Ahsen Okyar Söylenmek yerine söylemek lazım…

ahsen okyar
16Oca/26Kapalı

KAMERALI DENETİM İHTİYACI – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

KAMERALI DENETİM İHTİYACI - Ruhittin SÖNMEZ
Duydunuz mu? “Direksiyon sınavlarında kamera kaydı zorunlu oluyor.”
Bu haberin devamı şöyle: Bir vatandaş girdiği direksiyon sınavında “ilk parkuru başarıyla tamamlamasına rağmen ikinci parkurda ciddi bir hata yapmadığı halde başarısız sayıldığını” iddia etti. Yeniden sınav ücreti ödemek zorunda kalan ve maddi-manevi zarara uğradığını belirten
vatandaş sınav değerlendirmelerinin “keyfi ve objektiflikten uzak” yapıldığı gerekçesiyle Kamu Denetçiliği Kurumu’na başvurdu.
Kamu Denetçiliği Kurumu, sınav güvenliğini ve kamu hizmetine duyulan güveni artırmak amacıyla kamera kaydı sistemine geçilmesi yönünde karar verdi. Kurum tarafından
açıklanan kararda, sınavların kayıt altına alınmasının şu açılardan kritik bir ihtiyaç olduğu vurgulandı:
Keyfi Değerlendirmelerin Önlenmesi: Sınav görevlilerinin önyargılı veya mevzuata aykırı değerlendirme ihtimalinin azaltılması.
Somut Delil İmkânı: Adayların yapacakları itirazlarda ellerinde somut delil bulunmasının sağlanması.
Standardizasyon ve Güvenlik: Sınav sürecindeki uygunsuz davranışların engellenmesi, idari uygulamalarda standardın güçlendirilmesi.
KDK’nin bu tavsiye kararı üzerine, Millî Eğitim Bakanlığı, yönetmelikte değişiklik yaparak sınav sürecinin kamera ile kayıt altına alınması için çalışma başlattı.
Bu haber dikkatinizi çektiyse muhtemelen sizde de getirilmek istenen denetim tarzı hakkında olumlu bir düşünce oluşmuştur.
Ama kameralı denetim ihtiyacı direksiyon sınavlarından ibaret midir?
Diğer kamu hizmetleri için kameralı denetim ihtiyacı yok mu? Yapılırsa böyle bir denetim sonuç verir mi?
Bu kadar güvensizliğin hâkim olduğu bir toplumda, kameraları izleyerek karar verecekleri kim denetleyecek?
Daha da önemlisi, neden kameralara muhtaç bir toplum haline geldik?
Bu sorulara cevap bulmamız gerekmiyor mu?

9Oca/26Kapalı

MADURO, BAHÇELİ VE İÇ CEPHEYİ GÜÇLENDİRMEK – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

MADURO, BAHÇELİ VE İÇ CEPHEYİ GÜÇLENDİRMEK - Ruhittin SÖNMEZ

Önceki yazımı şu cümle ile bitirmiştim: Venezuela, “İÇ KALEYİ” kaybettiği için kolayca işgal edildi. İç kalemizi tahkim etmek için, teröristbaşı ile müzakere çare değildir. Çare yoksulluğu yenmiş, adalete güvenen, kurumları sağlam ve birbiriyle barışık, kaynaşmış bir Türk milleti haline
gelmektir.
Bu cümleyi yazmamın sebebi, iktidar kanadından birilerinin “İç Cepheyi Güçlendirmek” deyince hemen “Terörsüz Türkiye” adıyla yürütülen politikayı savunma aracı yapacağını sezmiş olmamdı.
Aslında “PKK ve Öcalan’la Müzakere Süreci” denilmesi gereken sürecin, iç kaleyi tahkim etmeye ve iç cepheyi güçlendirmeye yaramadığı hatta tam tersi etki yarattığı ortada.
Çünkü eskilerin deyimiyle “kem alât ile kemalât olmazdı.” Yani kötü aletlerle iyi veya mükemmel sonuç elde edilemezdi.
50 bin kişinin öldürülmesinden sorumlu mahkumla ve terör örgütünün halen faal elebaşıları ile yürütülecek bir süreçten hayır da çıkmaz, sonuç da çıkmaz. Zaten bunların kendi özgür iradeleri yoktur, sahiplerinin iradesine tabi birer aparattırlar.

