
AĞLATAN TERÖRİSTE AĞLAYANLAR – Ecz. Erdal GÜZEL
AĞLATAN TERÖRİSTE AĞLAYANLAR - Ecz. Erdal GÜZEL
Polis memuru Tuncay Akyüz henüz 26 yaşındaydı, evliydi ve üç aylık bir çocuğu vardı.
Van Bölge Araştırma Hastanesi’nde görevi başındayken, arkasından sinsice yaklaşan teröristin ensesine sıktığı kurşunla şehit olmuştu.
Ailesi, eşi ve mesai arkadaşları gözyaşlarına boğulmuştu.
Akyüz’ü kalleşçe şehit eden terörist, birkaç gün sonra güvenlik güçleriyle girdiği çatışmada ölü olarak ele geçirilmişti.
Bir polis şefi çıkıp; “Dağda ölen teröriste ağlayamıyorsanız insan değilsiniz” dedi.
“Bu terörist için ağlamayan insan değildir” mi diyeceğiz.
En kötü senaryo Kıyamet Savaşı mı? – Doç. Dr. Mehmet Seyfettin EROL (Araştırmacı – Yazar)
En kötü senaryo Kıyamet Savaşı mı? - Doç. Dr. Mehmet Seyfettin EROL (Araştırmacı – Yazar)
Senaryolar üzerinden dünyanın yeni bir çatışma ortamına girdiği bir dönemde, Türkiye de bundan nasibini fazlasıyla almış görünüyor. Herkesin bir senaryosunun olduğu bir ortamda, Türkiye ve bölge açısından "en kötüsü", muhtemelen Müslümanların "Melheme-i Kübra", Yahudilerin, Hıristiyanların ve Evanjelistlerin "Armagedon" olarak adlandırdıkları "Kıyamet Savaşı" ya da bir diğer ifadeyle "Son Savaş" olacaktır.
Bunu biz söylemiyoruz. Kutsal kitaplardan think tanklara kadar (örneğin, ABD'li strateji merkezleri Brookings, American Enterprise ve Savaş Çalışmaları Enstitüsü'nün Türkiye'yi Suriye ile savaştırmak üzere hazırladığı son ortak senaryoya bu perspektiften bakılabilir) bir çok yerde bu savaştan bahsediliyor. Bahsedilmenin ötesinde, artık buna inanmışlar tarafından bu sürecin hızlandırıldığı bile görülüyor.
Panel: Alkol, Tütün ve Madde (Uyuşturucu/Uyarıcı) Bağımlılığı Ülke Politikası
Panel: Alkol, Tütün ve Madde (Uyuşturucu/Uyarıcı) Bağımlılığı Ülke Politikası
“Alkol, Tütün ve Madde (Uyuşturucu/Uyarıcı) Bağımlılığı Ülke Politikası” konulu panel 8 Ekim 2012 Pazartesi günü Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Prof. Dr. Abdülkadir Noyan salonunda Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı A. D Başkanlığı - Adli Bilimciler Derneği ve Ankara Bilim Platformu nca gerçekleştirildi.
Açılış Konuşmaları Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Adli Bilimciler Derneği Başkanı Prof. Dr. Hamit Hancı, Ankara Bilim Platformu adına Prof. Dr. Y. Ersoy YILDIRIM, Ve Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erkan İBİŞ tarafından gerçekleştirildi.
Daha sonra Ankara Bilim Platformu Üyesi Psikiyatrist Prof. Dr. Yıldırım Beyatlı DOĞAN tarafından Madde ve Bağımlılık Nedir konulu Kısa Bilgilendirme yapıldı.
DARBELER, SİYASİ GÜCÜN KAYNAĞI, PARANIN İZİ – Av. Ruhittin Sönmez
DARBELER, SİYASİ GÜCÜN KAYNAĞI, PARANIN İZİ – Av. Ruhittin Sönmez
“Darbelerle yüzleşme” operasyonu sürüyor. TBMM’de kurulan Darbeleri Araştırma Komisyonu 28 Şubat 1997 postmodern darbesinin “mağduru” olduğunu düşündükleri dönemin siyasetçileri ile dönemin şahidi olan gazetecileri davet ederek dinliyor. Bu vesileyle konu yeniden gündeme geldi.
