
ANNELERİN KIYMETİ – Seyfettin KARAMIZRAK
ANNELERİN KIYMETİ - Seyfettin KARAMIZRAK
“Bana okuduğum kitapların en güzelinin hangisi olduğunu sorarsanız, söyleyeyim:
Annemdir.”
Anne aile, yuva, birlik olma, paylaşma, mutluluk devşirme demektir. Annenin var olduğu evde zenginlik, şatafat o kadar önemli değildir. Çünkü anne; zenginlik, huzur, dayanışma, hayata tutunma, yaşama sevinci demektir.
O, var olmanın şifresidir. Dünya kurulduğundan bu yana her sorunun, her engelin çözücüsü, dikenli tarlaların goncası, susuz çöllerin vahası, beceriksiz ellerin mahareti, başarılı
erkeklerin mimarı, başarısız erkelerin kamuflajı olmuştur.
Tarlada ırgat, evde hizmetçi, fabrikada işçi, onca çocukların bakıcısı, dadısı, bekçisi, aşçısı, terapisti, öğretmeni “hatta babası” olmuştur.
O yüzden toplumda en çok ihtimam gösterilmesi gereken kadındır. Muhataplarının O’na hitap ederken “kırmamak ve üzmemek adına” çok dikkatli ve titiz davranması gerekir.
Çünkü kıymetlidir, çünkü hassas ve narindir. Sözlerin, zarafetsiz ve uluorta söyleniş biçimi O’nu derinden yaralayabilir. O’nun ruhu has ipeklerden daha şeffaf, en nadide tüllerden daha müstesnadır. Söylenen sözcüklerin bile filtre edilmeden O’na sarf edilmesi haksızlıktır, kabalıktır.
Kadın her şeyin en iyisine, en güzeline, en seçilmişine layıktır. Böyle düşünmek, bir kadın için kesinlikle ayrıcalık değil, ihmal edilmemesi gereken bir vazifedir, vicdanlar için borçtur.
Bazen de anne demek; hüzün, çile, keder, meşakkat, heder olma, kendini feda etmenin adıdır. İtilip kakılmanın, hakaretin, aşağılanmanın, değersizleştirilmenin, küçük
düşürülmenin, özgürlüğünün ipotek altına alınmasının, şiddetin, bazen de canını vermenin adıdır anne olmak.
Kadınlarımız hak ettikleri ilgi ve ihtimamı doya doya yaşadığı, gözlerinin içi gülerek mutluluğa doyduğu gün, bu toplumun bayramı olacaktır. Bu da O’nu yeterince anlamaktan,
anlayabilmekten ibarettir sanırım. Çünkü O eşsiz bir kıymet ve bir hazinedir.
Kadın, erkekler için de bir aksesuar değildir. Eğlenilecek eşya, iş gördürülecek makine veya çocuk üreticisi hiç değildir. O’nu böyle görmek, bir maharet, erkeklik semeresi, güç
gösterisi olamaz. Böyle bir hak veya ayrıcalık, hiç kimseye, hiçbir güç tarafından verilmiş değildir. Verilmesi de mümkün olamaz.
O, toplumun ve erkeğin; tamamlayıcısı, ekmeği, suyu, evi, canı, cananı, en sevgilisi, gözünün nuru, kalbinin sevinç kaynağı, yaşama sevinci, dostu, sırdaşı, biricik arkadaşı, ömrü,
evinin direği, başının tacı, tesellisi, en kıymetlisidir.
Kızı, kardeşi, eşi, anası ve var oluş sebebidir.
O’nsuz bir hayat düşünülemez. Olsa bile bu hayat yaşanamaz. Çünkü hayat O’nunla anlamlıdır. Maddi yer küresinin değer kazanması, kıymetli olması da kadın sayesindedir.
Metafizik boyutumuzun içinde de O vardır. Ruhumuzun huzur bulması, sevinçlerimiz, mutluluğumuz, değer yargılarımız vb. hep kadının bize verdiği manevi kıymet sayesindedir.
Çocuklarına daha güzel bir dünya kurma adına hayatını feda etmenin adıdır anne.
Temizliğe gitmek, gündelikli en zor koşullarda çalışmak, sokaklardan çöp toplamak da annenin yaşam biçimidir bazen. Çünkü o yemez yedirir, giymez giydirir. Kendine zaruri
ihtiyaçlarını almaz, evladı rencide olmasın diye en kalitelisini ona almaya çalışır. Okusun “adam olsun” diye çalıştırmaz, hırpalatmaz, yormaz, kendine yardım dahi ettirmez.