6Oca/26Kapalı

MESELE DEMOKRASİ VE KOKAİN DEĞİL, ENERJİ VE TEKNOLOJİ SAVAŞI – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

MESELE DEMOKRASİ VE KOKAİN DEĞİL, ENERJİ VE TEKNOLOJİ SAVAŞI
- Ruhittin SÖNMEZ

ABD 03 Ocak 2026’da Venezuela’ya sıra dışı bir operasyon yaptı. Bu operasyonla Devlet Başkanı Maduro ve eşini alıp kaçırması, sonrasında “ülkeyi biz yöneteceğiz” açıklaması ve ülkenin petrol kaynaklarını ABD şirketlerinin işleteceğini ilan etmesi tarihi bir dönemeç niteliğindedir.
ABD, BM Güvenlik Konseyi kararı veya meşru bir gerekçe olmadan egemen bir devletin başkentini bombalayıp başkanını kaçırdı. Trump, Bush yönetiminin Irak işgalinde (2003) öne sürdüğü “kitle imha silahı” gibi kılıflar bile aramadı.
Buna uluslararası arenada, birkaç ülkenin kınaması dışında, ciddi bir tepki gösteren ülke olmadı.
BM sistemini felç eden bu tutuma karşı uluslararası camia sessiz ve çaresiz.
Sadece, ABD’de New York’un Müslüman Belediye Başkanı bu durumu “bir savaş eylemi ve hem federal hem uluslararası hukukun ihlali” olarak nitelendirdi.
E. Büyükelçi Tugay Uluçevik’e göre, bu eylem BM Yasası’ndaki “toprak bütünlüğüne saygı”; ve ”barışçıl çözüm” ilkelerini hiçe saymıştır. “Milletlerarası ilişkilerde meşruiyetin kaynağı ve ölçüsü artık BM Yasası değil, ABD Başkanı Trump’ın şahsi iradesi ve takdiridir”.
Trump, “Güvenli bir geçiş sağlanana kadar ülkeyi AB yönetecek”diyerek Venezuela’yı fiilen 51. eyalet gibi yönetmeye başladı. Bu durum, BM sisteminin iflası ve “orman kanunlarının” ilanıdır.

2Oca/26Kapalı

RUHLARIMIZI AKORD EDELİM – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sRUHLARIMIZI AKORD EDELİM - Ruhittin SÖNMEZ

Zaman, avuçlarımızdan kayıp giden hırçın bir nehir gibi… Bir yılı daha geride bıraktık. Takvim yaprakları tükenirken, bizler de sanki biraz daha tükendik bu sene.

Ekonomik sıkıntılar, adalet arayışları, beka endişesi yaratan süreçler, bitmeyen tartışmalar, sertleşen dil, toplumu geren gündemler… Günlük hayatımızın arka planında sürekli bir gürültü hâli var.

Kabul edelim, 2025 bizi hayli hırpaladı. Sadece bedenimizi değil, en çok da ruhumuzu yordu.

Gündelik hayat, bir koşuşturma ve kaygılar zinciri hâline gelince; insan, ruhunu beslemeyi unutabiliyor." Oysa bizi biz yapan, ayakta tutan şey biyolojik varlığımızdan öte, manevi direncimizdir.

Âdettendir, yeni yıl için hedefler konur. Genellikle daha çok kazanmak, daha iyi bir kariyer veya daha lüks tüketim üzerine kurgulanır bu hedefler.

Ben ise bu yazıyı böylesi hedeflerin bir muhasebesi için değil; biraz sakinleşmek, biraz içe dönmek, biraz da ruhumuzu hatırlamak için kaleme alıyorum. Çünkü insan yalnızca bedeniyle değil, ruhuyla da yaşar. Ve ruh ihmal edilmeye gelmez.

Peyami Safa’nın sözünü unutmayalım: “Bütün hastalıkların sebebi psikolojiktir, mikrobik olanların bile.”

Yılın ilk günleri bir durup nefes almaya vesile olmalı diye düşünüyorum.

Gelin bu yıl dışarıdaki gürültüyü kapının dışında bırakalım. Bunun için önce bakış açımızı yenileyelim.

30Ara/25Kapalı

PAHALIYA MAL OLAN SİYASİ TERCİHLER – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

PAHALIYA MAL OLAN SİYASİ TERCİHLER - Ruhittin SÖNMEZ
Ağustos 2023 tarihinde yazdığım köşe yazısında Ahmet Davutoğlu’nun, Fatih Altaylı’ya verdiği röportaj videoda, Başbakan olduğu döneme dair anlattıklarını aktarmıştım:
O dönemde Türkiye’nin AB’ye girme hedefi vardı. “Avrupa Birliği bize ‘siyasi ahlak yasası isteriz’ dedi. Yani diyorlar ki, ‘siz bizim aramıza girecekseniz, istatistikleriniz şeffaf olacak, verileriniz doğru olacak, bilgileriniz doğru olacak, süreçler belli olacak, yolsuzluk olmayacak.’ Aslında bunlar bizim değerlerimiz idi.
Siyasetçiler ihalelere bulaşmış, herkes iç içe geçmişti. Ben bunu bir neşterle kırmak istedim. Bu neşterin adı ‘siyasi ahlak yasası’ idi. Ve bu aynı zamanda AB -Türkiye müzakerelerinin ana şartlarından biri idi.
22 Nisan’da (2016) Siyasi Ahlak Yasasını Meclis’e gönderdik. Cumhurbaşkanımıza da bilgi verdim. Fakat o andan itibaren ipler koptu.
Çünkü, ‘Siyasi Ahlak Yasası’ paketinin içinde İmar Yasası ve İhale Yasasının yenilenmesi, Siyasetin Finansmanı Yasası, hediye yasağı da gelecekti. Bütün bunlarla ilgili paket geçtiğinde bir anda siyaseti çıkar için yapanların yolları kapanmış oluyordu.”
Ahmet Davutoğlu Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendisine, bu yasa çıkarsa “ilçe başkanı bile bulamazsın Ahmet Bey” dediğini de söyledi.
Ahmet Davutoğlu, devamında Başbakanlıktan ve AKP Genel Başkanlığından ayrılmasına sebep olanları şöyle açıkladı:
“Avrupa Birliği karşıtlarının düşmanlıklarının birisi özgürlükler diğeri siyasi ahlak. Kulvarın ikisi birden bana karşı geldiler. Parti içinde darbe yapıldı, siyasi ahlak yasası engellendi, yolsuzlukların önü açıldı. Türkiye’nin kaderini etkilediler.”
Peki, bu operasyonun Türkiye’ye maliyeti ne oldu?

