
KAMERALI DENETİM İHTİYACI – Ruhittin SÖNMEZ
KAMERALI DENETİM İHTİYACI - Ruhittin SÖNMEZ
Duydunuz mu? “Direksiyon sınavlarında kamera kaydı zorunlu oluyor.”
Bu haberin devamı şöyle: Bir vatandaş girdiği direksiyon sınavında “ilk parkuru başarıyla tamamlamasına rağmen ikinci parkurda ciddi bir hata yapmadığı halde başarısız sayıldığını” iddia etti. Yeniden sınav ücreti ödemek zorunda kalan ve maddi-manevi zarara uğradığını belirten
vatandaş sınav değerlendirmelerinin “keyfi ve objektiflikten uzak” yapıldığı gerekçesiyle Kamu Denetçiliği Kurumu’na başvurdu.
Kamu Denetçiliği Kurumu, sınav güvenliğini ve kamu hizmetine duyulan güveni artırmak amacıyla kamera kaydı sistemine geçilmesi yönünde karar verdi. Kurum tarafından
açıklanan kararda, sınavların kayıt altına alınmasının şu açılardan kritik bir ihtiyaç olduğu vurgulandı:
Keyfi Değerlendirmelerin Önlenmesi: Sınav görevlilerinin önyargılı veya mevzuata aykırı değerlendirme ihtimalinin azaltılması.
Somut Delil İmkânı: Adayların yapacakları itirazlarda ellerinde somut delil bulunmasının sağlanması.
Standardizasyon ve Güvenlik: Sınav sürecindeki uygunsuz davranışların engellenmesi, idari uygulamalarda standardın güçlendirilmesi.
KDK’nin bu tavsiye kararı üzerine, Millî Eğitim Bakanlığı, yönetmelikte değişiklik yaparak sınav sürecinin kamera ile kayıt altına alınması için çalışma başlattı.
Bu haber dikkatinizi çektiyse muhtemelen sizde de getirilmek istenen denetim tarzı hakkında olumlu bir düşünce oluşmuştur.
Ama kameralı denetim ihtiyacı direksiyon sınavlarından ibaret midir?
Diğer kamu hizmetleri için kameralı denetim ihtiyacı yok mu? Yapılırsa böyle bir denetim sonuç verir mi?
Bu kadar güvensizliğin hâkim olduğu bir toplumda, kameraları izleyerek karar verecekleri kim denetleyecek?
Daha da önemlisi, neden kameralara muhtaç bir toplum haline geldik?
Bu sorulara cevap bulmamız gerekmiyor mu?
MADURO, BAHÇELİ VE İÇ CEPHEYİ GÜÇLENDİRMEK – Ruhittin SÖNMEZ
MADURO, BAHÇELİ VE İÇ CEPHEYİ GÜÇLENDİRMEK - Ruhittin SÖNMEZ
Önceki yazımı şu cümle ile bitirmiştim: Venezuela, “İÇ KALEYİ” kaybettiği için kolayca işgal edildi. İç kalemizi tahkim etmek için, teröristbaşı ile müzakere çare değildir. Çare yoksulluğu yenmiş, adalete güvenen, kurumları sağlam ve birbiriyle barışık, kaynaşmış bir Türk milleti haline
gelmektir.
Bu cümleyi yazmamın sebebi, iktidar kanadından birilerinin “İç Cepheyi Güçlendirmek” deyince hemen “Terörsüz Türkiye” adıyla yürütülen politikayı savunma aracı yapacağını sezmiş olmamdı.
Aslında “PKK ve Öcalan’la Müzakere Süreci” denilmesi gereken sürecin, iç kaleyi tahkim etmeye ve iç cepheyi güçlendirmeye yaramadığı hatta tam tersi etki yarattığı ortada.
Çünkü eskilerin deyimiyle “kem alât ile kemalât olmazdı.” Yani kötü aletlerle iyi veya mükemmel sonuç elde edilemezdi.