Anne alın teriyle, onurluca, dürüst ve helalden kazanıyorsa, çalıştığı işin utanılacak hiçbir yönü yoktur, olamaz da. Hatta bu özveriden gurur duyulmalıdır.
Her makam ve meslek sahibi, annesi sayesinde bir yerlere gelmiştir. Anne, milleti oluşturan her ferdin mihenk taşıdır. Yeri geldiğinde işçidir, askerdir, polistir, hemşiredir,
doktordur, mühendistir, öğretmendir, Kaymakamdır, Validir, genel müdürdür, vekildir, bakandır başbakandır.
Bütün bunların hem öğretmeni, hem annesidir. Yani anne “millet” demektir, vatan demektir, bayrak demektir, namus demektir, haysiyet ve şeref demektir. Bu yüzdendir
kıymeti, bu yüzdendir ayağının altının öpülmeye layık görülmesi.
Öyleyse bir ülkenin felakete gitmesinin, ya da yükselmesinin sebebi annedir. Çünkü anne geleceği inşa edecek olan biricik çocuklarımızın yetiştiricisi, hayata hazırlayıcısı ve
mimarıdır.
Cennet O’nun sayesinde çok yakınımızda, ayaklarının altındadır. Bu ayakları laikiyle öpebilenlere ne mutlu. Dualarında, başarılarımız, sağlığımız, mutluluğumuz, huzurumuz, kurtuluşumuz vardır. Bunları idrak eden kalplere, gönlüne yerleştirmiş yüreklere ne kadar gıpta edilse azdır…
Annenin gönlünü, rızasını kazananların, duasını alanların sırtı yere gelmez. İşleri kolay, kazancı helal, bol ve bereketli, yüzü güleç, hayatı dertsiz belasız, kazasız olur. Ömrü huzurlu ve mutlu geçer.
Vakarlı, özverili, merhamet timsali, sevgi çağlayanı, ömrümüzde açan eşsiz çiçeklerimiz. Nefesimiz, suyumuz, ömrümüzün anlamları, yüreklerimizin huzuru,
hanelerimizin mutluluk kaynağı, ecemiz, gündüzümüz ve gecemiz.
Her gününüz mutlu, sağlıklı ve esen geçsin… İyi ki varsınız… Bizler bir hiçtik sizler olmasaydınız…
Kadınlarımız, pırlantalarımız…Kızımız, eşimiz, anamız, bacımız…O’nlar bizim baş tacımız…
Hep var olun, sevgiyle kalın…
RAMAZAN BAYRAMI – Ümran ÜNLÜ
RAMAZAN BAYRAMI - Ümran ÜNLÜ
İslamiyetin ana kuralları dediğimiz 32 farz…
32 Farzın 5 i islamın şartıdır.İslamın 5 şartı nedir?
Kelime i şahadet getirmek, namaz kılmak, oruç tutmak… Bu üçünü inancımıza göre müslümanım diyen herkes yerine getirmek zorundadır. Geriye kalan ikisi zenginler için emredilmiştir. Malının kırkta birine yoksullara vereceksin ki bunun adı zekattır. Zaten o zaman yoksulluk diye bir şey olmayacak… Son olarak hiç kimseye borcun yoksa, aileni geçindirmenin dışında fazla paran varsa hacca gitmektir.
Kimse bilemez.
Ben masumum diyemeyiz hiçbirimiz. Bu hepimizin ayıbı, hepimizin dünyaya ve insanlığa boynunun borcu.
Kadınlarımız -kızlarımız-çocuklarımız tecavüze uğruyor, otobüslerde genç kızlarımız taciz ediliyor, gençlerimiz ölüyor, durup dururken bir gece yatağından kaldırılıp insanlarımız tutuklanıyor, bir sabah işine gittiğinde insanlar ne olduğunu anlamadan işlerinden atıldığını öğreniyor…
ŞÜKÜR, SORUNLARI GÖRMEZDEN GELMEK DEĞİLDİR – Ruhittin SÖNMEZ
ŞÜKÜR, SORUNLARI GÖRMEZDEN GELMEK DEĞİLDİR - Ruhittin SÖNMEZ
Bana göre şükür mutlu olmanın anahtarıdır. Çünkü biliyoruz ki insanoğlunun arzu, heves, ihtirasları ve bunlara bağlı olarak ihtiyaçları sınırsızdır. Ancak imkanlar sınırlı olduğu için, mutlu olmak elde edebildiklerine şükretmekle mümkün olabiliyor.