Muaviye, Ebu Süfyan ve Hind’ın oğludur.
Muaviye Kimdir?
Tam adı Muaviye bin Ebi Süfyan’dır. 602 yılında Mekke’de doğan Muaviye önceleri Hz. Muhammed’in karşısında yer alan Abdü’ş-Şems kabilesindendi. Hz. Muhammed’in Mekke’yi ele geçirmesinden sonra Müslüman oldu.
İkinci Halife Ömer döneminde kardeşi Yezid bin Ebu Süfyan’ın ölmesi sonrası Şam Valisi olarak sadece Şam ordugâh ve vilayetini idareyle memur edilen Muaviye’nin gücü, Ömer’in ölümü sonrasında iyice arttı. Çünkü Muaviye’nin akrabası olan Osman Üçüncü halife olmuştu. Osman’ın halifeliğiyle Muaviye Şam’ın yanı sıra Suriye’nin diğer vilayetlerini de idaresi altına aldı. Böylece Muaviye, bütün Suriye ve çevresinin valisi olup, servet ve iktidarını günden güne arttırmaktaydı. Muaviye, Üçüncü halife Osman öldürüldüğünde hem siyasi, hem de ekonomik açıdan oldukça güçlü bir konuma gelmiş bulunuyordu. Bu gücü nedeni iledir ki, Müslümanların ittifak ile halifeliğe getirdiği Hz. Ali’nin meşru halifeliğini tanımamış, Osman’ın kanını talep iddiasını öne sürerek Hz. Ali ile savaşa girmiştir.
“Abdullah Öcalan’ı Nasıl Sorguladım?” – Jandarma İstihbarat Albay Hasan Atilla Uğur
Posta Gazetesi yazarı Candaş Tolga Işık, Abdullah Öcalan'ı İmralı'da karşılayan ve sorgusunu yapan Jandarma İstihbarat Albay Hasan Atilla Uğur 'Abdullah Öcalan'ı Nasıl Sorguladım?' isimli bir kitabını bugünkü köşesine taşıdı.
Öcalan'ın ifadesindeki 'PKK'ya hangi devletler ne yardımı yapıyordu' bölümlerine işaret eden Işık, PKK'ya yardım etmeyen tek devletin haçlılar uğruna, bozuk para gibi harcadığımız Libya olmasına dikkat çekiyor..
ÖCALAN ANLATIYOR
İşte Apo'nun kendi cümleleriyle PKK ve 'dış bağlantıları'...
Yunanistan: "En başından beri hep çok iyi destek aldık. Kamplar, askeri ve maddi destek, teknik sabotaj, orman yangını eğitimlerini bizzat Yunan istihbaratı verdi."
Suriye: "Hafız Esad'ın kardeşi Cemil Esad'la bizzat görüşüyordum. Suriye'de kamplar açtık. Suriye devleti örgütlenmemize izin vermişti. Maddi gelir elde etmemize engel olmuyorlardı. Sınır geçişlerinde kolaylık sağlıyorlardı. Suriye'de yıllık 1 milyon dolardan fazla gelir elde ediyorduk. Zaman zaman Muhaberat'ın (gizli servis) arabalarını kullanıyorduk."
O Zarafette Biri Kaldı Mı!.. / Dr. Metin ERİŞ– İktisatçı
O Zarafette Biri Kaldı Mı!.. - Dr. Metin ERİŞ-İktisatçı - Yönetici
Bazı kişiler vardır sessiz bir zarafet içerisinde dünya görevlerini yapıp aramızdan ayrılıverirler. Onların bu sessiz ama dolu dolu, vatanları için her dem bir şeyler yapmaya hazır bekleyişlerini tamamlayan nezâketleri, İstanbullu olmasalar da, nesli tükenmiş "İstanbul Beyefendisi" kimliğini tecessüm ettirir.