50 bin kişinin öldürülmesinden sorumlu mahkumla ve terör örgütünün halen faal elebaşıları ile yürütülecek bir süreçten hayır da çıkmaz, sonuç da çıkmaz. Zaten bunların kendi özgür iradeleri yoktur, sahiplerinin iradesine tabi birer aparattırlar.
Yılbaşı kartları! – Nazım ÇELİK
Yılbaşı kartları! - Nazım ÇELİK
Evet dostlar, bir yıl daha bitti. Sanırım bu yıl herkes için zor bir yıl oldu. Yanımızda olanlar vardı, olmayanlar vardı. Belki birçoğunu kaybettik, kalan sağlar bizimdir misali hayata sımsıkı sarılmış devam ediyoruz. Çok değil bundan 25 yıl önce sevdiklerimize yılbaşlarında yeni yıl kartı gönderirdik. Yılbaşı kartında beyaz kar, geyikler, yeşil çam ağacı ve üstünde değişik süsler olan bu kartları PTT aracılığı ile sevdiklerimize gönderir arkasına “Tüm hayallerin ve dileklerin bu sene gerçek olsun, tüm güzellikler 1995'te seni bulsun!” gibi süslü ve iyi dilekler yazardık.
Yılbaşı gecesi genelde dost, akraba ve yakın komşular ile birlikte evde geçirilirdi. TV izlenir, tombala oynanır, portakal elma yenir, çekirdek çitlenir, saat 12 oldu mu herkes birbirine sarılır iyi dileklerde bulunurdu. Evlerde Hristiyan aleminin Noel’i değil, yeni bir yıla girmenin mutluluğu yaşanırdı. Fakat son yıllarda ne olduysa her yılbaşı yaklaştığında bir tartışma başladı “Biz Hristiyan mıyız ki yeni yılı kutlayalım. Onlar bizim bayramımızı kutluyor mu?”
Yeni yıla giden yolda aralık ritüelleri – Gözde Eda SAYAN
Yeni yıla giden yolda aralık ritüelleri - Gözde Eda SAYAN
-Aralık…
Yılın hem en sessiz hem de en derin ayı.
Takvimin son sayfası açıldığında, insan ister istemez içsel bir muhasebeye oturuyor. Geride bıraktığımız aylara, yaşadığımız dönüşümlere, öğrendiğimiz her şeye farklı bir gözle bakıyoruz.
Aralık, sadece bir ay değil; yenilenmenin, arınmanın ve yeni yılı karşılamaya hazırlanmanın enerjik eşiğidir.
Bu yüzden birçok kültürde bu dönem “temizlenme”, “niyet etme”, “huzura yönelme” zamanıdır.
Ritüeller de tam burada devreye girer.
1. Arınma Ritüeli: Eski Yükleri Bırakmak
Yeni bir yılı karşılamadan önce, önce eski enerjilerden özgürleşmek gerekir.
Bu arınma bazen bir odayı sadeleştirmektir, bazen bir deftere artık taşımak istemediğiniz hisleri yazıp kapatmaktır.
Evlerde adaçayı, üzerlik, ardıç gibi temizleyici bitkiler yakmak;
Ruhta ve mekânda yer açmak için kadim bir yöntemdir.
Bu yakım “kötü ruhları kovmak” değil, zihnin ağırlığını hafifletmek anlamına gelir.
MESELE DEMOKRASİ VE KOKAİN DEĞİL, ENERJİ VE TEKNOLOJİ SAVAŞI – Ruhittin SÖNMEZ
MESELE DEMOKRASİ VE KOKAİN DEĞİL, ENERJİ VE TEKNOLOJİ SAVAŞI
- Ruhittin SÖNMEZ
ABD 03 Ocak 2026’da Venezuela’ya sıra dışı bir operasyon yaptı. Bu operasyonla Devlet Başkanı Maduro ve eşini alıp kaçırması, sonrasında “ülkeyi biz yöneteceğiz” açıklaması ve ülkenin petrol kaynaklarını ABD şirketlerinin işleteceğini ilan etmesi tarihi bir dönemeç niteliğindedir.