Şükür, “iyiliği bilip yaymak, iyiliği anıp sahibini övmek, iyiliğe karşı söz ve davranışlarla minnettarlık göstermek gibi anlamlara gelir.” Özellikle iyiliğin gerçek sahibi olan Tanrının bize verdiği nimetlerden, iyiliklerden dolayı O’nu övmek, O’na minnet duygusu içinde olmaktır.
Hamd ise, Allah'ı yaptığı her işi en iyi şekilde yaptığı için övmek ve minnet duymaktır. Dolayısıyla hamd sadece Allah'a mahsus olur, nimet verse de vermese de O’na hamd ederiz.
Şükür ise bir nimetin, bir iyiliğin karşılığında edilir. Nimetin size ulaşmasına aracılık edene teşekkür eder, nimetin gerçek sahibine yani Allah’a da şükrederiz.
“Belaya şükredilmez, hamd edilir” dersem şükür ile hamd arasındaki farkı daha iyi anlatmış olabilirim sanıyorum.
Kur’an-ı Kerim’de “Rabbinizin rızkından yiyiniz ve O’na şükrediniz” ve benzeri ifadelerin olduğu ayetler var. Allah’ın yarattığı hava, su, gıdalar vd rızıklar için hamd ve şükretmemiz gerekir.
Ancak rızkımızı kazandığımız işi bize veren, bize dar günümüzde yardım ederek sıkıntımızı gideren insanlara da şükredebiliriz.
“Allah O’ndan razı olsun” dediğimiz kişilere duyduğumuz duygu şükürdür.
İyi günümüzde, kötü günümüzde yanımızda olanlara karşı “iyi ki varlar” diye düşünmemiz şükürdür. “Müşteri velinimetimdir” diyen esnafın bu ifadesi de bir şükürdür.
“İyi ki böyle patronum var” diyen çalışanların, “iyi ki böyle çalışanlarım var” diyen patronun sözleri de şükürdür.
Demek ki, insanlara şükrediyorsak bir nimete, bir iyiliğe aracı oldukları içindir. Kendimize kötülük edenlere veya diğerlerinden daha az kötülük edenlere şükretmeyiz.
BAYRAMLAR – Seyfettin KARAMIZRAK
BAYRAMLAR - Seyfettin KARAMIZRAK
“Bаyrаmlаr, milli ve dini duyguların, inançların, örf ve adetlerin uygulanıp sergilendiği, bir toplumda millet olmа şuurunun şekillendiği, kuvvetlendiği günlerdir.”
Teknolojinin baş döndüren yenilikleri, insanoğlunu şaşırtmaya devam ederken, aynı zamanda O’na büyük kolaylıklar da sunmaktadır.
Cep telefonu, internet, televizyon ve yazılı basın araçları, uzaydaki gelişmeler, tedavi yöntemlerinin iyileştirilmesi, yiyecek ve içeceklerde, üretimdeki bulgular vb. hayatımıza anlamlı ve pozitif değişiklikler getirmiştir.
Ancak, sessiz ve derinden, bir o kadar da vahim götürüleri olmuştur: Silah üretiminde artış, çevre kirliliği, gürültü, radyasyon, gıdalardaki hormonsal ve ilaç tehlikeleri, atıklar, katkılar, vb. gibi.
Bayram ne ola? – Banu GÜRER
Bayram ne ola? - Banu GÜRER
Ramazan Bayramı’na kavuşmak üzereyiz…
Sanki “bayram da ne ola ki” diyenlere:
“Can bula cananını,
Bayram o bayram ola
Kul bula sultanını,
Bayram o bayram ola
Hüzn-ü keder def ola
Dilde hicâb ref ola
Cümle günah aff ola
Bayram o bayram ola…” demiş Alvarlı Muhammed Lütfi Efendi…
Nam-ı diğer Alvarlı Efe…
Ne güzel söylemiş…
Öyle ki önce sevgiden başlamış…
Sanki:
Canı can eden, canı canlandıran canana kavuşanın yaşadığı sevgi ile hem kendine hem de çevresine bayramı getireceğini vurgulamış…
Sevginin bayramı temsil eden en önemli duygulardan biri olduğunu ifade etmiş…
Sevginin olmadığı yere ne bayramın geleceğini ne de öyle bir yerde bayramın yaşatılabileceğini belirtmiş…
Bu sene bayramın tadı yok – Uğur ULUSOY
Bu sene bayramın tadı yok - Uğur ULUSOY
2 seneyi aşkındır pandemi yüzünden perişan olduk.