Başbakan yanıltmaya mı çalışıyor? -Prof. Dr. Namık Açıkgöz
Başbakan yanıltmaya mı çalışıyor? -Prof. Dr. Namık Açıkgöz
Bu hafta herkes Ak parti Kongresini yazacak… Sezai Karakoç'un şiirinden girip "Kim var?" dendiğinde "Ben varım!.." cümleleriyle Necip Fazıl'ı hatırlatarak devam edecekler, 2071 vurgusuyla heyecanlanacaklar…
Ben Kongreye girmiyorum. Çünkü Kongre konuşmasında beklentimi yüksek tutmuştum; olmadı… 2023, 2071 derken, Çanakkale'nin 100. yıldönümü olan 2015'in hiç adı geçmedi mesela…
Ben, Başbakan'ın son hafta yaptığı televizyon röportajlarında geçen "Kanın durdurulması için İmralı'yı devreye sokmak" tuzağına dikkat çekmek istiyorum.
Şu Malum Kongre! ARAP ve KÜRT ‘Baharı’ Temsilcileri Türkiye’de… Banu AVAR
Şu Malum Kongre! ARAP ve KÜRT ‘Baharı’ Temsilcileri Türkiye’de…
Kongreye katılan tek bir Batılı var: Küresel çetenin Avrupa temsilcisi, Almanya eski Başbakanı Gerhard Schroder. Küresel şirketlerin gaz ve petrol memuru…
Derin dünya imparatorluğu rüyası gören çetenin bankerlerinden biri!.. Rothschild ‘yatırım’ ya da‘soygun’ bankasının ‘global manager’i!..
Z Kuşağı (2000-2021 Arası Doğanlar)–4 son
Z Kuşağı (2000-2021 Arası Doğanlar)
"İnternet kuşağı" da denen bu ufaklıkların en büyüğü henüz 12 yaşında. Bunlar tam teknoloji çağı çocukları.
Taşınabilen, hep yanlarında olan küçük aygıtları, bilgisayar, MP3 çalar, i-Pod'ları, cep telefonları, DVD oynatıcıları ayrılmaz parçaları.
Onlar, ev ödevi yapamadıklarında "elektrikler kesildi, ondan yapamadım" değil; "internet bağlantım kopuktu" diyen kuşak.
Yeni teknolojik olanaklarla iletişim ve ulaşım kolaylıkları ile hep bir aradalar. Uzakta olsalar bile ufak cihazlarıyla her an sözel, hatta görsel iletişim kurarak, birbirlerine bağlanabiliyorlar.
Onlar, önceki kuşaklardan farklı olarak, 'network' gençleri; çeşitli ağların üyeleri oluyorlar. Uzaktan da ilişki kurabildikleri için, fiziksel olarak tek başlarına, yalnız yaşıyorlar ve yaşayacaklar.
Y Kuşağı (1980-1999 Arası Doğanlar) -3
Y Kuşağı (1980-1999 Arası Doğanlar)
En yaşlısı 32, en genci 13 yaşında. Sadakat duyguları az. Teknoloji hayatlarında pek çok şeyin simgesi. Narsist, bireyci ve girişimciler. Çalışmaktan hoşlanmıyor, eğlenceyi, kazanmayı çok seviyorlar. Beklentileri yüksek ama bedelini ödemek istemiyorlar. Hızlı tüketiyorlar.
Türkiye'de yağ kuyruklarını, benzin sıkıntısını yaşamadıkları için "her şey her zaman böyleydi ve böyle olacak" sanıyorlar. Eş zamanlı olarak birkaç işi birden yapabilirler. Kitlesel olanı değil, kişiye özel olanı seviyorlar.
Türkiye nüfusunun yaklaşık yüzde 25'i bu kuşaktan.
Çok önemli bir diğer faktör ise "akran onayı". Sıra arkadaşının, mesai arkadaşının, internetteki oyun arkadaşının önermediği ve onaylamadığı bir ürün ile Y'nin buluşması çok zor.
Standart olanı sevmez, kendine özel olanı ve üstelik "hemen-şimdi" ister, öyle -cek, -cak'larla işi olmaz.
Y'nin dikkatini çekmek istiyorsanız, mesajınızı, markanızı, iletişiminizi sadeleştirmeniz gerekir. Girişimcilik en önemli özelliklerindendir, özgüvenleri biraz abartılıdır.
