
Kul hakkı yiyenler, bağımsız yargı ve hukuk devleti istemezler – Fahri ÖRENGÜL
Kul hakkı yiyenler, bağımsız yargı ve hukuk devleti istemezler - Fahri ÖRENGÜL
Sosyal devlet ekonomik açıdan güçlü kesimlere karşı yurttaşlarımızı korumak için tarihin süzgecinden geçerek Anayasalara girmiş en temel kavramlardan birisi, toplumsal barışın aracıdır.
Adalet de toplumda üstün kabul edilenlerin, güçlülerin, hatta devletin eylem ve işlemlerine karşı yurttaşlarımızı koruyan en temel kalkandır. sosyal devlet olmanın hukuk ayağıdır. Bu nedenlerle devlet yönetiminde ve adaletin dağıtımında “üstünlerin hukuku değil, hukukun üstünlüğü ”esastır denilir. Bir ülkede eğer hukukun değil de üstünlerin hukuku varsa o ülkede adalet yoktur. Adaletin olmadığı bir ülke de ne yazık ki batmaya, yok olmaya mahkumdur.Bir çok Türk devleti de adaletsizlikten batmış, yok olmuştur.
Müslüman, aydın olamaz mı? – Fahri SAĞLIK
Müslüman, aydın olamaz mı? - Fahri SAĞLIK
Aydın nedir? Aydın kime denir? Aydınlar hep devrimci, solcu veya batıcı mı olur? Müslüman aydın olmaz mı? İçimize ( beyinlerimize ) yerleştirilen modern hurafelerden birisi de “Müslüman aydın olamaz” safsatasıdır.
Aydın kavramı tarihi süreç içerisinde pek çok aşamadan geçerek dilimize 1930’lu yıllarda girip yerleşmiştir. Atalarımız bunun yerine münevver kavramını kullanırlardı. Hatta daha önceleri toplumumuzda böyle insanlar için ‘ulema’, ‘mütefekkir’, ‘âlim’, ‘arif’, ‘efendi’ vs. sözcükler kullanılmıştır.
Mevcut sözlüklere göre Münevver: Tenvir edilmiş, nurlandırılmış, aydınlatılmış, ışıklı demek. Aydın ise: Işıklı, aydınlanmış, açık, anlaşılır, aşikâr, kültürlü, bilgili, münevver, entelektüel demek. Münevver terimine yakın ve aynı kökenden gelen başka kelimeler de vardır: münebbih (uykudan uyandıran, ikaz eden), münecci (kurtarıcı) ve münevvir (aydınlık veren, nurlandıran) Kültürümüzün derinliği, dilimizin zenginliği göz ardı edilerek münevver kelimesi ihtiva ettiği bütün anlamları ile bir kenara itilerek yerine ihtiva ettiği manası da daraltılarak aydın kavramı yerleştirildi.
“ADALARI İŞGAL ETMENİZ BİZİ BAĞLAMAZ” – Ruhittin SÖNMEZ
“ADALARI İŞGAL ETMENİZ BİZİ BAĞLAMAZ” - Ruhittin SÖNMEZ
CB ve AKP Genel Başkanı R.T. Erdoğan ilk defa Yunanistan’ın Ege’deki adalarımızı işgal ettiğini itiraf etti.
Erdoğan, Samsun'da yaptığı açıklamada Yunanistan'ı eleştirerek, "Adaları işgal etmeniz filan bizi bağlamaz. Vakti saati geldiğinde gereğini yaparız. Bir gece ansızın gelebiliriz" ve "Yunanistan'a bizim tek cümlemiz var: İzmir'i unutma!" cümlelerini sarf etti.
Oysaki Yunanistantan 2004 yılından itibaren Türkiye’ye ait 20 ada ve 2 kayalığı adım adım önce işgal ve sonra ilhak etti. Adalarımızda 14 Yunan askeri üssü ile 6 bin Yunan askerini konuşlandırdı.
Bu dehşet haberi kamuoyuna ilk duyuran Millî Savunma Bakanlığı Genel Sekreteri emekli Kurmay Albay Ümit Yalım oldu. Yalım kamuoyunu uyandırmak için yaklaşık 8 yıldan beri müthiş bir fedakârlık ve gayret içinde.