Bayramları bayram gibi yaşayamadık.
Ne sevdiklerimizin yüzünü gördük, ne büyüklerimizin gönlünü alabildik.
O güzelim bayram sofralarına hasret kaldık.
Birkaç gün sonra bayram.
Ama bu salgının ekonomiye, sosyal yaşantımıza etkilerini en yüksek derecede hissettiğimiz bir bayram yaşayacağımız kesin.
Bir kutu ucuz çikolatanın 80 liradan satıldığı, yarım kilo sıvı yağın 30 lira, hatta bir adet tişörtün 60 liradan başlayıp 500 liradan satıldığı, bir eşofmanın 150 liradan başlayıp 800 lira bandında satıldığı günümüzde bu bayramın tadı nasıl olacak açıkçası ben bilemedim.
Sadaka-i Fıtır (Fitre) ne demektir, hükmü nedir?- Fahri SAĞLIK
Sadaka-i fıtır ne demektir, hükmü nedir? Fahri SAĞLIK
Halk arasında fitre denilen sadaka-i fıtır, Ramazan Bayramına yetişen ve aslî ihtiyaçlarından başka, artıcı olma ve üzerinden bir yıl geçme şartı aranmaksızın nisap miktarı para veya mala ( 80.18 gram altın değeri ) sahip bulunan her Müslüman’ın vermesi vacip olan mali bir ibadettir. Sadaka-i fıtır, insan fıtratındaki yardımlaşma ve dayanışmanın bir gereği olarak insan bedeninin zekâtı kabul edilmiştir. Bu nedenle sadaka-i fıtr’a, “can sadakası” veya “beden sadakası” da denilmektedir. Diğer taraftan fitre, yoksulların ihtiyaçlarının giderilmesinde, bayram gününün neşesinden onların da istifade etmelerinde önemli bir rol oynar.
23 Nisan ve Kuvay-i Milliyeciler… / Av. Zeki HACIİBRAHİMOĞLU
23 Nisan ve Kuvay-i Milliyeciler… / Av. Zeki HACIİBRAHİMOĞLU
Bundan tam 102 yıl evvel Anadolu’nun karabağrında Ankara’da Kuvayi Milliyeciler toplandılar. Altı asır üç kıtada dimdik duran ve yedi düvele hükmeden Osmanlı İmparatorluğu çökmüş, dağılmış, vatan parça parça, millet yaralı, imanımızdan, vicdanımızdan, kalbimizden başka her yerimiz gasp edilmiş zaptedilmişti.
İşte böyle bir zamanda heyeti temsiliye adına Mustafa Kemal bütün vilayetlere kuva-i milliye temsilcilerine, kumandanlarına beş maddelik bir telgraf gönderir. Bu telgrafta neler yapılacağı, meclisin nasıl açılacağı anlatıldıktan sonra telgrafın altında heyeti temsiliye adına Mustafa Kemal yazarak telgrafı bütün muhataplara göndermiştir.
TATLI DİL VE GÜLER YÜZÜN ÖNEMİ – Seyfettin KARAMIZRAK
TATLI DİL VE GÜLER YÜZÜN ÖNEMİ - Seyfettin KARAMIZRAK
“Binlerce kilit olsa, her kilit gök genişliğinde olsa, anahtar dişi gibi olan, iki üç tatlı söz, onların hepsini açar.” Mevlâna
İnsanlar arası iletişimde önemli olan faktörlerden biri de dildir. Kabalığın ve nezaketsizliğin “samimiyet-dürüstlük” olarak algılandığı bir çağa doğru koşarak giderken, birlikte yaşamak için önemli bazı değerlere vurgu yapmamız gerekir. Tatlı dil, bunlardan biridir. Kişilerin ne kadar akıllı, ne kadar düşünceli oldukları, söyledikleri sözlerle ölçülür.
Tatlı dil, insanın kullandığı “iyi güzel ve hoş” söylemlerdir. Tatlı dil zor kullanarak yapamayacağımız şeyleri güzel sözlerle kolayca çözmemizi sağlar. "Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır." Atasözünü bilmeyenimiz yoktur. “ Yani acı ve kırıcı söz, dostu düşman yapar; tatlı söz, düşmanı bile dost yapmaya sebep olur” demektir.