26Ara/25Kapalı

EĞİTİM SİSTEMİMİZİN İKİ EKSİĞİ: EĞİTİM VE SİSTEM – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

EĞİTİM SİSTEMİMİZİN İKİ EKSİĞİ: EĞİTİM VE SİSTEM - Ruhittin SÖNMEZ
Geçtiğimiz günlerde Nokta TV ekranlarında, “Geniş Açı” programında, eğitimci ve sendikacı Adem Ellialtıoğlu ile eğitimin ve öğretmenlerin sorunlarını konuştuk.
Program boyunca konuştuğumuz veriler, sahadan gelen acı tecrübeler ve istatistikler beni yıllar önce rahmetli Nurettin Topçu’nun o meşhur ve can yakıcı tespitine geri götürdü:
”Türkiye’de eğitim sisteminin iki büyük eksiği vardır: Biri eğitim, diğeri sistem.“
Bugün okullarımız geçmişe nazaran çok daha konforlu, binalarımız büyük, sınıflarımızdaki teknolojik imkânlar daha fazla. Ancak, “Eğitim ve Öğretim” kurumlarımızda, öğretimi yarım yamalak yaparken, eğitimden tamamen vazgeçtiğimiz bir dönemden geçiyoruz.

24Ara/25Kapalı

SEVGİ ÜZERİNE – Seyfettin KARAMIZRAK

seyfettin-karamzrak

SEVGİ ÜZERİNE - Seyfettin KARAMIZRAK

Sevgi onarır, korur, geliştirir, sevgisizlik ise yıpratır, yok eder.

Sevgi, insanı bir şeye, diğer insanlara, zorlama olmadan, “çünkü” ve “eğer” gibi “çıkarcı koşullara” bağlanmadan, özgürce, “her şeye rağmen” düşüncesi ile bağlayan, en
temiz, samimi, beklentisiz ve sınırsız duygu, birlikteliğidir.
Sevgi bulunduğu yere canlılık ve yaşam verir. Sevgi, sahiplenme değil, sevgi dolu gözlerle bakmak, dokunmak, güzel sözler söylemek, öncelik vermek, onu düşünmek,
paylaşma ve eksiklikleri tamamlama duygusudur.
Sevgi buyrukla olmaz. Onda; çıkar, korku, yalan, küçülme, saygısızlık yoktur. Geniş bir hoşgörü, tutarlı ve bilinçli bir düşüncenin üstüne kurulmuş baskın ve yoğun bir özveri
vardır.
Anlayış, yüceltme, koruma, savunma, vardır. Saygı ve acıyı, sıkıntıyı, üzüntüyü, erdemi, sevinci, mutluluğu paylaşma vardır. Yeterince sevebilmek ve sevildiğimize inanmak
bizi güçlü kılar, mutlu eder. O yüzden sevgide yalan aldatma, menfaat, kin, hakir görme, rencide etme, incitme vb. duygular olamaz.
Seven, koşulsuz, olduğu gibi kabul eder. İyi ve zor anında sevdiği kişinin yanındadır.
Tüm benliğini ona adamıştır. O yüzden sevilmek isteyen önce sevmesini bilmelidir. Gerçek sevgi, hüzünlü kalpler için eşsiz tedavidir. Acıları tatlı eder, her derdin ilacıdır. Sevgide israf olmaz, fazlası zarar vermez, verdikçe çoğalır, maliyeti yok, temini çok kolaydır.

23Ara/25Kapalı

PARTİLERİN RAPORLARI VE İKİNCİ ÇÖZÜM SÜRECİNİN AKIBETİ – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

PARTİLERİN RAPORLARI VE İKİNCİ ÇÖZÜM SÜRECİNİN AKIBETİ - Ruhittin SÖNMEZ

TBMM’de “Terörsüz Türkiye” komisyonuna katılan partiler raporlarını verdiler.

DEM Parti’nin raporu tam olarak PKK ve Öcalan’ın taleplerini dile getiriyor. Sorunu "Terör" parantezinden çıkarıp "Statü" ve PKK jargonunda tanımlandığı şekliyle "Demokratik Cumhuriyet" zeminine çekmeye çalışıyor.

DEM Parti, sürecin idari kararlarla değil, TBMM tarafından çıkarılacak, özel bir "Barış Yasası" ile yürütülmesini şart koşuyor. Bu yasanın, sürece katılan siyasetçiler ve bürokratları gelecekteki yargılamalardan koruyacak hukuki bir zırh niteliği taşımasını istiyor.

Bu talep, yapılanların mevcut hukuk düzenine göre ağır suçlar olduğu ve cezalar doğurabileceğinin farkında olduklarını göstermektedir.

DEM/PKK kanadı “ulus-devlet modellerinin krizde olduğunu” ve çözümün "Demokratik Cumhuriyet" modelinde yattığını savunarak, Türkiye’nin milli ve üniter yapısını hedef alıyor.

Öcalan süreçte "başmüzakerecisi" olarak konumlandırılmakta. Önce Öcalan’ın, üzerindeki tecridin kaldırılması ardından, “umut hakkı” çerçevesinde serbest bırakılması ön şart olarak ileri sürülüyor.

“Silahların bırakılması çağrısı “Kürt kimliğinin anayasal tanınması” yani Türkiye Cumhuriyeti’ni Türk ve Kürt iki kurucu ortağın devleti haline getirilmesi şartına bağlanmakta.

Anadil hakları ve yerel yönetimlerin güçlendirilmesi. Yani Kürtçenin fiilen resmi dil olması ve yerel yönetimlerin özerk yapılar haline gelmesi hedeflenmekte.