Ümit Yalım’ı Kasım 2014’te Adana’da, Aydınlar Ocakları 40. şurasında tanıyınca kendisini Kocaeli’ye davet ettim. O yıllarda başkanı olduğum Kocaeli Aydınlar Ocağı’nda Şubat 2015’te konferans verdi. Bu konferans Yunanistan’ın adalarımızı işgalinin kamuoyuna anlatılmasında ilk işaret fişeklerinden biri oldu.
Ümit Yalım meseleyi Türk milletine anlatabilmek için yazılar yazdı, konferanslar verdi. Sözcü ve Yeniçağ başta olmak üzere verdiği bilgileri paylaşabilecek medya organları ve ünlü yazarları bilgilendirdi. Muhalefet parti liderlerinden randevular alıp brifingler verdi. Adeta tek başına bir karargâh gibi çalışarak bize ait olan adaların Yunanistan tarafından işgal ve ilhakına nasıl göz yumulduğunu anlattı.
Ümit Yalım son derece nazik ve naif bir insan. Fakat konu vatan olunca kadife eldiven içindeki çelik yumruk gibidir. Konferans ve yazılarında “adalarımızın işgal ve ilhakından sorumlu olan dönemin Başbakanı R. T. Erdoğan ile bu dönemlerde Genelkurmay Başkanlığı makamında bulunanların ileride vatana ihanet suçundan yargılanacağını” söyledi.
Bütün bunlara rağmen ne Erdoğan’dan ne de Genelkurmay Başkanlarından bir ses çıkmadı.
2004’te CHP Milletvekili Onur Öymen soru önergesi verdi. “Yunanistan’ın bayrak diktiği adaların Türkiye’ye ait olup olmadıklarını” sordu. 18 sene cevap verilmedi.
Bugüne kadar iktidar kanadı 20 adamızın Yunanistan tarafından işgalini inkâr ediyordu.
Nihayet RTE işgali itiraf eden yukarıdaki açıklamayı yaptı.
“MONTESSORİ EĞİTİMİ”ÜZERİNE-1 – Seyfettin KARAMIZRAK
“MONTESSORİ EĞİTİMİ”ÜZERİNE-1 - Seyfettin KARAMIZRAK
“Çocuklar eleştirilmekten, azarlanmaktan değil, kendilerine güzel örnek olunmasından etkilenirler.” Thiersch
“Sorun çaresizlik değil, isteksizlik... İsteksiziz; çünkü çocuklukta bize uygulanan ilk şey, içimizdeki isteği öldürmektir.” Bernard Shaw
Montessori eğitim programı, “bireysel eğitim”e dayanan Maria Montessori tarafından geliştirilmiş bir eğitim modelidir.
İtalya’nın ilk kadın doktoru, pedagog ve antropoloji profesörü Maria Montessori(1870-1952), çocuğun bireysel becerilerine, ilgi alanlarına, öğrenme hızına ve karakter özelliklerine uygun bir pedagoji geliştirmiştir.
Maria Montessori çocukların; “ödüllerden, cezalardan, yetişkin tarafından programlanmış eğitimden, oyuncaklardan, şekerlemelerden, öğretmen masasından, toplu derslerden”, hoşlanmadıklarını,
“Özgürseçimden, hatalarını kendilerinin denetiminden, hareket etmekten, sessizlikten, sosyal ilişkilerinin kendileri tarafından kurulmasından, çevrenin düzenli ve temiz olmasından, özgür faaliyete dayalı disiplinden, kitapsız okuma yazmadan, alıştırmaların tekrarından”, hoşlandıklarını gözlemlemiştir.
Montessori eğitimi, kişiliğin oluşumu üzerinde durmaktadır. Maria Montessori bunu şu şekilde ifade etmektedir:
-Eğitimde metot değil, insan kişiliği göz önüne alınmalıdır.
-Çocuk, özeldir, tektir, kendine has bir varlıktır.
-Çocuk, gelecekte yetiştireceği kişi modelini biçimlendirir.
-Çocuk, insanlığın imarıdır.”Çocuklar, farkında olmadan içlerindeki inşa planına uyarak kendi ritimleri doğrultusunda kendilerini geliştirmeye çalışırlar.
-Bu gelişime yetişkinler etki edemezler. Onlar inşa planını bilmemektedirler. Yetişkinin zamansız müdahalesi, inşa planını tahrip edebilir ya da yanlış yönlendirebilir.
İYİ EĞİTİM – Ruhittin SÖNMEZ
İYİ EĞİTİM - Ruhittin SÖNMEZ
İYİ Parti iktidar olduğunda uygulayacağı programı ekonomi, hukuk, sosyal politikalar, eğitim vd başlıklar
altında kamuoyu ile paylaşmaya devam ediyor.
