Ahsen Okyar Söylenmek yerine söylemek lazım…

ahsen okyar
8Ağu/220

SAHTE AYDINLAR – Serdar FİLİZ

IMG-2219

SAHTE AYDINLAR – Serdar FİLİZ

Aydın tanımı tartışmalıdır ve genellikle entelektüel ile karıştırılır.

Entelektüel; kendi mesleki alanı dışında, sanat, felsefe, siyaset gibi birçok alanda kendini yetiştirmiş, fikir sahibi, görüşleri ve yaşantısıyla göz önünde olan insandır.

Aydın ise topluma yön veren, halkın çıkarlarını kendi çıkarından önce gören, kimsenin söyleyemediklerini cesurca söyleyebilen, bilgili, erdemli, dürüst ve varlığı o topluma değer katan kişidir.

Her aydın entelektüeldir ama her entelektüel aydın değildir!

7Ağu/220

DİL YARASI – Seyfettin KARAMIZRAK

seyfettin-karamzrakDİL YARASI - Seyfettin KARAMIZRAK

“Türkçe giderse Türkiye gider!” - Oktay Sinanoğlu

1930 - 1950 yılları arasında ve 27 Mayıs 1960 ihtilalinden sonra; idare, hukuk, eğitim, maliye vb. gibi alanlarda da dilde büyük değişiklikler yapılmıştır.

Cumhuriyetin ilk yıllarında; meclise-kamutay, milletvekiline- saylav, valiye- ilbay, kaymakama- ilçebay, maarif müdürüne- kültür direktörü denmeye başlanmıştı. Fakat bunlar benimsenmemiştir.

1950-1960 yılları arasında bakanlıkların isimleri de değiştirilmiştir: Başvekâlet – Başbakanlık; Başvekil - Başbakan; Dahiliye Vekâleti - İçişleri Bakanlığı; Hariciye Vekâleti - Dışişleri Bakanlığı; Millî Müdafaa Vekâleti - Millî Savunma Bakanlığı; Ziraat Vekâleti - Tarım Bakanlığı; Sıhhat ve İçtimai Muâvenet Vekâleti - Sağlık Bakanlığı; Münâkalât Vekâleti - Ulaştırma Bakanlığı; İcra Vekilleri Heyeti de Bakanlar Kurulu oldu. İşin ilginci, yeni nesil artık bu isimlerin önceki karşılıklarını tuhaf karşılamaya başlamıştır.  

Osmanlı Devletindeki Harbiye Nezaretinin ismi, Cumhuriyet döneminde Millî Müdafaa Vekâleti, sonra da Millî Savunma Bakanlığı oldu. Ordunun en üst komuta kademesi olan Erkân-ı Harbiye Umumî Riyaseti, Genelkurmay Başkanlığı; en üst komutanın unvanı da Erkân-ı Harbiye Reisi iken, Genelkurmay Başkanı oldu.   “Nefer”in adı asker, zabit’in ki de subay olarak değişti.

5Ağu/220

DEVLET VE ŞİRKET YÖNETİMİ – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sDEVLET VE ŞİRKET YÖNETİMİ - Ruhittin SÖNMEZ

Önceki köşe yazımın başlığı “Akıl ve Bilimle Yönetmek” idi. Bu yazıyı Prof. Dr. İskender Öksüz’ün “Devleti şirket gibi yönetmek” başlıklı makalesinden alıntılarla ve bunlara yaptığım yorumlamalarımla yazdım.

Bu yazdıklarıma, uluslararası bir şirkette yöneticilik yapmış ve halen de yine uluslararası bir şirketin bayiliğini yapmakta olan, değerli dostumuz Nazmi Ertuğral  Facebook’ta bir yorum yaptı. Böylece konunun daha iyi anlaşılmasına hem katkı sunmuş, bana da ikinci bir yazıda düşüncelerimi daha da açma imkânı vermiş oldu. Yorum şöyle:

“Devleti şirket gibi yönetmek cümlesi bir taraftan çok doğru, ama hayatında hiçbir şirket yönetmemiş siyasetçinin elinde de çok tehlikeli bir enstrümana dönüşebiliyor. Devletler tıpkı şirketlerin yönetim aklı gibi ama sadece kâr eksenli olmayan, tek hedefin kâr olmadığı sosyal devlet, strateji vb birden fazla karma dengeyi de gerektirmekte, sadece materyalist ve pragmatik prensiplerle sosyal devletten uzaklaşıp ya vahşi kapitalizme yada kontrolsüzlüğün yoğunlaştığı ve çıkar ilişkilerinin hâkim olduğu suiistimallere yol açabilmektedir.