DEM Parti'nin raporundaki "Demokratik Cumhuriyet" vurgusu ve Barış Yasası bir ara hedef. Partinin güçlü olduğu illerin Türkiye’den hemen ayrılması yerine, özerk veya federasyon yapısı içinde belli bir palazlanma devresinden sonraya ertelediğini gösteriyor.

19Ara/25Kapalı

DENETİMSİZ GÜÇ, CEZASIZLIK VE AHLAKİ ÇÖZÜLME – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

DENETİMSİZ GÜÇ, CEZASIZLIK VE AHLAKİ ÇÖZÜLME - Ruhittin SÖNMEZ
AKP kadrolarına en yakın gazeteci/ televizyonculardan biri olan Mehmet Akif Ersoy üzerinden başlatılan soruşturma çok dikkat çekti. Aslında bu vaka bir tane değildi.
Bu örnek, dindar aile ortamlarında ve eğitim kurumlarında yetişmiş, iktidara yaslanmanın sağladığı imkanlarla şöhrete, paraya ve dokunulmazlığa kavuşmuş kişilerde ahlaki bozulmanın sistemik bir hal aldığını gösteriyor.
Levent Gültekin “Şatafatlı Mağlubiyet: İslamcıların İktidarla İmtihanı” kitabında anlatmıştı.
Abdurrahman Dilipak, içeriden biri olarak özeleştiri niteliğinde, İslamcı kesimde gösteriş, şatafat düşkünlüğüne; İslami ritüellerin, kavramların nasıl içlerinin boşaltılıp bayağılaştığına dair yazdıklarını da okumuştuk.
Dilipak “masa, kasa, nisa” olarak tanımladığı makam, zenginlik ve kadın alanında nefisleri sınanan (imtihan edilen) İslamcılar içinde sınavı geçen pek az kimse olduğunu söylüyordu.
Ancak biz yine de sosyete umreleri, tahtlı-sandallı düğünler, after umre partileri, İslami baby showerlar, alkolsüz şampanyalar, 40 günlük bebeğe mevlitte tek taş pırlanta takmak gibi görgüsüzlükleri, İslamcı papatyalar olmaya hevesli, dar bir kesimin özentisi zannediyorduk.
Daha sonra gördük ki bunlar ve daha beteri yozlaşma AKP’ye yaslanan zümrelerde oldukça yaygın hale gelmiş. İhale kapmak için ihrama bürünüp umreye giden ama dönüşte free shop’ta viski alırken yakalananlar… Kokain çeken, fuhuş yapan bürokratlar, TV spikeri kızlar…
İmam Hatip kökenli, İlahiyat mezunu, kimi tarikat ehli, kimi İran tipi İslamcılar; alnı secdeye değen, Hac ve umre seyahatleri yapanlar içinde de büyük günahlar yaygınlaşmış: Rüşvet, iltimas, kamu malını, kul hakkını yeme gibi günahların yanında uyuşturucu kullanan, grup seks yapan, kadınları kullanarak iş bitiren tipler çoğalmış.
Dilipak, “Başörtüsü aksesuara dönüştü. Haram para cüzdanda durduğu gibi durmuyor” diyor.
Eskiden günah diye kadın elini sıkmayanlar, emrinde çalışan kadınları cariye sayıp istediğiyle kucaklaşıp, bunların içinden seçtikleriyle ilişkiye girer olmuşlar. (Sabahattin Önkibar’ın İhlas Holding kurucusu Enver Ören hakkında anlattıkları içinde daha ilginç olanları da var.)
Casinolarda rulet masasında kumar oynarken yakalanan muhafazakar bakan çocuğunu gördüğümüzde bireysel bir günah saydık. AKP genel merkezinde çalışan, lüks otomobili içinde kokain çekenler de bizi ürpertmedi. Bu ahlaki çözülmenin sebebini ve sonuçlarını düşünmedik.
Şeffaf bir hukuk devleti ve liyakat sisteminden uzaklaşma ile bağını göremedik.

16Ara/25Kapalı

KUR’AN’DA ANLATILAN ZALİM İKTİDAR ÖRNEĞİ – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

KUR’AN’DA ANLATILAN ZALİM İKTİDAR ÖRNEĞİ- Ruhittin SÖNMEZ

Yapımcı ve sunuculuğunu yaptığım Geniş Açı adlı TV programında son bölümün konu başlığı “GÜÇ VE İKTİDAR SAVAŞLARINDA DİN UNSURU” idi. Konuğum Hukukçu, İlahiyatçı, Yazar Tevfik Karabulut kendisini bu konularda inceleme yapmaya sevk eden şeyin Firavun- Haman- Karun- Belam dörtlüsünün ilişkilerine dair Kur’an-ı Kerim’de anlatılanlar olduğunu söyledi.

Bu ayetler zalim iktidarla, iktidarı ayakta tutan güçleri değerlendiriyor. Konu siyaset sosyolojisi ve ilahiyat disiplinlerinin kesişim noktasında durmaktadır.

Kur'an-ı Kerim’de anlatılan kıssalar sadece tarihi süreçte gelip geçmiş kavimlerin hikayeleri değildir. Firavun, Haman, Karun ve Belam; şahıslardan öte, her çağda ve her coğrafyada ortaya çıkabilecek zihniyetlerin ve yönetim biçimlerinin sembolleridir. Her dönemde adları değişse de bu isimlerin temsil ettiği güçler hep var oldu.