Bu defa İYİ Parti’nin eğitim alanına dönük sorunlar, çözüm yolları ve vaatlerinin açıklandığı
tanıtım toplantısına davet edilince Ankara’ya gittim.
Gittiğime değdi. Bütün sorunlarımızın temelini oluşturan “Eğitim” konusunda yapılan tespitler içimi
yakarken, çözüm önerilerini dinlemek umutlarımı artırdı.
****
AKŞENER’İN EĞİTİME BAKIŞI
Programın açılışında İYİ Parti lideri Meral Akşener 20 yıllık AKP iktidarında eğitim sistemimizin eskiye
göre iyileşmek yerine gerilediğini vurguladı.
Kendisini bir öğretmen olarak yetiştiren Cumhuriyetin kurduğu sistemin iki önemli özelliğine vurgu yaptı.
AKP’den önce, Cumhuriyetimizin eğitim sistemi bir fırsat eşitliği sağlıyordu. Anadolu’nun küçük bir
köyünden çıkmış zeki bir çocuk kendisine sağlanan fırsat ve imkanlarla Türkiye yönetiminde söz sahibi
olabileceği makam ve mevkilere yükselebiliyordu.
Şimdi derin bir yoksulluk ile sınanan, şaibeli yazılı
sınavlar ve mülakatlarla elenen, çocuklarımız bu fırsat eşitliğinden de mahrum edildi.
Cumhuriyetin kurup geliştirdiği eski sistemde eğitim sürecinde verilen bilgiler hayatın içinde
kullanılabilecek işe yarar bilgilerdi. Akşener kendisi gibi öğretmen adayı olanlara okullarda doğum,
dikiş, yemek, iğne yapmak gibi bir köyde ihtiyacı olabilecek bütün bilgilerin öğretildiğini anlattı.
Şimdi ise eğitim sürecinde sadece kutucukları karalayarak sınavlardan geçen öğrenciler okuduğunu
anlayamaz, derdini anlatamaz, hayatta işe yarayacak hiçbir pratik işi öğrenememiş olarak mezun oluyor.
Üniversitelerimizde eğitim kalitesi o kadar düşük ki. Üniversite mezunlarının hayali mesleğini yapmak
değil, ne olursa olsun bir iş bulmak. Yeni açılan üniversitelerimizin çoğu sadece iş talebini
erteleme aracı. Eskiden dünyada ilk 500’e girebilen üniversitelerimizin de kalitesi ve dünyadaki
sıralaması gittikçe düşüyor.
Meral Akşener;Öncelikle öğretmen okulları gitti, sonrasında köy okulları gitti, değişmedik bir şey kalmadı.
Bunun beceriksizlikten değil gayet isteyerek (taammüden) yapıldığını düşünenlerdenim. Kimse
bu kadar ahmak olamaz. Bu kadar bilimden, sürekli değişen dijital dünyaya uyum sağlamaktan uzak;
sadece parası olanın çocuklarını okuttuğu bir eğitim düzeniyle karşı karşıyayız” dedi.
Akşener “İYİ Eğitim” sunumunda açıklanan iyileştirmelerin eleştiriye açık olduğunu, herkesin
iyiniyetli teklifleriyle düzeltme ve geliştirmeye katkı sunabileceğini açıkladı.
BİR TANE CUMHURİYET SAVCISI YOK MU? – Ruhittin SÖNMEZ
BİR TANE CUMHURİYET SAVCISI YOK MU? - Ruhittin SÖNMEZ
Sedat Peker’in ifşa ve iddiaları hakkında bugüne kadar bir soruşturma dahi açılmadı, açılamadı. Hiç kimse tarafından yalanlanamayan iddiaların hiçbiri hakkında savcılar harekete geçmedi veya geçemedi.
Bu yüzden CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu “Bu ülkede bir Cumhuriyet Savcısı yok mu?” diye feryat ediyor.
Birkaç sene önce savcıların çoğunlukta olduğu ve benim de bulunduğum bir sohbet ortamında, bir savcının şaka ile karışık söylediği söz aklımdan çıkmıyor: “Biz artık Cumhuriyet Savcısı değil SAVICIYIZ. Önümüze gelen siyasi içerikli iddia ve şikayetleri başımızdan savmak için ne gerekiyorsa yapıyoruz. Sebebi de malum.”