Mühendislikte 2x2=4 eder doğrudur, matematik esastır. Hukukta ve Devlet yönetiminde ise işin içine sosyal değerler, etik ve stratejik değerler, yorumlar da girer ve bazen 3 de eder, 5 de edebilir. Bu yüzden kamu yönetimini sadece mühendislik penceresinden değerlendirmenin eksik olduğu genel kabul görmüş yaklaşımdır. Bilim evet, şirket gibi devlet yönetmeye hayır.”

Bu yorumda yer alan kavramları açtığımız zaman aslında farklı bir görüşü savunmadığımız anlaşılacaktır.

Şirketi kalite belgeleri aldığı halde, sadece patronun kârını maksimize etmeye odaklanmış yöneticiler kaliteli yönetici değildir.

Devleti yönetme yetkisine kavuşmuş fakat “hayatında kaliteli bir şirket yönetmemiş” kişilerin, “devleti şirket gibi yönetiyorum” iddiası da kötü yönetime bir kılıf uydurmadan ibarettir.

Bir mühendis ve hukukçu olarak görüşüm şudur: Hukukta ve devlet yönetiminde de bir mühendis gibi analitik düşünmeye ve kalite sistemlerini uygulamaya ihtiyaç vardır. Tabii ki mühendis yöneticilerin de “Anayasa bir kere delinse ne olur?” anlayışında değil, hukukun üstünlüğü ilkesine bağlı olması gerekir.

Netice olarak, bu yazılar “devleti şirket gibi yönetecekseniz, akıl ve bilimle yönetilen kaliteli şirketler gibi yönetin” demek için yazılmıştır.

2Ağu/220

AKIL VE BİLİMLE YÖNETMEK – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sAKIL VE BİLİMLE YÖNETMEK - Ruhittin SÖNMEZ

Prof. Dr. İskender Öksüz’ün Karar Gazetesindeki köşesinde yine öğretici bir yazısını okudum.
“Devleti şirket gibi yönetmek” başlıklı makalede anlatılanlar, büyük ve önemli şirketlerde çeşitli
kademelerde çalışmış benim gibi kişiler için, aldığımız eğitimler ve tecrübelerimizle öğrendiğimiz,
bildiğimiz konular. Fakat İskender Hoca bir köşe yazısı içinde olayı hap gibi kolay alınır şekle sokmayı
başarmış.

İskender Hoca görev yaptığı kurumsal şirketlerdeki yönetim anlayışını ve şirketin kalitesini yükseltme
çabalarının ilkelerini anlatarak, devlet yönetiminde de bu ilkeler uygulansa neler olabileceğini
düşünmemizi sağlıyor.

Kaliteli bir şirketin en tepe yöneticileri bile diğer iş arkadaşlarının birkaç boy üstünde, yanılmaz,
sorgulanamaz adamlar değildir.

Demek ki modern şirket yönetimleriyle devlet yöneticilerinin konumlanışı çok farklı.

Kaliteli şirketlerde her işin nasıl yapılacağının kaydı bulunuyor. Bu işler (süreçler) kayıtlarda belirtilen
prosedür ve talimatlara uygun yapıldığından işlemler, her seferinde doğru yapılıyor. Kalite budur. Her
seferinde aynını yapmak, her seferinde ve tek seferde doğru yapmak.

Oysaki devleti yönetenler anayasa ve kanunlarda belirlenmiş kurallara uymayabiliyor. Ekonomideki
sorunların çözümü için, alışılmış yöntemler yerine heterodoks dedikleri genel kabul görmemiş
yöntemler denediklerini söylemekten çekinmiyor.