12Ara/25Kapalı

BASKILARA KARŞI MİLLİ DİRENİŞ – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

BASKILARA KARŞI MİLLİ DİRENİŞ - Ruhittin SÖNMEZ
Dünyadaki çoğu gelişmiş veya gelişmekte olan devletler “karşılıklı bağımlılık” ilişkisi içindedir.
Tek başına dünyayı yönetebilen bir devlet yok.
Bunun için devletler çeşitli örgütlerin çatısı altında farklı ticari, siyasi, dini, teknolojik işbirlikleri ile
dünyayı daha yaşanabilir, daha gelişmiş bir gezegen haline getirme çabalarının paydaşıdırlar.
Elbette bu ülkelerin bir kısmı emperyalist ve sömürgeci zihniyetlerini tamamen terk etmiş değiller. Ancak bazı küresel sorunlarda insanlık birlikte çözüm üretmeye mecbur kalmakta. Savaş ortamına girmeden veya boyutu büyümeden bu mecralarda görüşmeler yoluyla çözüm aramaktalar.
İnsan hakları, özgürlükler geçen yüzyıla göre daha iyi durumdaysa bu da yine belli yapılar altında devletlerin bağımsızlıklarından kısmen feragat ederek ortak ilkeleri uygulama çabasının eseridir.
Türkiye “bağımsız bir devlet” olmasına rağmen, kendi iradesiyle Birleşmiş Milletler, AB, NATO gibi uluslararası örgütlerin üyesidir. Birçok uluslararası sözleşmenin de tarafıdır. Bu örgütlerin çatısı altında veya bu sözleşmeler kapsamında diğer devletler gibi Türkiye de tam bağımsız değildir.
Bu kapsamda Anayasamızın 90. Maddesi’ne göre, “milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. (Hatta) Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz.”
Türkiye Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine (AİHS) taraftır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) kararlarına uyacağını taahhüt etmiştir. AİHS’ne taraf olmak Türkiye’ye çok şey kazandırdı.

9Ara/25Kapalı

YENİ ORTADOĞU TASARIMI VE TÜRKİYE – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

YENİ ORTADOĞU TASARIMI VE TÜRKİYE - Ruhittin SÖNMEZ
Ortadoğu’nun yeniden tasarımındaki önemli aktörler, ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ve İsrail Başbakanı Netanyahu’nun son açıklamaları dikkat çekici.
ABD Büyükelçisi Tom Barrack Yunan gazetesi Kathimerini’ye verdiği röportajda şunları söylüyor:
“Eskiden Baharat ve İpek Yolları, Doğu’yu Batı’ya üç veya dört farklı güzergâhtan bağlıyordu. Ve bu refah yolu boyunca medeniyetler harmanlandı. Bu tekrar yaşanabilir ancak 1919’dan beri ulus devletler tarafından engelleniyoruz. Her devletin farklı bir hükümet türü tarafından yönetilmesi fikri pek iyi işlemedi.”
Açıkça bu şahıs; Ulus devlet yapılanmalarını kaldırmaktan, sınırları ve siyasal engelleri kaldırıp,
enerji ve ticaret hatları temelli, bölgede yeni bir yapı kurmaktan söz ediyor. “Her bir ulus devleti ikna etmek zor oluyor. ABD’nin kontrolünde üniter ve milli olmayan bir devlet kurmamız lazım” anlamında konuşuyor.
Sözün içindeki “1919’dan başlayan” ibaresi önemli. Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter milli devlet yapısından hoşnutsuzluğunun ve “1916’da İngiliz ve Fransızların Sykes–Picot ile çizdiği düz çizgilerden ibaret devletleri” istemediğinin ifadesi.
Barrack daha önce “İsrail bölgede güçlü ulus devlet istemiyor” demişti. Şimdi ABD’nin de istemediğini açıklamış oldu.
ABD Büyükelçisi, Kıbrıs konusunda, “Sağlıklı bir vücudun ortasında apse olamaz. Vücudun her
bir parçasının iyileştirilmesi gerekir” cümlesiyle KKTC için apse (irin) benzetmesi yaptı.
Barrack’ın birkaç ay önceki şu sözleriyle birlikte düşünelim: “Türkiye, İsrail, Körfez, Suriye, Lübnan, Irak, Ürdün, kuzeye çıkın Azerbaycan, Ermenistan… Bunları birleştirdiğinizde dünyanın en güçlü bölgesi ortaya çıkar.”
Kanaatimce, ABD Planının bölgesel hedefi İran’a karşı Türkiye-İsrail cephesi inşa etmektir.
Küresel boyutu ile de Çin’i karadan ve denizden Avrupa, Güney Asya ve Afrika’ya bağlayacak “Kuşak ve Yol projesini” işlevsiz bırakmaktır.

5Ara/25Kapalı

APO, PAPA, BARZANİ: ÜÇ ZİYARET TEK HEDEF – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

APO, PAPA, BARZANİ: ÜÇ ZİYARET TEK HEDEF - Ruhittin SÖNMEZ

Geçtiğimiz hafta üç ziyaret çok tartışıldı. TBMM Komisyonundan (AKP, MHP ve DEM Partili) 3 milletvekili İmralı’ya gidip teröristbaşı Öcalan ile görüştü. Papa ilk ziyaretini Türkiye’ye yaptı, İznik’te ve İstanbul’da ayinler yaptı. Mesud Barzani Cizre’ye geldi. Bir sempozyum bahanesiyle düzenlenen programda Barzani’ye abartılmış övgüler yapıldı. Üniformalı ve uzun namlulu silahlı korumaları ile show yaptı.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Barzani ziyareti sebebiyle yaptığı tespit bence her üç ziyaret için de geçerli ve doğrudur: Bu ziyaretlerde yaşananlar REZALETTİR.