Gerçekten bu konularda soruşturma açabilecek savcının tam bir ülke sevdalısı serdengeçti olması gerekiyor.
30 Ağustos Zafer Bayramı – İsmail SARICA
30 Ağustos Zafer Bayramı - İsmail SARICA
30 Ağustos 1922 Başkomutanlık Meydan Savaşı’nın kazanıldığı gündür. Dumlupınar yöresinde, Türk ve Yunan ordularının bu en büyük kapışması, Türk ordusunun zaferi ve ardında sömürgecilerin bulunduğu Yunan ordusunun yenilgisi ile sonuçlanırken “Makûs talihini” İnönü Savaşları’nda yenen Türk’ün, Atatürk’ün komutasında İzmir’e doğru ilerlediği, yeni Türkiye’nin bağımsızlığına doğru doludizgin yürüdüğü gündür.
Büyük Atatürk’ün ömründe ve Türk Ulusunun tarihinde yepyeni bir sayfanın açıldığı, 19 Mayıs 1919’dan 30 Ağustos 1922’ye dek geçen çileli günler; Kafkas’ta, Galiçya’da, Çanakkale’de, Yemen’de şehit olan, yorgun düşen Anadolu halkının ihanetlerle savaşındaki kahramanlıkları, iç ayaklanmalarla topyekûn savunmayı, askeri ve siviliyle kadını ve erkeğiyle, genci ve kocasıyla yaşayarak ve savaşarak başarıya ulaştığı, bir bakıma çok kısa, bir bakıma uzun ve çileli bir tarih kesitidir.
30 Ağustos Zafer Bayramı – Fahri SAĞLIK
30 Ağustos Zafer Bayramı - Fahri SAĞLIK
Şanlı tarihimizin dönüm noktalarından birini oluşturan 30 Ağustos Zafer Bayramı'nın 100. yıldönümünü milletçe kutlayacağız inşallah.
Tarihimizde Ağustos ayı zaferler ayı olarak ayrı bir yere sahiptir. 1071 Malazgirt, 1473 Otlukbeli, 1514 Çaldıran, 1516 Mercidabık, 1521 Belgrad, 1526 Mohaç, 1571 Kıbrıs ve daha nice zaferleri hep Ağustos ayında kazandık. Kurtuluş Savaşımızda da 1921 Sakarya ve 1922 Dumlupınar zaferleri yine Ağustos ayında kazanılmıştır.
SUUDİ ARABİSTAN’LA ONUR ZEDELEYEN YAKINLAŞMA – Ruhittin SÖNMEZ
SUUDİ ARABİSTAN’LA ONUR ZEDELEYEN YAKINLAŞMA - Ruhittin SÖNMEZ
Kasım 2007’de, Suudi Kralı Abdülaziz bin Suud Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün davetlisi olarak Türkiye’ye gelmişti. Bu ziyaret sırasında protokol kuralları altüst edilmişti. A. Gül, Kral’ı Esenboğa Havaalanında uçağının kapısında karşılamıştı. Cumhurbaşkanı A. Gül ve Başbakan R.T. Erdoğan Suudi Arabistan Kralı Abdullah’ı kaldığı otel odasında ziyaret etmişti.
Bu durum MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural tarafından, “devlet geleneğine aykırı ve yanlış olmuştur. Onurumuzu zedelemiştir. Türk milletini rencide etmiştir, kabul edilmesi mümkün değil. Devlet geleneğinin yıpratılmasını milletimiz hak etmiyor” cümleleriyle eleştirilmişti.
BAŞARISIZ DIŞ POLİTİKA – Ruhittin SÖNMEZ
BAŞARISIZ DIŞ POLİTİKA - Ruhittin SÖNMEZ
İktidar kanadı R. T. Erdoğan’ın ve Ak Parti hükümetlerinin en başarılı olduğu alanın dış politika olduğuna dair bir algı oluşturmaya çalışıyor.
Bu algıyı oluşturmak için Putin’le 3 saat baş başa görüşmesi, zaman zaman Fransa, Hollanda, İsveç gibi ülkelerin başbakanlarına, cumhurbaşkanına diplomatik dil dışında bir üslupla ayar vermesi olayları gösterilir.
Erdoğan’ın ekonomi, adalet ve eğitim gibi alanlarda başarılı olduğunu söylediklerinde inanan pek kimse kalmadı. Çünkü bu alanlarda başarısız politikaların sonuçlarını vatandaşlarımızın tamamına yakını bireysel olarak da yaşıyor.