Bir şirket “her seferinde ve tek seferde doğru yapmak” gibi bir ilke ile yönetilirken, Türkiye’de devlet  “deneme yanılma yöntemi” ile yönetiliyor.

30Tem/220

LİYAKAT- NEZAKET- İHANET – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sLİYAKAT- NEZAKET- İHANET - Ruhittin SÖNMEZ

Eskiden yürütmenin başı olan Başbakanlar TV’lerde açık oturuma karşısında ya diğer siyasi partilerin liderleri veya farklı görüşteki gazetecilerle beraber çıkarlardı. Serbestçe sorulan sorulara gayet nazik bir üslupla ve meselelere vakıf olduğunu hissettiren bir hazırlıkla cevap verirlerdi.

AKP Genel Başkanı R. Tayyip Erdoğan Başbakanlığında olduğu gibi Cumhurbaşkanlığı döneminde de bu güzel geleneği değiştirdi. Erdoğan rakip siyasi parti liderleri ile de bağımsız gazetecilerle de programa çıkmıyor veya çıkamıyor.

Sadece kendisi değil, Erdoğan’ın atadığı bakanlar, AKP milletvekilleri ve AKP yöneticileri de rakip siyasi partilerdeki muadilleri ile açık oturumlara çık(a)madığı gibi, bağımsız gazetecilerin sorularına muhatap olabilecekleri programlara da katıl(a)mıyorlar. Bunlar sadece kendilerine çanak soru soran sözde gazetecilerin önceden hazırlanmış sorularına tek başına cevap veriyor.

TV açık oturumlarında muhalif parti temsilcileri veya bağımsız gazeteciler varsa AKP’yi temsilen yandaş gazeteciler konuşuyor. Bu tuhaf durum nedense artık yadırganmıyor.

CB ve AKP Genel Başkanı Erdoğan 25 Temmuz 2022 akşamı TRT ortak yayınına çıktığında da yine Erdoğan ve yandaş gazetecilerin önceden hazırlanmış bir senaryoyu sahneye koyduğu hissine kapıldım. Sorular ve cevaplarının aynı merkezde hazırlandığı ve Erdoğan’ın göz hareketlerinden, çoğu “cevapları” arka planda bir ekrandan okuduğu kanaatine ulaştım. Demokrasi seviyemizin geldiği bu utanç verici sahneyi izlemeye devam edemedim.

Bu programda “gazeteci” Okan Müderrisoğlu’nun kendisine sordurulduğu anlaşılan sorusuna, Erdoğan’ın verdiği “cevap” gündeme gelince ilgili bölümleri internetten bulup izledim.

*

27Tem/220

Manavları kimse yok sayamaz! – Adem TURGUT

indirManavları kimse yok sayamaz! - Adem TURGUT

    Manavlar, Kuzey Batı Anadolu’nun gerçeğidir. Bolu’da yaşadım, Sakarya’da okudum- askerlik yaptım. Kocaeliliyim. Bu coğrafyanın ortak kültürünü iyi bilirim, bu bölgenin ortak kültürü Manavlardır.

Türkologlara Anadolu'da yerleşik hayata ilk geçen Yörükleri tanımlamada kullanmış Manav kelimesi... Bu konuyu en çok araştıran akademisyenlerden biri olan Işıl Altun Hoca da öyle diyor: “Orta Asya’dan, Batı Anadolu’ya gelen Türk, Türkmen, Yörük… Oturursa Manav, gezerse Yörük…”

Manavlar hakkında kabul edilen resmi görüş: Yörüklükten vazgeçmiş; ziraat, küçük ticaret ve el sanatlarıyla uğraşan Yörükler'dir. Anadolu'ya Moğol ve Selçuklu tehlikesinden dolayı Latinler, Bizans ve İznik İmparatorluğu döneminde yerleşen ve yerleştirilen Uz, Peçenek, Kuman, Bulgar Türklerinin yerleşik hayata geçen yörüklerle kaynaşmasıyla oluşan bir halktır.