"Türkiye Cumhuriyeti'nin egemenlik hak ve hukuku çiğnenmiştir. Adına ister protokol kuralları deyin ister teamül deyin ne var ne yok ihlal edilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti’nin vakarına, saygınlığına, tarihi itibarına ve egemen vasfına taammüden saldırıdır."

Bizim bu görüşümüzü, Mesud Barzani'nin ofisinden Bahçeli'ye cevap olarak yapılan açıklamada denildiği gibi "şovenist zihniyetin ürünü" olarak nitelendirenler olacaktır. Ben bunlara değil, bunlara bu cesareti ve küstahlığı verenlere kızabilirim.

2Ara/25Kapalı

SANAYİSİZLEŞME DEVAM EDİYOR – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

SANAYİSİZLEŞME DEVAM EDİYOR - Ruhittin SÖNMEZ
Bundan tam 9 yıl önce Merkez Bankası E. Başkanı, ekonomist ve siyasetçi Durmuş Yılmaz’ı Kocaeli Aydınlar Ocağı olarak düzenlediğimiz toplantıda dinlemiştik. Burada aldığım notlardan yazdığım köşe yazısı sosyal medyada karşıma çıktı. Ben de 2016 Kasım’ından bu yana neler değişti, iyileşme oldu mu diye bir çalışma yaptım.
Konferansta Durmuş Yılmaz, “Türkiye’de 1988 yılında toplam üretim içinde imalat sanayinin payı yüzde 24 iken bugün aşağı seviyelere düştü. Yani Türkiye’de bir sanayileşme değil, sanayileşmeme süreci var. Ne yapıp yapıp, alt yapı yatırımları dışındaki, inşaat işlerine giden kaynakları imalat sanayine, yüksek teknolojiye, üretime aktarmamız lazım” demişti.
Şu iki cümlesi mıh gibi kafama kazınmıştır:
“İSTANBUL’DAKİ GÖKDELENLER BİZİ BÜYÜK DEVLET YAPAMAZ.”
“Türk çeliğinden yapılmış, Türk Deniz Kuvvetleri Gemileri uluslararası arenaya çıkmadığı sürece büyük devlet olamayız.”

28Kas/25Kapalı

İMRALI SÜRECİNE TOPLUMUN RIZASI YOK – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

İMRALI SÜRECİNE TOPLUMUN RIZASI YOK - Ruhittin SÖNMEZ
“Yeni açılım süreci ‘devlet aklının’ bir eseridir” deniyor. “Devlet aklı” olarak, AKP+MHP liderleri ile AKP’nin bürokratlarının ortak aklı kastediliyor sanıyorum.
“Devlet aklı” diyerek toplumumuzun kodlarında bulunan devlete itaat duygusu ve “hikmet-i
hükümetten sual olunmaz” anlayışına yaslanıyorlar. Böylece bilinçaltımıza “bu öyle bir akıl ki ülkenin beka sorunu yaşadığı durumlarda keskin kararlar alır ve ülkenin varoluş tehlikesine girmesini önler” mesajı veriyorlar.
Oysaki bu devlet aklı ülkeyi 5 senedir çok yüksek enflasyondan kurtaramıyor.
Bu devlet aklı nüfusun çok büyük kesimini açlık veya yoksulluk sınırının altında bir gelire mahkûm etti.
Bu devlet aklı, içinde casusundan, teröristine, mafyasından, uyuşturucu kaçakçısına kadar her türlü riskli grupları barındıran, 10 milyon yabancının ülkeye yerleşmesini sağladı.
Bu devlet aklı her 3 gencimizden birini ne okula ne işe gidemeyen ev genci haline getirdi. Bu devlet aklı nüfus artış hızımızı eksiye düşürdü, çünkü gençlerimizi evlenemez veya evlenenleri de çocuk yapmaya cesaret edemez hale getirdi. Biraz nitelikli olan gençlerimiz ya yurtdışına gitti veya gitme özlemi içinde.
Bu devlet aklı hukuka ve yargı sistemine güveni yüzde 20’lere düşürdü, vatandaşlarını düşünme ve ifade hürriyetini kullanmaktan korkar hale getirdi.
Bu devlet aklı, Türkiye’yi yabancı sermayenin girmek istemediği, yerli sermayenin dışa kaçtığı bir ülke haline getirdi.
Bunların her biri ülkemiz için beka sorunudur.
Gerçek “devlet aklı” milletin bekasını, hukuku, kurumları korur. Bugün “devlet aklı” diye sunulan
şey aslında iktidar koalisyonunun politik tercihleridir.
Şimdi bu “devlet aklının” yönettiği “yeni açılı sürecine” destek vermemiz isteniyor.
Ama görünen o ki 2025 İmralı süreci, Türkiye siyasetinde “devlet aklı” ile “toplumsal rıza” arasındaki makasın en çok açıldığı dönemdir.