RAMAZANI İDRAK ETMEK – Seyfettin KARAMIZRAK
RAMAZANI İDRAK ETMEK - Seyfettin KARAMIZRAK
“Ramazan bereket ayıdır. Allah-ü Teâlâ bu ayda, günahları bağışlar, duaları kabul eder. Bu ayın hakkını gözetin!“ Taberani]
Ramazan ayında ailenizin nafakasını geniş tutunuz! Bu ayda yapılan harcama, Allah yolunda yapılan harcama gibi sevaptır.” [İbniEbiddünya]
“Oruç sabrın, sabır da imanın yarısıdır” hadis-i şerifi oruç tutanın, “sabırlı olması” gerektiğini bildirmektedir. “Temizlik imanın yarısı, oruç da sabrın yarısıdır.” [Müslim]
Oruçla; bencilliğimiz, tamahkârlığımız, açgözlülüğümüz kırılır. Nefsimiz uysallaşır, taşkınlıklarımız, kızgınlıklarımız, kırıcı tavrımız, isyankârlıklar yatışır. Kıskançlıklarımız törpülenir, ötelemeden, hoş görmeyi, sınırsız ve koşulsuz sevmeyi başarırız. Böylece dilimiz, gıybet, kötü ve çirkin konuşmak, yalan söylemek, kırıcı olmak, dedikodu gibi afetlerden kurtulur.
MİLLİ MÜCADELE KAHRAMANLARINDAN : ŞAHİN BEY – Dr. Şahin CEYLANLI
MİLLİ MÜCADELE KAHRAMANLARINDAN : ŞAHİN BEY - Dr. Şahin CEYLANLI
Milli Mücadele’nin büyük kahramanlarından Şahin Bey, 1877 yılında Gaziantep’te dünyaya geldi. 1899 tarihinde Yemen’e asker olarak gitti. Burada göstermiş olduğu üstün hizmetleri, yeteneği ve cesareti sayesinde başçavuş rütbesine yükseltildi. 1991 yılında Trablusgarp savaşına arkadaşları ile birlikte gönüllü olarak katıldı. Balkan savaşlarında görev aldı ve Çatalca cephesinde savaştı. Galiçya’da 15. Kolordu emrinde savaşa katıldı. Daha sonra Sina cephesinde görev aldı. Tehlikeli görevlere gönüllü olarak katılan ve bu cephede göstermiş olduğu kahramanlık ve fedakarlık sayesinde kendisine teğmenlik rütbesi verildi. İngilizlerle Sina cephesinde yapılan savaşta esir düştü. Mısır’daki İngiliz esir kampında 1919 Aralık ayı başına kadar esir olarak kaldı. Yapılan ateşkesten sonra diğer esirlerle birlikte serbest bırakıldı.
Kırım’ın İlhakını Tanımıyoruz (8 Senedir) – Dr. Süleyman PEKİN
Yalnızca Rus asıllıların katıldığı bir Referandumla alınan sonuç, hele hele işgalci Rus askerlerinin güvenliğini sağladığı bir seçimin yüzde 93 buçukluk neticesi asla tanınanamaz, tanınmamalıdır. Bu noktada - kendi adıma söyleyeyim - ilk defa Obama, Kerry ve Rasmussen'le aynı düşünüyoruz.
Bir ülke seçim tantanası ve yolsuzluk / ahlâksızlık kampanası içinde için içini yerken yenir asıl tarihî goller dedik; yiyoruz. Yarın 30 Mart sonrasında bizim Güneydoğu’muzdan da oldu-bittili bir özerklik / otonomi golü, 1 ay sonrasında da Kıbrıs’ta “Birleşik Cumhuriyet” golü yersek maç 3-0'dır. Kim gelirse bunları 3-5 senede çıkaramaz.
Yunanistan kaç senedir krizdeydi; Ege’de ihtilaflı adaları bile zilliyetimize geçiremedik, aksine eller (Elenler) aldı. Çeçen davasında hem Rus yanlısı Ramzan Kadirov’un keyfine uygun camileri, sarayları TOKİ’ye yaptrıdık hem de Çeçen mücahitleri ülke dışına kovaladık.
Tefli sahur – Yılmaz Özdil –
Tefli sahur - Yılmaz Özdil – 10 Nisan 2022
İbretle izlediğinizden eminim… Akp gençlik kolları, lüks restoranda müzik grubu eşliğinde tefler çalarak, şarkılar söyleyerek, alkışlarla tempo tutarak, adeta gazino atmosferinde sahur ziyafeti organize etti, “coşkuyla eğlendik” notuyla, gururla, sosyal medyada yayınladı.