Yani Manav; “bir yere sonradan gelenleri, yerleşik olanlardan ayırt etmek için kullanılan” ve “Türkçe dışında dil bilmeyen” topluluk anlamında kullanılan bir kavramdır.”

26Tem/220

DANIŞTAY MECLİS’İ İYİCE DEVREDEN ÇIKARDI – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sDANIŞTAY MECLİS’İ İYİCE DEVREDEN ÇIKARDI - Ruhittin SÖNMEZ

Hukukçu olmayanların gözünden kaçmış olabilir. Ama Cumhurbaşkanının TBMM’nin kalan yetkilerini de kullanmasının, (yetki gaspının) önünde artık bir engel kalmadı.

Danıştay, Meclis’in kanun çıkararak onayladığı uluslararası antlaşmaların Cumhurbaşkanı kararı ile tek taraflı olarak, “Türkiye bakımından feshedilebileceği” şeklinde bir içtihat ortaya koydu.

24Tem/220

TÜRK DİLİNİN DÜNÜ BU GÜNÜ – Seyfettin KARAMIZRAK

seyfettin-karamzrakTÜRK DİLİNİN DÜNÜ BU GÜNÜ - Seyfettin KARAMIZRAK

Türk milletinin maruz kaldığı sıkıntılardan belki de en önemlisi, nesiller arasındaki dil anlaşmazlığıdır. Genç kuşakla orta yaş ve yaşlılar arasındaki dil problemi gittikçe büyümektedir. Eskiden dede ve torun anlaşamazken, şimdi baba ile evlat da anlaşamamaktadır.

1920 yılların Türkçesi,  şair ve edebiyatçıların kullandığı hakiki, zengin Türkçe idi. Artık genç nesil, 1950’den önceki kitapları, gazeteleri okuyup anlayamaz hale gelmiştir.

Oysa bir Fransız genci Victor Hugo’nun, bir İngiliz genci Shakespeare’in, bir Rus genci Tolstoy’un bütün kitaplarını okuyup anlamaktadır.

22Tem/220

HUKUK VE REFAH İLİŞKİSİ – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sHUKUK VE REFAH İLİŞKİSİ - Ruhittin SÖNMEZ

Bu başlık ve sonrasında yazacaklarımın öneminin toplumun çoğunluğu tarafından anlaşılamayacağını biliyorum.

Çünkü Millî Eğitim Bakanlığının ABİDE (Akademik Becerilerin İzlenmesi ve Değerlendirilmesi) araştırmasının 2019 raporunda yazdığı şu bilgiden haberim var: “Türkçede öğrencilerin yüzde 66,1’i orta düzey ve altında. Bu öğrenciler deyimleri, atasözlerini, hiciv ve nüktelerdeki mesajları anlayamıyor. Neden-sonuç ilişkisi kuramıyor.”

Adalet, hukuk, hukukun üstünlüğü gibi kavramlar çok kişi için soyut özelliktedir. Günlük hayatında doğrudan kendisine karşı bir adaletsizlik yapılmayanlar, bu kavramların ekonomiye ve refahımıza etkisini anlamakta güçlük çekerler.

Eğitim görmüşlerin üçte ikisi bu durumda ise buna eğitimsizleri de katarsak toplumun dörtte üçünün soyut kavramları değerlendirmesini ve birbirleri ile sebep sonuç ilişkisi kurmalarını beklemek fazla iyimserlik olur.

Bu yazıda toplumun en fazla dörtte birinin kavrayabileceğini düşündüğüm fakat toplumun tamamının hayatını etkileyen olgulardan bahsedeceğim.

19Tem/220

BAHÇELİ’NİN ERDOĞAN AŞKI – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sBAHÇELİ’NİN ERDOĞAN AŞKI - Ruhittin SÖNMEZ

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan
arasındaki ilişkinin bu boyuta geleceğini rüyamda görsem inanmazdım.

Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı tanıyınız, anlayınız, anlatınız.”

Devlet Bahçeli’nin “tüm duygularından ve iradesinden sıyrılıp, varlığını/ benliğini Erdoğan’ın manevi şahsiyetinde yok etme mertebesine” eriştiğini gösteren bu sözlerini işiteceğimi ise hayal bile
edemezdim.