X Kuşağı (1965-1979 Arası Doğanlar) -2
X Kuşağı (1965-1979 Arası Doğanlar)
Dünyanın petrol krizini, Türkiye'nin ise sağ-sol çatışmalarını yaşadığı yıllar. En yaşlısı 47, en genci 33 yaşında. Dünyaya gözlerini, merdaneli çamaşır makinesi, transistorlu radyo, bantlı teyp ve pikapla açtılar.
Sadakat duyguları duruma göre değişir, daha iyi kariyer imkanları ararlar, çoğu (teknolojik devrime denk geldiklerinden) teknolojiyi kerhen, zorunluluktan kullanmaya başladılar. (Abilerinin ablalarının aksine a-politik hale getirildiler ama yine de) Toplumsal sorunlara duyarlılar, iş motivasyonları yüksek, otoriteye saygılı ve kanaatkarlar.
Kadınlar iş gücüne katılmaya başladı. Daha (iyi yaşamak için, daha) az çocuk sahibi oldular. (Özellikle gözlerini Özal'lı yıllarda açanlar) Paraya daha fazla odaklandılar ve bireycilik önem kazandı. Boşanma, HIV, uyuşturucu gibi kavramlarla tanıştılar.
Baby Boomer Kuşağı (1946-1964 Arası Doğanlar) -1
Baby Boomer Kuşağı (1946-1964 Arası Doğanlar)
En yaşlısı 66, en genci 48 yaş civarında. Bunlara "Sandviç Kuşağı" da deniyor, çünkü aynı evde önce çocuklarına, sonra yaşlanan ana-babalarına baktılar.
Dünyanın insan hakları hareketlerini, radyonun altın çağını, Türkiye'nin ise ihtilali ve çok partili döneme geçiş sancılarını yaşadığı yıllar.
Sadakat duyguları yüksekti, kanaatkarlardı; aynı yerde uzun süre çalıştılar. Teknoloji kimine yakın kimine uzak oldu, çok benimse(ye)mediler.
Aslında babaları gibi otoriteye saygılılardı.
İçlerinden en idealistleri toplumsal haksızlıklara isyan edip 68 gençlik hareketlerinin kahramanı olurken, büyük çoğunluk hayattan beklediklerini elde ettiğini düşünerek tatmin ve mutlu oldu.
ŞEYTANIN DOSTLARI İŞBAŞINDA – Prof. Dr. Nurullah AYDIN
ŞEYTANIN DOSTLARI İŞBAŞINDA - Prof. Dr. Nurullah AYDIN
İslam dünyası; dünyanın kanla, vahşetle, ölümle yıkımla anılan bölgesidir.
Osmanlının huzur ve güven veren coğrafyası; İngiliz-Fransız ve şimdilerde ABD’nin talan, sömürü bölgesi oldu.
Türkiye’de;
Şehitler var, Güneydoğu çatışma alanı.
Pişkinlikle; Suriye diyorlar.
Sırıtarak; Türkiye iyi durumda diyorlar.
Utamadan; kardeşlikten bahsediyorlar.
Arlanmadan; komşularla başarılı ilişkilerden bahsediyorlar
BALYOZ ve ADALET – Av. Ruhittin Sönmez
BALYOZ ve ADALET – Av. Ruhittin Sönmez
Elbette ki “seçilmiş hükümete karşı ordu içinde darbe planlanması” demokrasilerde kabul edilemez. Elbette buna dair iddiaların adil bir yargılama sonucu karara bağlanmasına kamu vicdanı olumsuz tepki vermez.
Yapılan yargılama sadece hukuki çerçevede olsa ve siyasi mülahazaların dışında kalsa idi, deliller her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı olsaydı böylesine tartışma konusu olmazdı.
Balyoz Davası (artı Ergenekon ve Casusluk davaları) sayesinde savaş ve ihtilal olmadan, sadece yargı kullanılarak, dünya tarihinde hiçbir orduda yapılmayan ölçüde bir tasfiye gerçekleşti.
Müyesser Yıldız: Balyoz inerken Özel Paşa Silivri’ye gitse!..
Müyesser Yıldız: Balyoz inerken Özel Paşa Silivri'ye gitse!..