ABD, BM Güvenlik Konseyi kararı veya meşru bir gerekçe olmadan egemen bir devletin başkentini bombalayıp başkanını kaçırdı. Trump, Bush yönetiminin Irak işgalinde (2003) öne sürdüğü “kitle imha silahı” gibi kılıflar bile aramadı.
Buna uluslararası arenada, birkaç ülkenin kınaması dışında, ciddi bir tepki gösteren ülke olmadı.
BM sistemini felç eden bu tutuma karşı uluslararası camia sessiz ve çaresiz.
Sadece, ABD’de New York’un Müslüman Belediye Başkanı bu durumu “bir savaş eylemi ve hem federal hem uluslararası hukukun ihlali” olarak nitelendirdi.
E. Büyükelçi Tugay Uluçevik’e göre, bu eylem BM Yasası’ndaki “toprak bütünlüğüne saygı”; ve ”barışçıl çözüm” ilkelerini hiçe saymıştır. “Milletlerarası ilişkilerde meşruiyetin kaynağı ve ölçüsü artık BM Yasası değil, ABD Başkanı Trump’ın şahsi iradesi ve takdiridir”.
Trump, “Güvenli bir geçiş sağlanana kadar ülkeyi AB yönetecek”diyerek Venezuela’yı fiilen 51. eyalet gibi yönetmeye başladı. Bu durum, BM sisteminin iflası ve “orman kanunlarının” ilanıdır.
Politikacılar için 15 tavsiye – Orçun OĞUZ
Politikacılar için 15 tavsiye - Orçun OĞUZ /12 Mayıs 2021
Zaten "kampanya" sözcüğü de köken itibariyle "askeri sefer", "savaş alanı" anlamına geliyor. Öyleyse buyurun, savaş ve siyaset meydanlarının çok tozunu yutmuş birisinden, Napolyon Bonapart'tan, siyasetçilere, seçim yarışına girmiş adaylara ışık tutabilecek 15 ünlü söz.
Savaştan farklı olarak siyasette "düşmanlar" değil de "rakipler" olduğunu hatırlatmaya gerek yok herhalde...
1 - Bir tek düşmanla sık sık dövüşmemelisin, yoksa ona bütün savaş sanatını öğretirsin.
2 - Düşmanınız hata yaparken araya girmeyin.
3 – Lider, umut dağıtandır.
4 - Bir komutan ne galiplere ne de mağluplara dinlenecek kadar vakit bırakmalıdır.
5 - En büyük general, en az yanlış yapandır.
6 - Bütün devletler hazımsızlıktan ölür.
7 - En güzel savaş, insanın kendi öz varlığı ve tutkularına karşı giriştiği uğraştır.
8 - Alkış, oy değildir.
9 - Beyinsizlik sadece politika mesleğinde özür sayılmaz.
10 - Dünyada taklit edilemeyen tek şey cesarettir.
11 - En büyük tehlike, zaferin eşiğinde durur.
12 - Her zafer zafer değildir, her yenilgi de yenilgi değildir.
13 - Üç gazete, beni yüz sancaktan daha çok korkutur.
14 - Zafer, iradededir.
15 - Yönetim sanatı, görülmesinde yarar bulunmayan şeyleri görmeye dayanır.
https://www.gercekkocaeli.com.tr/makale/2164/politikacilar-icin-15-tavsiye
PAHALIYA MAL OLAN SİYASİ TERCİHLER – Ruhittin SÖNMEZ
PAHALIYA MAL OLAN SİYASİ TERCİHLER - Ruhittin SÖNMEZ
Ağustos 2023 tarihinde yazdığım köşe yazısında Ahmet Davutoğlu’nun, Fatih Altaylı’ya verdiği röportaj videoda, Başbakan olduğu döneme dair anlattıklarını aktarmıştım:
O dönemde Türkiye’nin AB’ye girme hedefi vardı. “Avrupa Birliği bize ‘siyasi ahlak yasası isteriz’ dedi. Yani diyorlar ki, ‘siz bizim aramıza girecekseniz, istatistikleriniz şeffaf olacak, verileriniz doğru olacak, bilgileriniz doğru olacak, süreçler belli olacak, yolsuzluk olmayacak.’ Aslında bunlar bizim değerlerimiz idi.