Buna karşılık dış politikanın sonuçları vatandaşa hemen yansımaz. Bu yüzden AKP politikalarını belirleyenler “dış politikada vatandaşların algısı sembolik tavırlarla belirlenebilir” diye düşünüyor olmalılar.
Oysaki, Erdoğan’ın ve partisinin en başarısız olduğu alan dış politikadır.
20 yıllık AKP iktidarında dış politikada devletimizin ve milletimizin onurunun (gurur, şeref ve haysiyetinin) ayaklar altına alındığı, utanç verici birçok olay yaşadık.
Dış politikada başarı izlenen strateji ve taktik hamlelerin sonuçları ile ölçülür. Büyük devletlerin liderleriyle görüşme uzunluğu değil, ne görüştüğünüz, neler aldığınız ve aldıklarınızın karşılığında neler verdiğiniz önemlidir.
Bir devletin dış politikada etkinliğinin yüksek olması kurumsal yapısının sağlamlığına, güvenilir ve öngörülebilir oluşuna; liderinin devlet adamı vasfına, bilgisi, kültürü ve cesareti ile temayüz etmiş olmasına bağlıdır.
Şimdi son dönemlerde ülkemizi yöneten iradenin dış politikada çizdiği zikzaklar ve yaşadığımız utanç verici U dönüşlerinden birkaçını anlatalım.
EL PARASIYLA HOVARDALIK ÖRNEKLERİ – Ruhittin SÖNMEZ
EL PARASIYLA HOVARDALIK ÖRNEKLERİ - Ruhittin SÖNMEZ
Türkiye çok ağır bir ekonomik kriz yaşıyor değil mi?
50 milyona yakın insanımız açlık sınırı seviyesi veya altında gelire sahip. Bu kesim gıda, barınma, enerji gibi en temel insanî ihtiyaçlarını karşılamakta bile zorlanıyor.
Devletimizi yönetenler vatandaşlarımıza “iki ampulden birini söndür” gibi elektrik tasarrufu, “sebzeleri yıkarken akan su kullanmayın” gibi su tasarrufu, alışverişe açken gitmemek, porsiyon küçültmek gibi diğer tasarruf yöntemlerini tavsiye ediyor. Bu da çare olmazsa (ki olmuyor) sabır ve şükür telkin ediyor.
Peki devletimiz, tarihinin en büyük iç ve dış borcu altında ve borçları döndürebilmek için dolar bazında yüzde 10 gibi fahiş tefeci faizleri vermek durumunda iken, nasıl “tasarruf” ediyor?
“İtibardan tasarruf olmaz” anlayışında oldukları için saray ve çevresinin yaşadıkları lüks ve ihtişamı azaltmaya hiç niyetleri yok. Uçak ve araç filolarını küçültmek bile düşünülmüyor.
Tasarruf etmiyorlar ama hiç olmazsa savurganlığa ara veriyorlar mı?
Ne gezer.
Bir avuç yandaş müteahhite servet transferi yapma maksatlı, verimsiz, bütçe açığını büyüten harcamalar yapıyorlar.
Aynı “cetleri olan padişah efendileri” gibi davranıyorlar.
İhtiyaçlar sıralamasında en sonlarda yer alması gereken israfçı ve verimsiz harcamalar yapıyorlar.
Kedilerin İnsan Sağlığına Yararları Nelerdir?
Kedilerin İnsan Sağlığına Yararları Nelerdir?
Evde Kedi beslemek psikolojiyi nasıl etkiler, kedi beslemenin sağlığa faydaları nelerdir, kedi beslemek hangi hastalıklarla uğraşmaya fayda vermektedir, kedi beslemek neden insana iyi hissettirir ve kedi beslemenin diğer yararları nelerdir? Kediler kendini neden sevdirir? Kediler stresi azaltır mı? Bu gibi sorular, kediler hakkında merek edilen şeylerden yalnızca birkaçıdır.
Bilindiği üzere son yıllarda, özellikle de ülkemizde evcil hayvan sahiplenme oranı iyice artmıştır. Sahiplenmek için en çok tercih edilen evcil hayvan ise kediler olmuştur. Hem minnoş hem sevimli hem de komik canlılar olan kediler, tarih boyunca insanlar için çok kıymetli canlılar olarak kabul edilmiştir.