Bunların din’den ramazan’dan ibadet’ten anladıkları işte bu. Maneviyattan maddiyata öylesine hızlı geçtiler ki, mutaasıp yaşam biçiminden gösteriş tüketimine savruldular. Mahremiyet duygusunun yerini, abartılı görgüsüzlük aldı.
Şatafat saçarak var olmaya çalışıyorlar. Nasıl bir açlıksa artık, yaşadıkları zenginliği, lüksü konforu, dökercesine harcamalarını, herkese göstermek istiyorlar. illetin askıda ekmekle iftar yaptığı İstanbul’da mesela, kişi başı 2 bin 250 liraya iftar var. Top patladığında orucunu zeytinle açmak yerine, direkt 100 dolarlık banknotu yiyerek açsan, gene bu kadar etmiyor.
ONBİR AYIN SULTAN – Seyfettin KARAMIZRAK
ONBİR AYIN SULTAN - Seyfettin KARAMIZRAK
“Gerçek oruç, sadece yiyip içmeyi değil, boş ve hayasızca sözleri de terk ederek tutulan oruçtur.” [Hakim]
“Mübarek vakitlerde, günahlardan titizlikle uzak durmalı, taatları, ibadetleri ve her çeşit hayratı artırmalıdır. Zira Allah-ü Teâlâ, tarafından sevilen kimse, faziletli vakitlerde
faziletli amellerle meşgul olur. (Mev’iza-i hasene)
Eşsiz güzellikler, iyilikler yardımlaşma, huzur ve mutluluk gibi nadide hazineler getiren sevilmez mi? Elbette sevilir. Geçen Ramazanın bize bahşettikleri damağımızda tat
kaldı. Aramayı, aranmayı, kavuşmayı, yardımı severliği, affetmeyi, velhasıl iyiliklerde yarışmayı özler olduk.
Hele pandeminin olumsuzlukları, sevdiklerimizden uzak kalmak, kimilerimizin yakınlarını, sevdiklerini kaybetmesi içimizde yanan ateş olmuştu. Yaşadığımız bu hüzünlü
günlerin ardından Ramazana kavuşmak ne kadar huzur verici.
Tatlı koşuşturmalar, ikramlar, hatır sormalar, özlenen o sıcacık komşuluklar hayatımızda adeta güllerin açmasına vesile oldu.
İslam’ın beş şartından dördüncüsü, on bir ayın sultanı, mübarek Ramazan ayında, her gün oruç tutmaktır. Oruç, hicretten 18 ay sonra, Şaban ayının onuncu günü, Bedir gazasından bir ay evvel farz oldu. Ramazan, “yanmak” demektir. Bu ayda oruç tutan ve tövbe edenlerin
günahları yanar, yok olur. Bu ayda, Allah için az bir iyilik yapmak, başka aylarda, farz yapmış gibidir. Bu ayda, bir farz yapmak, başka aylarda yetmiş farz yapmak gibidir.
Bu ay; sabırlı, yardımsever, özverili, hoşgörülü ve affedici olmak, iyi geçinmek ayıdır.
HIZIRBEK GAYRETULLAH – Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ
HIZIRBEK GAYRETULLAH - Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ
Benim yaş grubu ülküdaşlarım, gönüldaşlarım, dostlarım, sınıf arkadaşlarım bir bir vuslata eriyor. Son olarak da Doğu Türkistan’ın Sürgündeki Hükumetinin Cumhurbaşkanı Vekili meslektaşım, idealizm sahibi dava adamı bir kahraman Hızırbek Gayretullah (06 Nisan 2022 Perşembe günü) hakka yürüdü. Mekanı cennet olsun. Epeyi süredir tedavi görüyordu. Havası iyi geldiği için Manyas’ta da evi vardı. Kuş Cenneti bölgesi Hızırbek Gayretullah’a faydalı oluyordu.Yıllar sonra Manyas’ta iken birkaç defa telefonla görüştüm. Hasbıhal ettik. Çok mutlu oldu. Bana kitaplarını imzalayarak gönderdi.
