ-YILDIZ-HİLAL SENTEZİ VE TÜRKİYE – Prof. Dr. Nurullah AYDIN
İkinci Dünya savaşı sonrası yeniden yapılandılar. Örtülü ve açık küresel dünya örgütleri kurdular. İlluminati simgesi piramitli ve tek gözlü ABD doları, dünya para birimi olurken, NATO gamalı haçla sembolize edilir. BM, Dünya ticaret örgütü, İMF, Dünya Bankası gibi kuruluşlar yeni dünya devletinin kurumları olarak işlev kazanır.
ORHUN ÂBİDELERİNDE ve ATATÜRK’ÜN HİTABESİNDE GENÇLİĞE SESLENİŞ – Doç. Dr. Taner TATAR
ORHUN ÂBİDELERİNDE VE ATATÜRK’ÜN HİTABESİNDE GENÇLİĞE SESLENİŞ - Doç. Dr. Taner Tatar
Milletlerin hayatında bazı dönüm noktaları vardır. Bu noktalardan en önemlileri ise var olma mücadeleleri olarak ortaya çıkmaktadır. Milletin yok edilme ile yüz yüze geldiği anlarda yapmış olduğu mücadele ve bunların sonuçları, gelecek nesiller için ibret ve örneklerle doludur. Türk milleti de zaman zaman âdeta yok olma ile karşı karşıya gelmiştir. Çünkü asla hürriyetinden vazgeçmemiş, yok olmayı esarete tercih etmiştir.
K Ö R M Ü S Ü N? – OZAN ARİF
OZAN ARİF'i dinleyelim....
K Ö R M Ü S Ü N?
”Türkiye, Türklerden nasıl alınır?”
Hesabı yapanla dost mu olunur?
Hangi dağda hangi maden bulunur,
Bizden iyi biliyorlar, kör müsün?
Unutulmuş Çocuklar – Prof. Dr. Namık Açıkgöz
Unutulmuş çocuklar - Prof. Dr. Namık Açıkgöz
"Çocuk" dediğime bakmayın. Şu anda hemen hepsi en az 50-55 yaşındalar. 60'a merdiven dayayanları da vardır.
12 Eylül'de hapse girip bir daha çıkamayanlardan söz ediyorum. Zulmün bile adaletsizce dağıtıldığı bu ülkede, aynı suçu işleyenlerden bir grup "şuncu"ysa, affa kadar uzanacak bir süreç, diğer grup "buncu"ysa bas cezayı, sürünsün, hapislerde çürüsün!...
1980 öncesi, kardeşin kardeşe kırdırıldığı günlerde, darbe ortamının hazırlanması için, birilerinin kazanın altına odun attığı günlerde, 18-20 yaşlarında pek çok genç birbirlerini öldürdü. Bunlardan bazıları, suçsuzlukları sonradan ortaya çıksa da "ibret olsun" diye "Bir oradan, bir buradan" mantığıyla idam edildi. Gidenler, bedel ödeyerek ve arkalarında acı bırakarak gittiler; kalanlar ise ölmekten de beter edildiler; ölümü ister hâle getirildiler.
Kandıra Kandıra Olalı…. / Zekeriya Soydaş
Kandıra Kandıra Olalı…. Zekeriya Soydaş
Bir süredir ilimizin şehirleşme açısından en az gelişmiş, doğal güzellik olarak ise en iyi korunmuş olan Kandıra ilçesine gidip geliyorum.
İzmit çıkışından Kandıra’ya varıncaya kadar her taraf doğal güzelliklerle dolu.
İttihatçı imparatorluk anlayışı… / Doç. Dr. Mehmet Seyfettin EROL
İttihatçı imparatorluk anlayışı... / Doç. Dr. Mehmet Seyfettin EROL
Osmanlı'yı Birinci Dünya Savaşı'na sokan (ya da sokmak zorunda kalan) İttihat ve Terakki, bu savaşı aynı zamanda İmparatorluğun makus talihini tersine çevirmek için bir fırsat olarak da kabul etmekteydi. Bir diğer ifadeyle, 20. yüzyılın başlarında uluslararası sistemin yeniden inşası sürecinde Batı'nın kendi içindeki güç mücadelesini ve Rusya'nın yaşadığı iç sıkıntıyı yüzyılda gelen bir fırsat olarak gören İttihatçı Paşalar, bu krizi Osmanlı'nın lehine çevirmek için risk aldılar ve sahaya indiler.