25Kas/25Kapalı

YENİ CUMHUR İTTİFAKININ ÖCALAN GÖRÜŞMESİ – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

YENİ CUMHUR İTTİFAKININ ÖCALAN GÖRÜŞMESİ - Ruhittin SÖNMEZ
TBMM’de yeni açılım sürecini yürütüyor gözüken Komisyon İmralı’ya gidip, ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsü, teröristbaşı Öcalan ile görüşme kararı aldı. Komisyonun aldığı karar AKP+MHP+DEM’ in oylarıyla kabul edildi.
İYİ Parti zaten baştan komisyona üye vermedi. İmralı’ya gidilmesine de karşı.
CHP İmralı’ya milletvekili göndermeyeceğini açıkladı ve kapalı yapılan toplantıya katılmadı.
Yeni Yol Grubu (SP+Deva+Gelecek Partileri) oylamada çekimser kaldı ama İmralı’ya milletvekili göndermeme kararı aldı.
AKP’den Hüseyin Yayman, MHP’den Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız ve DEM Parti’den Gülistan Koçyiğit’in İmralı’ya gideceği kesinleşti.
Bu heyetin teröristbaşı ile görüşmesinin görüntüleri, AKP ve MHP seçmeni için çok sarsıcı olacağından, ziyaretin görüntüleri halkımızla paylaşılmayacak. Resim paylaşılsaydı AKP+MHP+DEM= Yeni Cumhur İttifakı görsel olarak hafızalarda daha kolay yerleşmiş olacaktı.
Bu tarihi ziyaret toplum için bir turnusol işlevi görecektir. Halkımız bundan böyle Cumhur İttifakı’na DEM Parti’nin de katıldığını değerlendirecektir.

24Kas/25Kapalı

ÖĞRETMEN OLMAK – Seyfettin KARAMIZRAK

seyfettin-karamzrak

ÖĞRETMEN OLMAK - Seyfettin KARAMIZRAK
“Hiçbir zaman gül yağmaz. Daha çok gül istersek, daha çok fidan dikmemiz gerekir.”
George Eliot

“Eğitim”, hayata ve topluma intibak edebilmenin ortak adıdır. Eğitim insan yaşamında önemli bir olgudur. Günümüzde, hem kişinin mutluluğu, hem de milletin geleceği ve refahı bakımından özel bir önemi vardır.
Eğitimin, yalnızca kalkınma çabasında olan ülkeler için değil, kalkınmış ülkeler için de geleceğin toplumunu biçimlendirmede en önemli araç olduğu bir gerçektir.
Eğitim, öğrencileri bilgi yüklenen değil, merkeze alan, öğrenmeyi öğrenen, kişilikleri gelişmiş, yeteneklerini kullanan, problem çözen, analiz ve sentez yapabilen, akılcı, yapıcı, duygu ve düşünceleri dengeli, sevgi dolu, hoşgörülü, ulusal ve evrensel değerlere saygılı
vatandaşlar olarak yetiştirmelidir.

21Kas/25Kapalı

WASHINGTON’DAN İMRALI’YA MEŞRUİYET PAZARLIKLARI – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

WASHINGTON’DAN İMRALI’YA MEŞRUİYET PAZARLIKLARI - Ruhittin SÖNMEZ
İmralı’daki müebbet hapse mahkûm Öcalan’ın yeni açılım sürecinde ön planda olduğu malum.
Artık devlet büyüklerimiz O’na “teröristbaşı, cani, çocuk katili” değil, “örgütün kurucu önderi” diyor.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “Öcalan gelsin Meclis’te konuşsun” çağrısıyla başlayan süreçte Öcalan’ın Meclis’e gelemeyeceği anlaşıldı. (Toplumun rızası alınamıyor.) Bu defa Meclis’i teröristbaşının ayağına götürme planı devreye girdi. Bu konuda İYİ Parti’nin kesin ve net karşı duruşu belli ama AKP ve CHP çekingen. Çünkü çok büyük oy kaybına yol açabileceğini ölçüyorlar.
Nedense bu işe baş koymuş olan Bahçeli’nin, TBMM Grup toplantısında, “gerekirse üç arkadaşımı alır İmralı’ya ben giderim” demesi ve grubuna ayakta alkışlatması yeni bir aşamaya geçileceğinin işaretidir.
Öcalan aslında yıllardan beri devletle görüşme halinde. Yeni açılımla birlikte mesajları açıkça TV’lerde okunan, ziyaretçileri ve avukatları vasıtasıyla basına demeçler veren bir mahkûm.
Yani şu anda Öcalan’ın düşünüp de devlete veya kamuoyuna iletemediği herhangi bir görüşü yok.
Peki, PKK örgütünün elebaşı Öcalan’ın, örgütün siyasi kanadı denilen DEM Parti’nin ve Devlet Bahçeli’nin TBMM Komisyon üyelerini Öcalan’ın ayağına götürüp dinlenmesi ısrarının sebebi ne olabilir?
Bunun tek sebebi, Öcalan’ın “MEŞRUİYET” elde etmesidir.
Öcalan’ın “Kürt halkının tek temsilcisi”, meşru bir “müzakereci”, bir “çözüm ortağı” olarak
konumlandırılması isteniyor.
Başbakan Bülent Ecevit’in cevabını bulamadığı, “1999’da Abdullah Öcalan neden Türkiye’ye teslim edildi?” sorusunun cevabı belli olmaya başladı.