Bu sözler bir siyasi parti genel başkanının ülkeyi yönetme iddiasında olmadığının ifadesi. Partisinin
de bir siyasi parti olmaktan çıkıp iktidar yandaşı bir dernek konumuna geldiğini gösteriyor.

Yıllarca “devletin başına Devlet gelecek” sloganı ile coşturulan ülkücü- milliyetçi kitlelere yeni hedef
gösterilmiş oldu: “Devletin başından Erdoğan gitmeyecek, biz de O’nun yandaşı olarak
kalacağız” mesajı verildi.

Bir siyasi partinin kendi varlığını sonlandırıp, başka parti bünyesine iltihak etmesinin yolu bellidir. Parti kapatılır veya partiden istifa edilir ve diğer partiye katılırsınız. Numan Kurtulmuş’un Has Parti macerasından sonra kapağı AKP’ye atması gibi.

Ama MHP ve Bahçeli örneği daha önce hiç yaşanmadı.

Beden Balgat’ta, MHP Genel Merkezinde, fakat aklı, iradesi ve gönlü Erdoğan’a tabi.

18Tem/220

GELİN SİZİNLE Bİ HESABA OTURALIM – Rıfat SERDAROĞLU

cropped-rifat-serdarogluGELİN SİZİNLE Bİ HESABA OTURALIM - Rıfat SERDAROĞLU

Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan;

Kavga ettik anlatamadım, defalarca mahkemelik olduk anlatamadım.

Türk Tarihinden onlarca örnek verdim anlatamadım.

İslam Tarihinden her biri kitap olacak öğütler verdim yine anlatamadım!

Velhasıl size dert anlatmanın ne kadar zor olduğunu bir kez daha gördüm.

Becerebilir misiniz bilemem ama hayatınızda bir defa olsun, yalansız-dolansız-art niyetsiz bi sohbet edelim istedim. Konuşalım, içimizde bir şey kalmasın!

-Siz Türk Milletinden ne istediniz de, Türk Milleti size vermedi?

10Tem/220

Prof. Dr. Saffet SOLAK’DAN UNUTULMAYAN BİR HATIRA

prof-dr-saffet-solak-dan-unutulmayan-bir-hatira

Prof. Dr. Saffet SOLAK'DAN UNUTULMAYAN BİR HATIRA

Tıp fakültesini yeni bitirmiş, pratisyen hekim olarak ilk görev yaptığım yere, Konya'ya bağlı bir beldenin sağlık ocağına gitmiştim.

Gençtim, bekardım. Küçük bir beldeydi gittiğim yer.
İlk gece bir eve misafir olmuştum.

Tren istasyonunun hemen yanında bir evdi.

Akşam yemeğinden sonra çaylarımız gelmiş, sohbetler edilmişti.

Üzerimde yol yorgunluğu,geldiğim yeni yerin yabancılığı vardı.

Saatler ilerliyor, ağır bir uyku beni içine çekiyordu.

Ev sahibine bir şey de diyemiyordum.

Bir müddet daha geçti; yine bir hareket yoktu.

10Tem/220

Lozan’ın gizli maddeleri mi vardı? – Nazım PEKER

lozanin-gizli-maddeleri-mi-vardiLozan'ın gizli maddeleri mi vardı? – Nazım PEKER

Eskilerin güzel bir deyişi vardı; “kılavuzu karga olanın burnu b..ktan çıkmaz” diye.

Yıllarca bu asil milletin araştırmayan bazı insanları, ”Lozan’ın gizli maddeleri var. Buna göre 2023 yılı sonuna kadar madenlerimizi arayamıyoruz, çıkaramıyoruz, işleyemiyoruz” yalanına inandırılmışlardı.

9Tem/220

Şehitler ölmez vatan bölünmez. – Av. Zeki HACIİBRAHİMOĞLU

zeki hacıibrahimoğluŞehitler ölmez vatan bölünmez. - Av. Zeki HACIİBRAHİMOĞLU

Bu sloganı ben çocukluğumdan buyana duyar ve bilirim. Ancak terörist başının 1984 yılında başlattığı eylemlerden sonra çok daha fazla duymaya başladım. Şehitler ölmez vatan bölünmez sözü çok kutsal ve çok anlamlı bir sözdür. Ancak bununda önemini ve değerini kaybettirdiler!