Siyasetçiler ihalelere bulaşmış, herkes iç içe geçmişti. Ben bunu bir neşterle kırmak istedim. Bu neşterin adı ‘siyasi ahlak yasası’ idi. Ve bu aynı zamanda AB -Türkiye müzakerelerinin ana şartlarından biri idi.
22 Nisan’da (2016) Siyasi Ahlak Yasasını Meclis’e gönderdik. Cumhurbaşkanımıza da bilgi verdim. Fakat o andan itibaren ipler koptu.
Çünkü, ‘Siyasi Ahlak Yasası’ paketinin içinde İmar Yasası ve İhale Yasasının yenilenmesi, Siyasetin Finansmanı Yasası, hediye yasağı da gelecekti. Bütün bunlarla ilgili paket geçtiğinde bir anda siyaseti çıkar için yapanların yolları kapanmış oluyordu.”
Ahmet Davutoğlu Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendisine, bu yasa çıkarsa “ilçe başkanı bile bulamazsın Ahmet Bey” dediğini de söyledi.
Ahmet Davutoğlu, devamında Başbakanlıktan ve AKP Genel Başkanlığından ayrılmasına sebep olanları şöyle açıkladı:
“Avrupa Birliği karşıtlarının düşmanlıklarının birisi özgürlükler diğeri siyasi ahlak. Kulvarın ikisi birden bana karşı geldiler. Parti içinde darbe yapıldı, siyasi ahlak yasası engellendi, yolsuzlukların önü açıldı. Türkiye’nin kaderini etkilediler.”
Peki, bu operasyonun Türkiye’ye maliyeti ne oldu?
EĞİTİM SİSTEMİMİZİN İKİ EKSİĞİ: EĞİTİM VE SİSTEM – Ruhittin SÖNMEZ
EĞİTİM SİSTEMİMİZİN İKİ EKSİĞİ: EĞİTİM VE SİSTEM - Ruhittin SÖNMEZ
Geçtiğimiz günlerde Nokta TV ekranlarında, “Geniş Açı” programında, eğitimci ve sendikacı Adem Ellialtıoğlu ile eğitimin ve öğretmenlerin sorunlarını konuştuk.
Program boyunca konuştuğumuz veriler, sahadan gelen acı tecrübeler ve istatistikler beni yıllar önce rahmetli Nurettin Topçu’nun o meşhur ve can yakıcı tespitine geri götürdü:
”Türkiye’de eğitim sisteminin iki büyük eksiği vardır: Biri eğitim, diğeri sistem.“
Bugün okullarımız geçmişe nazaran çok daha konforlu, binalarımız büyük, sınıflarımızdaki teknolojik imkânlar daha fazla. Ancak, “Eğitim ve Öğretim” kurumlarımızda, öğretimi yarım yamalak yaparken, eğitimden tamamen vazgeçtiğimiz bir dönemden geçiyoruz.
PARTİLERİN RAPORLARI VE İKİNCİ ÇÖZÜM SÜRECİNİN AKIBETİ – Ruhittin SÖNMEZ
PARTİLERİN RAPORLARI VE İKİNCİ ÇÖZÜM SÜRECİNİN AKIBETİ - Ruhittin SÖNMEZ
TBMM’de “Terörsüz Türkiye” komisyonuna katılan partiler raporlarını verdiler.
DEM Parti’nin raporu tam olarak PKK ve Öcalan’ın taleplerini dile getiriyor. Sorunu "Terör" parantezinden çıkarıp "Statü" ve PKK jargonunda tanımlandığı şekliyle "Demokratik Cumhuriyet" zeminine çekmeye çalışıyor.