Evcilleştirilme tarihleri, Eski Mısır dönemine kadar uzanan kediler, pek çok dinde kutsal veya şanslı hayvan olarak kabul edilmiştir. Kedilerin toplumsal olarak gördüğü değerin yanı sıra, bireysel olarak da insanlara pek çok fayda sağladığı bilinen bir gerçektir.
Üstelik bu faydaların birçoğu bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Bilim insanları minik dostlarımız üzerinde bir dizi gözlem ve inceleme yaparak, kedilerin insan sağlığına faydalı olduğu tezini ispat etmiştir. Peki, kedilerin insanlara faydaları nelerdir? İşte evcil kedilerin insanlara ve insan sağlığına faydaları;
Yeliz Koray’ın bugünkü paylaşımı…
Yeliz Koray
Gökyüzü kızıl bir sisle aydınlatsa da geceyi, bundan tam 23 yıl önce bugün, kapkara bir geceye uyandık.
Ve o geceye dair tek şey kazındı hafızamıza; 'Orada kimse var mı?'
Orada evladı omuzunda ölmüş bir annenin sesimi duyup kurtarmasınlar diye sessiz sessiz ağlaması vardı.
Orada kazandığı okula yarın kayıt olacak bir gencin biten umutları, annesini tonlarca kilo enkazdan parmaklarıyla kazıyarak çıkarmaya çalışan bir evladın çaresizliği, siper olduğu oğlunu kurtaran bir babanın oğlunun üzerinde 3 gün çıkarılmayı bekleyen cenazesi vardı.
Sessizlik hiç canını yakar mı insanın?
DEĞİŞİM VE DEĞİŞİMİN TEMEL DİNAMİKLERİ – Mehmet YILMAZ
DEĞİŞİM VE DEĞİŞİMİN TEMEL DİNAMİKLERİ - Mehmet YILMAZ
Değişim; gelişme, büyüme, kalkınma, geleneklerin şekillendirdiği eski düşünce sistemleriyle kazanılan, eski alışkanlıkların terkedilmesi, yerine yeni hayat tarzı ve alışkanlıkların konmasıdır.
İlk çağlardaki avcı toplayıcı atalarımızdan bu günün modern dünyasına kadar yapılan bütün gelişmeler değişimin bir sonucudur. Hayatın karşı konulmaz bir kuralıdır değişim! Geçmişten günümüze kadar varlığını sürdürebilen canlı türleri bunu değişime uyum sağlamaya borçludurlar. Değişime direnen, uyum sağlayamayan canlılar varlıklarını sürdüremez, yok olurlar. Doğal seleksiyon(ayıklama) bunun güzel bir örneğidir. Değişime uyum sağlayan canlı türleri hayatta kalır ve nesillerini devam ettirir.
NÜKTE, LÂTİFE, İRONİ – Ruhittin SÖNMEZ
*
NÜKTE, LÂTİFE, İRONİ - Ruhittin SÖNMEZ
NÜKTE Arapçadan Türkçeye geçmiş bir isim. “Herkesin kolayca kavrayamadığı ince anlamlı, sanatlı, düşündürücü ve aynı zamanda hoşa giden, insanı gülümseten söz” demek.
Nükte yapabilmek bir hüner olmakla beraber, nükteden anlayamayacak kişilere yapıldığında anlaşılmamak hatta daha da kötüsü yanlış anlaşılmak gibi bir riski vardır.
Dilimizde nükteye yakın anlamda ve nükte ile birlikte kullanılan diğer bir kelime de “lâtife” sözcüğüdür. “LÂTİFE nazik, yumuşak ve şakacı, insanı gülümseten bir şekilde söylenen, ancak anlamı gizli sözdür.”
Felsefeciler; “nükte ve lâtifeler akla, mantığa dayanmalı ve hitap etmelidir” derler. Bu çerçevede nükte ve lâtife asla komiklik ve hele hele şarlatanlık, lafebeliği ve gevezelik değildir.
Nükte ve lâtifelerin bilgiyi, görgüyü ve zekâ kıvılcımı demek olan espriyi gerektirir.
Mesela Nasreddin Hocamız “göle maya çalarken” onun tutmayacağını bilmeyecek kadar geri zekalı biri değildi herhalde. Ama “ya tutarsa” diyerek olmayacak işlere kalkışanları uyarmak için bu yöntemi seçmişti.