Cenab-ı Allah Bakara suresinde “ Onlara ölü demeyiniz, onlar ölü değiller “ diye buyurarak şehitlik makamını taçlandırmıştır. Şimdi bir kanun çıkardılar bazı eylemlerde ölen PKK’lıları da şehit kapsamına aldılar! Hatta Hristiyan Hrant Dink’i de şehit ilan ettiler!

8Tem/220

KAYBEDECEK NEYİNİZ KALDI? – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sKAYBEDECEK NEYİNİZ KALDI? - Ruhittin SÖNMEZ

AKP Genel Başkanı R. T. Erdoğan partisinin Geçmiş Dönem Belediye Başkanları ile yaptığı toplantıda partililerine moral vermeye çalıştı. Erdoğan’ın uzun konuşma metni içinde şu cümlesi dikkatimi çekti: “Artık kaybedecek çok şeyimiz var.”

"Siyasi gücümüzle, diplomatik etkinliğimizle, ekonomik büyüklüğümüzle, eser ve hizmet altyapımızla çok ileri ve farklı bir yerdeyiz. Daha açık bir ifadeyle, artık kaybedecek çok şeyimiz var. 2023'te yanlış bir tercih durumunda küresel yönetim ve ekonomi sisteminin en üst ligindeki yerimiz ile bu ligin lokomotif ülkeleri arasına girme fırsatımızı tehlikeye atmış olacağız.”

Cümlenin bağlamı böyle. Fakat acaba bu mesajın gerçek muhatabı, “Artık kaybedecek çok şeyi olan” kesim kim?

AKP Genel Başkanının konuşma metinlerini yazanların son derece profesyonel bir ekip olduğu malum. Bu ekip konuşma metni içine belli cümleleri yerleştirirken metnin görünür anlamından ziyade zihinlerde nasıl algı oluşturacağını bilir.

“Artık kaybedecek çok şeyi olan” kesim yani iktidar gücünü kullanan AKP’lilerin kendilerine hitap edildiğini düşünmesi istenmiş olabilir.

6Tem/220

Yeni bir paragraf açıyorum… / Orhan BALCI

orhan balcıYeni bir paragraf açıyorum… / Orhan BALCI

Bizim sektörde sadece yazılı basının olduğu dönemlerde,  kurum değiştirmek çok sık rastlanan bir karar değildi.

Önce işitsel daha sonra görsel medya öne çıkmaya başladığında bu değişimlerin önü açıldı.

Mesleğimiz dijital döneme evrilmeye başladıktan sonra,

Gerek kişisel internet haber sitesi açma gerekse siteler arasında değişimin yaşandığı bir süreci hep birlikte gördük görmeye de devam ediyoruz.

Bu rüzgardan bende etkilendim.

Barış Gazetesi’nde başladığım mesleğimi  TV 41’de emekli olarak noktalıktan sonra üretmeye ve kente olan borcumu ödemeye yazılı basın ve bazı internet sitelerinde devam ettim.

12 Ekim 2020 tarihinde başladığım 7/24 Haber ve Yaşam Portalı’na 10 Aralık 2021 tarihinde virgül koymuştum.

5Tem/220

KÜLTÜR FARKI – Ruhittin SÖNMEZ

ruhittin sKÜLTÜR FARKI - Ruhittin SÖNMEZ
İspanya’da yapılan NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir hareketi gündem oldu. Erdoğan salona girerken sol yanında oturan İngiltere Başbakanı Boris Johnson’un arkasından sessizce yaklaştı ve İngiliz Başbakanın omuzuna dokundu. Johnson irkilerek arkasını dönerken omuzundaki Erdoğan’ın elini bir refleks olarak itti. İki lider daha sonra tokalaştılar.