Tanışmamız 1960 yılların başında oldu. Söz konusu yıllarda Yeni İstanbul adında milliyetçi kesimin yazılar yazdığı günlük bir gazete vardı. Bu gazetenin Gençlik Köşesi’nde Hızırbek Gayretullah gibi ben ve arkadaşlarım da yazılar kaleme alıyorduk. Böylece tanıştık. Daha sonra Rasim Cinisli MTTB Genel Başkanı iken Cağaloğlu’ndaki genel merkezdeki etkinliklerde birlikte olduk. MTTB’de Doğu Türkistan’ın yiğit lideri İsa Yusuf Alptekin’i ve dava arkadaşı Mehmet Emin Buğra’yı tanıdım. Konferanslara katıldık, etkinlikleri izledik. Bu birliktelik hep devam etti. Hızırbek Gayretullah 27 Mayıs darbe sonrası yayınlanan Milli Yol Dergisinin yazı ailesinin içindeydi ve ben de abone olmuştum.
ÇANAKKALE GERÇEK BİR DESTANDIR – Seyfettin KARAMIZRAK
ÇANAKKALE GERÇEK BİR DESTANDIR - Seyfettin KARAMIZRAK
Tarihte iz bırakan bazı olaylar hüzünlüdür, acılarımızı depreştirir. Fakat Çanakkale, öyle kutlu ve anlamlı ki, ağrısı gurur vermekte, kederi gönüllerde yanık türkülere beste
olmaktadır.
Andıkça bir o kadar onurlandıran, başımızı dik tutmamıza vesile olan, böylesine eşsiz bir destanı, nesillere yeni baştan “bütün bilinmezlerini ortaya çıkararak” tanıtmak gerek.
Çanakkale, modern çağın buhranlarına umut olabilecek, yeni bir nefes, geçmişten geleceğe kutlu bir köprüdür. Bu yüzden, yediden yetmişe her kesin savaşın geçtiği yerleri gezip görmesi, gerçekleri öğrenmesi, yorumlaması, özümsemesi, dersler çıkarması ve ibret alması elzemdir.
Ülkeler, kitlelere ilham versin, yol göstersin, örnek teşkil etsin diye, abartılı paralar, büyük emek ve onca zaman harcayarak; etkileyici filmler, eşsiz projeler, ya da kusursuz anıtlar ortaya koymak isterler.
Oysa Çanakkale öylesine devasa bir filmdir ki, aynısının değil, benzerinin bile tekrarlanması, her bakımdan asla mümkün değildir.
Millet İttifakı’na açık mektup… / Mustafa KÜPÇÜ
Millet İttifakı’na açık mektup… / Mustafa KĞPÇÜ
- Görünen o ki; yapılacak ilk genel seçimde AKP ve içinde bulunduğu “Cumhur İttifakı” başarılı olamayacaktır.
Millet İttifakı’nı oluşturan siyasi partilerimizin, “ULUS EGEMENLİĞİNİ” hayata geçirmek üzere mutabık kaldığı “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem” düzeni, ülkemizin geleceği adına büyük bir umuttur.
Bu umudu daha da geliştirmek ve vatandaşlara bu konuda UMUT ve GÜVEN verebilmek için, seçimlerde “VATANDAŞ İRADESİNİ” egemen kılmak vazgeçilmez bir önkoşuldur!
Yani, Millet İttifakı partileri, milletvekili adaylarını genel merkezlerin inisiyatifinde değil, vatandaşların ve partili üyelerinin iradesiyle belirlemelidirler.
Elbette, genel merkez yönetimlerinin de müstakbel iktidarlarında yer almalarını düşündükleri kişiler ve adaylar da olacaktır.
Ancak bu tercihler, belirli bir sınır içinde olmalıdır
Her Nevruz Yeni Bir Başlangıçtır, Kutlu Olsun – Dr. Sakin ÖNER
Her Nevruz Yeni Bir Başlangıçtır, Kutlu Olsun - Dr. Sakin ÖNER Eğitimci
Nevruz Bayramı, Türklerin Ergenekon’dan Çıkış Bayramı’dır. Nevruz Bayramı, baharın gelişini, doğanın uyanışını temsil eder. Her Nevruz, yeni bir başlangıçtır. Nevruz. Farsça "Yenigün" anlamına gelir. Nevruz, Azerbaycan'da Novruz, Kazakistan'da ve Tacikistan'da Navrız meyrami, Kırgızistan'da Nooruz, Kırım Türklerinde Navrez, Batı Trakya Türklerinde Mevris, Arnavutluk'ta ise Sultan Nevruz olarak kullanılır.