Bu dediklerimiz, nükteyi söyleyen ve latifeyi yapan kadar, karşısında onu dinleyen için de aynen geçerlidir. Yani“nükte ve lâtife, ancak kıvrak zekâsı olanlar için anlam ve değer taşır.”
Bu tanımlamaları Dr. Önder Göçgün imzalı bir makaleden aldım.
Bir de bu kapsamda günümüzde çok kullanılan “İRONİ” kavramı var.İroni "söylenen sözün tersini kastederek kişiyle veya olayla alay etme" anlamında kullanılmaktadır.
Mesela buluşmaya geç kalan birine “vay yine erkencisin!” derseniz ironi yapmış olursunuz.
“Atatürkçü” Nadir Nadi’nin birilerine tepkisini göstermek için, kitabına “Ben Atatürkçü değilim!” ismini koyması da ironik bir çığlıktır. Hiç kimsenin aklına “Aaa, Nadir Nadi Atatürkçü olmadığını itiraf etmiş” demek aklına gelmedi.
Zekâsı ve kavrayışı kıt olanların ortamında “ironi yapanların” yanlış anlaşılma riski büyük olur. Bu yüzden ironi yapan mimik, jest ve tonlama ile söylemek istediği şeyin altını dolaylı yoldan çizer.
Hz. Muhammed’in (s.a.v.) örnekliğini anlamak – Fahri SAĞLIK
Hz. Muhammed’in (s.a.v.) örnekliğini anlamak - Fahri SAĞLIK
- Peygamberlerin gönderiliş amacı, rayından çıkmış, fıtratından uzaklaşmış, inanç ve ahlaki değerler konularında buhranlara düşmüş insanlığı tekrar rayına oturtmak, fıtrata davet etmektir. Peygamberler yüce Allah’tan aldıkları vahiyleri insanlığa tebliğ etmiş, bu çerçevede bir hayat inşa ederek insanlığa örnek olmuşlardır.
Hz. Muhammed’e (s.a.v.) itaat etmenin, inananlar için bağlayıcılığı Kur’an-ı Kerim’de şöyle zikredilmektedir: “Kim peygambere itaat ederse, Allah'a itaat etmiş olur. Kim yüz çevirirse (bilsin ki) biz seni onlara bekçi göndermedik.” (Nisa 4/80).
Hz. Muhammed’in (s.a.v.) son peygamber olduğuna ve O’ndan sonra herhangi bir peygamberin gelmeyeceğine inandığımıza göre, bizlere miras olarak bıraktığı Kuran’ı Kerim ve O’nun örnek hayat tarzını yansıtan sünnetini iyi anlamalıyız. Hz. Muhammed’in örnekliğini Kuran bizlere bildirmektedir: “Andolsun, Allah'ın Resülünde sizin için; Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah'ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.” (Ahzab 33/21). Örnek gösteren yüce Allah’tır. Yüce Allah’ın rızasına nail olmak, Hz. Peygambere (s.a.v.) tabi olmaktan geçiyor: Kur’an-ı Kerim’de Hz. Muhammed’in ümmetine şöyle demesi emrediliyor; “De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir” (Ali İmran 3/31).
BİZ UYUDUK…/ Mehmet SAKARYA…
ABD 2002 yılında ülkemizi işgal ettirdi.
Kime mi?
TC kimliği taşıyan,
Fakat aslında fanatik Türk düşmanı olan mollalara!
Hafızanızla zaman tüneline girin,
Yaşadıklarımızı bir film gibi seyredin!
Hafızın şiir okuması ve
Göstermelik kodese aldırılması...
Mağdura bu millet bayılır...
ABD yani CIA bizi bizden iyi tanır...
Ben o sırada MHP Ankara İl yönetimindeydim,
Bahçeli ani kararla istifa ettirilip,
Hükümet yıktırıldı.
İstifa haberi geldiğinde,
İl yönetimi toplantıdaydık...
Dedim ki,
Herkes intihar edebilir,
Genel başkanımız da siyaseten intihar etmiştir,
Yalnız partiyi de peşinden sürüklemiş
Onu da öldürmüştür...
İKİ AVANTA BİLET HİKAYESİ – Ruhittin SÖNMEZ
İKİ AVANTA BİLET HİKAYESİ - Ruhittin SÖNMEZ
İlk hikâyeyi Yılmaz Özdil 2011 yılında anlatmıştı. Aynen okuyalım:
New York’un “demokrat” valisi var, Obama’nın has adamı, David Paterson... Bu vali, beyzbol efsanesi Yankees’in taraftarı... Geçen seneki final maçını, en faça koltukta seyretti.