18Kas/25Kapalı

İBB İDDİANAMESİ VE SİYASETİN FİNANSMANI – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sİBB İDDİANAMESİ VE SİYASETİN FİNANSMANI - Ruhittin SÖNMEZ
Ekrem İmamoğlu ve ekibi hakkında düzenlenen “İBB İddianamesi” 3800 sayfadan fazla uzunlukta
bir metin. Bu iddianamenin siyasi ve hukuki tarafları var. Ancak bu yazıda sadece dolaylı rüşvet
mekanizması iddialarını ele alacağım.
İddianameye göre, belediyeden ihale almak; imar planı, siluet onayı, ruhsat gibi işlemlerin yerine
getirilmesi; usulsüzlüklerin giderilmesi gibi işler için bazı iş insanlarından “İBB adına kreş yaptırma / kreşe maddi katkı sağlama,” yardım kartları, market hediye çekleri, giyim mağazası kartları almaları istenmiş.
Savcılık bunları “rüşvet alma” ve “örgüt finansmanına örtülü aktarım” olarak niteliyor.
AA’nın haberine göre; İddianame, “kreş, okul, spor salonu” gibi kamuya yardım söylemiyle iş insanlarının ikna edilmeye çalışıldığını, fakat bu yardımın büyük kısmının nakit veya taşınmaz olarak örgüte yönlendirildiğini iddia ediyor. Ayrıca bu bağışların bir “sistem” hâlinde süreklilik kazandığı ileri sürülüyor.
İddianameye göre, “suç örgütü lideri” olarak gösterilen Ekrem İmamoğlu, 2014 Beylikdüzü Belediye başkanlığından başlayarak “CHP’yi ele geçirmek” ve Cumhurbaşkanı olmak için bu “suç örgütünü” kurmuş... (Bu siyasal kurgu mantıksal olarak tutarlı değil. Ancak biz finans konusuna odaklanalım.)
İş adamı Sarp Yalçınkaya’nın, Ekrem İmamoğlu’nun adamlarına “Seçimi kazanmamız için en az 2 milyar dolara ihtiyaç var” dediği iddiası da bu çerçevede aktarılmış.
Henüz mahkeme kararı yok, bunlar iddiadan ibaret. Savunmayı dinlemek gerek.

11Kas/25Kapalı

ATATÜRK’Ü CAMİLERDEN KOVMA HİSTERİSİ – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin s

ATATÜRK’Ü CAMİLERDEN KOVMA HİSTERİSİ - Ruhittin SÖNMEZ
Kocaeli Valiliği ve İl Müftülüğü’nün, 10 Kasım’da Atatürk’ün ruhuna “Mevlid-i Şerif” ve Kuran- Kerim
okutulması kararı, bazı çevrelerin içlerindeki nefreti ortaya çıkardı. Sıradan bir dua programına bile
tahammül edemediler.
“Camilerimizden Allah düşmanlarına rahmet okunmasına müsaade etmeyelim. Camiler bizim,
bizim olanda bizden olmayana yer yok!” diyen mi ararsınız?
Mevlit okutma talimatı veren Kocaeli İl Müftüsü Mehmet Sönmezoğlu’na “Ahiretini yaktın” diyeni
mi?
“Camilerde Kemalizm istemiyoruz” hezeyanını mı?
Hadi bunlar “trol” denilen çapsızlar.
Bir de sözüm ona “Camiler siyaset mekânı olmasın” diyen iki yüzlü paylaşımlar var: Diyanet
mensuplarının üye olduğu bir sendikanın başkanı şöyle diyor: “Ne camiler laiklik ve Kemalizm
testi mekanlarıdır ne de din görevlileri laikçi bağnazların emir eridir.” Bunların, camilerde
propaganda yapan kendi üyesi hocalara ve politikacılara sesini çıkardığını duymadık. Siyasi kararla
alınan selalar okunurken de itiraz etmediler. Ama Atatürk’e dua söz konusu olunca “mevzuata aykırı”
olduğunu keşfettiler.
Ya Prof. Dr. ünvanlı olanlara ne demeli?
İ.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ahmet Uysal, “Atatürk İslam’ı bu topraklardan söküp atmaya çalışmışken ve bu tip dini merasimlere karşıyken, Atatürk için mevlit okutmak kimi memnun etmek için?” diye paylaşım yaptı.
Eskiden ciddiye aldığım için şimdi utandığım Prof. Dr. Ahmet Akgündüz (Rotterdam İslam Üniversitesi Rektörü) şu paylaşımı yaptı: “Ya Rab! Kocaeli Valisi ve Müftüsünü Mustafa Kemal ile haşret! Âmin.”
Paylaşımının altına ise Kaf Suresi’nin 30. ayetini ekledi: “O gün cehenneme ‘Doldun mu?’ diye sorarız; o da ‘Daha yok mu?’ der.”
Bu sözde bilim insanları, ellerindeki “iman ölçer” ile Atatürk’ün “İslam düşmanı bir cehennemlik” olduğu konusunda hükümlerini vermişler.
Bu tepki, düşüncenin değil, öfkenin; inancın değil, dogmatik nefretin dışa vurumudur.
Şimdi Profesör unvanlı bu dogmatik nefret sahibi kişilerin paylaşımları ile Seyda Feyzullah Konyevi denilen şu sözde “hazretin” nefretini açıklaması arasında ne fark var:
“Allah’ım, senin dinine savaş açmış, Resulünün hilafetini kaldırmış, indirdiğin şeriat hükümlerini
yasaklamış, laikliği getirmiş, sarığımızı yasaklamış, Yahudi şapkasını takmayı mecbur etmiş bir kişiyi
‘biz çok seviyoruz; sen de sev ve cennetine koy’ diye mi dua edeceksiniz? Dua ederken sarığınızı
çıkarıp Yahudi şapkası mı takacaksınız?”
Bu nefretin kaynağı, dinî hassasiyet değil, siyasal mülkiyet tutkusudur.