Nevruz, aynı zamanda “yılbaşı” kabul edilmiştir. Büyük Selçuklu hükümdarı Celalettin Melikşah'ın yaptırdığı takvimde bu yılbaşı eski Mart’ın 9. gününe (bugünkü Mart’ın 22. gününe) rastlar. İranlıların takviminde de yılbaşı, aynı zamanda baharın ilk günüdür. Yazılı olarak ilk kez 2. yüzyılda Pers kaynaklarında adı geçen Nevruz, İran ve Bahai takvimlerine göre yılın ilk gününü temsil eder. Bazı topluluklar bu bayramı, 21 Mart'ta kutlarken, diğerleri Kuzey yarımkürede ilkbaharın başlamasını temsilen, 22 veya 23 Mart'ta kutlarlar. Bugün aynı zamanda, hem Zerdüştler, hem de Bahailer için de kutsal bir gündür ve tatil olarak kutlanır.
DÜNYAMIZ KÖTÜ YÖNETİLİYOR – Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ
D
ÜNYAMIZ KÖTÜ YÖNETİLİYOR - Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ
Rusya Lideri Vladimir Putin üçüncü haftasını tamamlayan Ukrayna saldırısı sırasında ilk kez Moskova Luzhiniki Stadyumunda halkının karşısına canlı yayında çıktı. Hem de soykırımın, tacizlerin, tutuklamaların, kaçırmaların yaşandığı Türk Yurdu Kırım’ı ilhak ve işgalinin 8. Yıldönümünde (2001). Üstelik sırtında da İtalyan Loro Piana marka 200 bin liralık mont vardı. Yani Rusya’daki asgari ücretin 104 katı fiyatında bir mont! Aynı saatlerde ise neredeyse sağlam yapı kalmayan Ukrayna saldırısında asgari ücretli ailelerin çocukları ölen Rus askerlerinin sayısı ise 10 bini aşmıştı. Bu cenazeler Rusya’ya götürüldüğünde siz toplumun feryadı figanını dinleyin. Bu Rus ailelere Putin’in Ukrayna saldırısının sanallık dışında hiçbir makul sebep anlatamayacağını tahmin etmek mümkün. Belki 20 yılda batının ambargolarıyla ekonomisini düzeltemeyeceğini bilen Putin, işte bu sebeptendir ki asker cenazelerinin kendi kamuoyunda tepkiden çekindiği için Ukrayna saldırısını “vekil savaşçılar” ile de sürdürüyor. Büyük bir direniş gösteren Ukrayna karşısında Rusya, şehir savaşında önce “paralı askerleri”, sonra “Çeçen milisleri” kullandı; ardından da Suriye’de Esad’ın kirli işlerini gerçekleştiren Şebiha’dan bin kişilik askeri birliği ateş hattına gönderdi! Askeri otoriteler böylesi takviyelerle artık Rusların Ukrayna’da zorlandığını belirtiyorlar.
Çanakkale Savaşına Jeopolitik Bakış – Dr. Nejat TARAKÇI,
Çanakkale Savaşına Jeopolitik Bakış - Dr. Nejat TARAKÇI, Jeopolitikçi Ve Stratejist 18 Mart 2020
Giriş
Osmanlı Devleti’nin savaşa girmesi hem savaş alanını genişletmiş, hem de Ortadoğu’nun tarihini büyük ölçüde değiştirmiştir. Ortadoğu’nun geleceği, savaşa katılan güçler arasında bir pazarlık konusu haline gelmiştir. İngiltere, petrol kuyularının güvenliği için Mezopotamya’yı işgal etmiş ve Arap ayaklanmasını desteklemiştir. Almanya’nın Osmanlı Devleti ile olan ittifakının ana amacı da güney Rusya üzerinden Kafkas petrollerine, Osmanlı Devleti üzerinden de Ortadoğu petrollerine ulaşmaktı. Müttefik Donanmanın Çanakkale’de durdurulması, hem Osmanlı Devleti’ne üç hayati yıl kazandırmış, hem de, savaşı en az iki yıl daha uzatarak, Müttefiklerin insan gücü ve ekonomik bakımdan yıpranmasına neden olmuştur. Bu durum, dolaylı olarak iki politik ve askeri faktörü Türkiye lehine çevirmiştir. Birincisi, Rusya’daki rejim değişikliği nedeniyle kuzeydeki düşman geçici olarak siyasi ve askeri arenadan çıkmış, ikincisi ise, İstiklal Savaşı süresince özellikle insan gücü ve ekonomik olarak harbin başlangıcına nazaran daha fazla yıpranmış düşmanlarla mücadele şansı kazanılmıştır.