Erdoğan’ın hareketi bizim gibi Akdeniz veya doğu toplumlarında bir samimiyet ve yakınlık gösterisi
olarak kabul edilir. Oysaki Avrupa ve ABD’de bu türlü yakın temaslar bir tehlike algısına yol açıyor.

ABD’ye ilk gittiğimizde orada yaşayan Türk dostlarımız bu konuya dikkatimizi çekmişlerdi. Zaten sosyal
hayat buna göre tanzim edilmişti. Mesela bir mağazada kasada, bir ATM’de, bankada veya başka bir
kuyrukta olanlar ile işlem yapanlar arasında en az 3 metrelik bir mesafe bırakılıyordu.

5Tem/220

Mevzu bahis İzmit’se gerisi teferruattır boluuummm – Nazım ÇELİK

289789113_5586143934749482_4874589888175153918_n

Herkes bilir boyun eğmem. 

Kimseyi hele hele bir siyasetçiyi övüp yalakalık yapmam.

Ama güzel yapılan işleri de görmezden gelemem.

İzmit insanına, esnafına, çocuğuna kim sahip çıkıyorsa, hiç bir siyasi parti gözetmeksizin bu satırlarda yer veririm.

Çünkü bu kente değer katmak ve sahip çıkmak yerel basının görevi.

Daha önceki belediye başkanlarımız sivil toplum kuruluşlarına gereken önemi verdiler ama bu yeterli değildi.

Bir adım daha öteye gidemediler.

3Tem/220

KÖY OKULLARINA DÖNÜŞ – Seyfettin KARAMIZRAK

seyfettin-karamzrakKÖY OKULLARINA DÖNÜŞ - Seyfettin KARAMIZRAK

Milli Eğitim Bakanlığınca açıklanan; “Köy okullarının yeniden açılacağı” haberi, yerinde ve sevindirici bir karardır. 1990’ lı yıllardan itibaren uygulamaya konulan, “taşımalı eğitim” bir çok köyümüzde ilkokulların kapanmasına sebep oldu.

O yıllarda “ilköğretim müfettişi” olmamızdan ötürü, biz de bu uygulamanın denetimini yapmaktaydık.

Kocaeli’de ilk “Taşımalı Eğitim” Kandıra İlçesi’nin Akçaova Köyü’nde başlatılmıştı.

Civardaki birleştirilmiş sınıflı birçok köy okulu kapatıldı. Öğrenciler, “beş sınıf bir arada” eğitim görmekten çıkarılarak, bağımsız dersliklerde eğitim öğretim görmeye başladılar. Zamanla taşımalı eğitime hız verilerek başka ilçelere de yayıldı.

Taşımalı eğitim gitgide yurt sathına yayıldı. Birçok İl’de uygulamaya konuldu. Bu uygulama öğretmen ve öğrencilere daha rahat, daha çağdaş bir eğitim ortamı hazırlamak içindi aslında. Fakat öğrenci taşımanın, kendine özgü zorlukları da vardı.

Minicik öğrencilerin sabahın erken saatlerinde ve derslerden sonra sağlıksız yollarda adeta çalkalanarak yolculuk yapmaları büyük sıkıntıydı doğrusu. Hele mesafesi uzun yolu kötü olan köylerde bu daha da sıkıntılıydı. Bir de taşındıkları okulda beslenme sorunları
yaşanmaktaydı.

2Tem/220

KALİTELİ YAŞAMDA MUTLU AİLE NASIL OLUR? – Doç. Dr. Süleyman COŞKUNER

süleyman coşkuner

KALİTELİ YAŞAMDA MUTLU AİLE NASIL OLUR? - Doç. Dr. Süleyman COŞKUNER Kaliteli Yaşam Uzmanı

1. Eşler birbirlerini karşılıksız ve Allah rızası için sevmeliler.

2. Birbirlerine karşı saygılı olmalılar.

3. Her konuda birbirlerine yardımcı olmalılar.

4. İletişimde her zaman tebessüm içerisinde olmalılar.

5. Birbirlerinin özellerine saygılı olmalılar.

6. Birbirlerinin farklı eylem ve düşüncelerine saygılı olmalılar.