Egemenler bir masanın etrafında toplanıp "Türkiye’yi kazanmayı" konuştular. Onlar için "Türkiye’yi kazanmak" demek Türkiye’nin bağımsızlığını, egemenliğini, varını-yoğunu onların emrine verip emperyalizmin kulu-kölesi olmasıydı.
Uyanan Türk milliyetçiliğinden korkuyorlardı...
Türklerin, ABD ve AB’nin gerçek yüzünü anlamasından rahatsızlardı...
Kemalizm ile Batı arasında bir uçurum olduğu ortaya çıkmıştı...
Türkiye ılımlı İslâm değil, gerçek Müslümanlığın son kalesiydi...
Türkiye göz göre göre ellerinden kaçıyordu.
"Türkiye’yi kazanma"nın yol haritasını belirlediler:
‘ULUSÇULUK’ ve ‘MİLLİYETÇİLİK’ – OĞUZ ÇETİNOĞLU
‘ULUSÇULUK’ ve ‘MİLLİYETÇİLİK’ - OĞUZ ÇETİNOĞLU
Dışişleri Bakanı Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu, Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanan röportajda şunları söylüyor: ‘Ulusçuluk 19. yüzyıl ideolojisidir. Bu ideoloji, Avrupa’da bölünmüş yapıları bir araya getirip ulus devletleri doğurdu. Bizde ise tarihten gelmiş organik yapıları dağıtarak geçici ve suni kimlikler ortaya çıkardı. Hepimizin bu ayrıştırıcı kültürle hesaplaşma zamanı geldi.’
Ertuğrul Özkök, 18 Eylül 2012 tarihli yazısında; birçok kişinin kendisinden beklemediği bir tarzda tepkisini ortaya koydu. Özkök, Türk Dil Kurumu sözlüğünde ‘Ulusçuluk’ kelimesinin karşılığının: 1- ‘Milliyetçilik’, 2- ‘Her ulusun kendine özgü kültür ve geleneklerine bağlı kalma arzusu’ şeklinde verildiğini belirtiyor. Bu karşılığın doğru olduğunu kabul ediyor olmalı ki, Sayın Bakana soruyor: ‘Siz milliyetçi misiniz, değil misiniz?
BİZİM ÇOCUKLAR (OUR BOYS) SEVİNİYOR – Prof. Dr. Nurullah AYDIN
BİZİM ÇOCUKLAR (OUR BOYS) SEVİNİYOR – Prof. Dr. Nurullah AYDIN
Türkiye ve Ortadoğu; ABD-İngiliz örtülü sivil darbesinin acımasız operasyonlarının alanı.
Yaşanan olaylara bir kesim seviniyor bir kesim üzülüyor, tepki gösteriyor.
Sevinenler, our boyslar yani bizim çocuklar, yani Arapçılar yani batıcılar, yani işbirlikçiler, yani nemalananlar yani insanlıktan haktan hukuktan adaletten nasipleri kesilenler.
Üzülenler ise, ülkede adalet, barış, kardeşlik, huzur, güven, mutluluk isteyen kesim.
Bölge yeniden yönetim yapılanmasına sokulurken, kardeşi kardeşe düşüren, kin nefret öfke intikam duygularıyla oynamaktadır. Kullanılan slogan kavramlar; demokrasi, insan hakları, özgürlük, refah ve Ermenicilik, Arapçılık.
Yakında Herşey Olacak – Nihat GENÇ
Daha dur, süreç yavaş yavaş işleyecek hepimizi birbirimizi öldüren canavarlar haline getirmeye doğru…
CUMHURİYET’İN ALTIN YILLARI… / Mustafa Küpçü
CUMHURİYET’İN ALTIN YILLARI… / Mustafa Küpçü
Geçmişini bilmemek cehalet, bilip de inkar etmek ihanettir!
Birileri, bugünkü varlıklarını borçlu oldukları Mustafa Kemal Atatürk’ü aşağılamanın özel gayreti içindeler! Çünkü, geçmişlerinden gelen “kin” bir zehir gibi ruhlarına işlemiş!
Mustafa Kemal Atatürk’ün 15 yıl Cumhurbaşkanı olarak ülke yönetiminde söz sahibi olduğu dönemi, bu ülkenin çoğu insanı bilmez. Kimileri de ya bilmezden gelir ya da yalanlarla toplumu aldatır!