DEM Parti, sürecin idari kararlarla değil, TBMM tarafından çıkarılacak, özel bir "Barış Yasası" ile yürütülmesini şart koşuyor. Bu yasanın, sürece katılan siyasetçiler ve bürokratları gelecekteki yargılamalardan koruyacak hukuki bir zırh niteliği taşımasını istiyor.
Bu talep, yapılanların mevcut hukuk düzenine göre ağır suçlar olduğu ve cezalar doğurabileceğinin farkında olduklarını göstermektedir.
DEM/PKK kanadı “ulus-devlet modellerinin krizde olduğunu” ve çözümün "Demokratik Cumhuriyet" modelinde yattığını savunarak, Türkiye’nin milli ve üniter yapısını hedef alıyor.
Öcalan süreçte "başmüzakerecisi" olarak konumlandırılmakta. Önce Öcalan’ın, üzerindeki tecridin kaldırılması ardından, “umut hakkı” çerçevesinde serbest bırakılması ön şart olarak ileri sürülüyor.
“Silahların bırakılması çağrısı “Kürt kimliğinin anayasal tanınması” yani Türkiye Cumhuriyeti’ni Türk ve Kürt iki kurucu ortağın devleti haline getirilmesi şartına bağlanmakta.
Anadil hakları ve yerel yönetimlerin güçlendirilmesi. Yani Kürtçenin fiilen resmi dil olması ve yerel yönetimlerin özerk yapılar haline gelmesi hedeflenmekte.
DEM Parti'nin raporundaki "Demokratik Cumhuriyet" vurgusu ve Barış Yasası bir ara hedef. Partinin güçlü olduğu illerin Türkiye’den hemen ayrılması yerine, özerk veya federasyon yapısı içinde belli bir palazlanma devresinden sonraya ertelediğini gösteriyor.
DENETİMSİZ GÜÇ, CEZASIZLIK VE AHLAKİ ÇÖZÜLME – Ruhittin SÖNMEZ
DENETİMSİZ GÜÇ, CEZASIZLIK VE AHLAKİ ÇÖZÜLME - Ruhittin SÖNMEZ
AKP kadrolarına en yakın gazeteci/ televizyonculardan biri olan Mehmet Akif Ersoy üzerinden başlatılan soruşturma çok dikkat çekti. Aslında bu vaka bir tane değildi.
Bu örnek, dindar aile ortamlarında ve eğitim kurumlarında yetişmiş, iktidara yaslanmanın sağladığı imkanlarla şöhrete, paraya ve dokunulmazlığa kavuşmuş kişilerde ahlaki bozulmanın sistemik bir hal aldığını gösteriyor.
Levent Gültekin “Şatafatlı Mağlubiyet: İslamcıların İktidarla İmtihanı” kitabında anlatmıştı.
Abdurrahman Dilipak, içeriden biri olarak özeleştiri niteliğinde, İslamcı kesimde gösteriş, şatafat düşkünlüğüne; İslami ritüellerin, kavramların nasıl içlerinin boşaltılıp bayağılaştığına dair yazdıklarını da okumuştuk.
Dilipak “masa, kasa, nisa” olarak tanımladığı makam, zenginlik ve kadın alanında nefisleri sınanan (imtihan edilen) İslamcılar içinde sınavı geçen pek az kimse olduğunu söylüyordu.
Ancak biz yine de sosyete umreleri, tahtlı-sandallı düğünler, after umre partileri, İslami baby showerlar, alkolsüz şampanyalar, 40 günlük bebeğe mevlitte tek taş pırlanta takmak gibi görgüsüzlükleri, İslamcı papatyalar olmaya hevesli, dar bir kesimin özentisi zannediyorduk.