Gel gör ki, “şerefsiz” New York Post Gazetesi, merak eder, Yankees Kulübü’nü arar, Vali’nin kaç bilet aldığını, parasını ödeyip ödemediğini sorar. ABD bizim gibi “ileri demokrasi” ülkesi olmadığı için, “kabile devleti” olduğu için, “Sana ne lan” diyemezsin, cevaplayacaksın.
Yankees Kulübü, Vali’ye beş tane bilet verildiğini, parasının ödenmediğini açıklar. Niye ödenmemiş? “Resmi görevli” olarak geleceği bildirilmiş, resmi görevliden para alınmıyor.
Cambaza Bak… / Av. Zeki HACIİBRAHİMOĞLU
Cambaza Bak… / Av. Zeki HACIİBRAHİMOĞLU
Türkiye’de bir zamanlar Cumhuriyetin en önemli sorunu başörtüsüydü. Kimine göre olmazsa olmaz çünkü inandığı dinin emri olarak kabul ediliyor, kimine göre de terör belasından daha tehlikeli görülüyordu. Bu düşüncede olanlar “ Eğer kız öğrenciler başörtüsü ile üniversitelere girerlerse laiklik elden gider, devlet yıkılır. Yerine şeriat ile yönetilen bir devlet gelir telaşı içindeydiler.” Aslında esas telaş bu değil esas telaş entel, liboş takımının ellerindeki devleti yönetme gücünü ve ekonomik güçlerini kaybetme telaşıydı.
Bu entel ve liboş takımı telaşlarını o kadar ileri götürmüşlerdi ki, ordudaki kendileri gibi düşünen generalleri de yanlarına alarak değil üniversitelerde bütün resmi dairelerde başörtüsü avı başlatmışlardı.
KENDİ İNSANIMIZI SÖMÜRMEK – Ruhittin SÖNMEZ
KENDİ İNSANIMIZI SÖMÜRMEK - Ruhittin SÖNMEZ
Peygamberimizin “İlim Çin’de de olsa alınız” dediği rivayet edilir. Bu sözün açıklaması faydalı bilgi, belli bir kavmin malı değildir ve her yerde bulunabilir. Başka bir ifadeyle, doğru bilginin milliyeti yoktur. İnsan onu her nerede bulursa almalıdır.
Bunun gibi “iyilik ve güzellikler nerede ve kimde olsa alınız” diyebiliriz. Güzel ahlak, iyi ve güzel davranışların da milliyeti yoktur. Nerede görürsek örnek almalıyız.
“Amerika Gözlemleri Üzerinden Türkiye Analizleri” yaptığım yazı ve sohbetlerimde gezimiz sırasında gördüğümüz, öğrendiğimiz iyi ve güzel şeyler hakkında bilgi aktarmaya çalıştım.
Konuyu siyasi boyutlarından uzak, sıradan Amerikan vatandaşlarının yaşadıklarına dair gözlemlerim ve okuduklarım üzerinden anlattım. Çok da ilgi çekti.
Ama “ABD’nin sömürgeci ve eli kanlı bir devlet olduğu, teröre destek verdiği” gibi gerekçelerle “sen Amerikancılık yapıyorsun veya Amerika propagandası yapıyorsun” diyen bir iki tane “at gözlüklü” de çıktı.
Dünya nüfusunun yüzde 4,16’sını teşkil eden Amerikalılar dünyanın toplam servetinin yaklaşık yüzde 30’una sahipler. Bu müthiş zenginliğin kaynağı sadece kendi üretim gücü değil, emperyal bir devlet olan ABD’nin diğer ülkelerin yani dünyanın kaynaklarını da sömürmesidir. Yani ABD’nin sömürgeci olduğu doğrudur.
Oysaki AB devletlerinin de çoğu sömürgeci, Çin de Rusya da. Hatta biz kabul etmesek de Batılılar ve Araplara göre Osmanlı Devleti de sömürgecidir.
Bu gerçeğe rağmen Avrupa ve Amerikalılar Osmanlı’dan bazı iyi uygulamaları örnek aldı. Japonlar Amerika’dan Toplam Kalite Sistemi uygulamasını alıp geliştirdi. Türkiye de AB ülkelerini yasa ve kurumların yapılandırmasında örnek aldı. İyi de etti.
*