Daha sonra gördük ki bunlar ve daha beteri yozlaşma AKP’ye yaslanan zümrelerde oldukça yaygın hale gelmiş. İhale kapmak için ihrama bürünüp umreye giden ama dönüşte free shop’ta viski alırken yakalananlar… Kokain çeken, fuhuş yapan bürokratlar, TV spikeri kızlar…
İmam Hatip kökenli, İlahiyat mezunu, kimi tarikat ehli, kimi İran tipi İslamcılar; alnı secdeye değen, Hac ve umre seyahatleri yapanlar içinde de büyük günahlar yaygınlaşmış: Rüşvet, iltimas, kamu malını, kul hakkını yeme gibi günahların yanında uyuşturucu kullanan, grup seks yapan, kadınları kullanarak iş bitiren tipler çoğalmış.
Dilipak, “Başörtüsü aksesuara dönüştü. Haram para cüzdanda durduğu gibi durmuyor” diyor.
Eskiden günah diye kadın elini sıkmayanlar, emrinde çalışan kadınları cariye sayıp istediğiyle kucaklaşıp, bunların içinden seçtikleriyle ilişkiye girer olmuşlar. (Sabahattin Önkibar’ın İhlas Holding kurucusu Enver Ören hakkında anlattıkları içinde daha ilginç olanları da var.)
Casinolarda rulet masasında kumar oynarken yakalanan muhafazakar bakan çocuğunu gördüğümüzde bireysel bir günah saydık. AKP genel merkezinde çalışan, lüks otomobili içinde kokain çekenler de bizi ürpertmedi. Bu ahlaki çözülmenin sebebini ve sonuçlarını düşünmedik.
Şeffaf bir hukuk devleti ve liyakat sisteminden uzaklaşma ile bağını göremedik.
İzmit’in sosyal ve kültürel belleği Emil ve Uygun aileleriyle tazelendi – Funda KOLUTEK
17 Aralık 2025 Çarşamba / İzmit’in belleğine tanıklık eden Emil ve Uygun ailelerinin fertleri, Yaşayan Tarih Sohbetleri’nde geçmişten bugüne uzanan anılarını fotoğraflar eşliğinde paylaşarak kentin
Kocaeli Dokümantasyon Merkezi tarafından düzenlenen “Yaşayan Tarih Sohbetleri” programının bu haftaki konukları, İzmit’in köklü ailelerinden Emil ve Uygun ailelerinin temsilcileri oldu. KEREM Derneği Başkanı Reyhan Çobanoğlu ile Nuran Emil Uygun, bugün Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Sivil Toplum Merkezi’nde gerçekleştirilen programda, İzmit’in toplumsal hafızasına ışık tutan anılarını katılımcılarla paylaştı. Programın moderatörlüğünü ise Dokümantasyon Merkezi Çalışma Grubu Başkanı Müzeyyen Ünal üstlendi.
KENTİN SOSYAL VE KÜLTÜREL BELLEĞİ TAZELENDİ
Yoğun katılımla gerçekleştirilen etkinlikte konuşmacılar; Nuran Emil Uygun, KEREM Derneği Başkanı Reyhan Çobanoğlu ve Faruk Emil, ailelerinin İzmit’e uzanan geçmişini, kente dair hatıralarını ve yaşanmışlıklarını fotoğraf sunumları eşliğinde anlattı. Katılımcılar, anlatılan hikâyelerle kentin sosyal ve kültürel belleğine dair önemli ayrıntılara tanıklık etti.
ÇOBANOĞLU: AİLEMİZ BATUM’DAN GÖÇ ETMİŞLER
Aile köklerini anlatarak konuşmasına başlayan KEREM Derneği Başkanı Reyhan Çobanoğlu, “Ailelerimiz Batum’dan, 1877 yılında İzmit’e gelmiş. 1890 yılından itibaren ticaretle uğraşıyorlar. 1936 yılında ise bugün hâlâ bilinen, çarşıdaki dükkânın bulunduğu yeri satın almışlar ve ticari faaliyetlerini burada sürdürmüşler. Yani en az 125 yıllık bir geçmişten söz ediyoruz. İzmit’in en eski ailelerinden biriyiz. O dönemlerde çarşıda yalnızca üç esnaf varmış; ikisi Ermeni, biri de dedemin babasıymış.
“KEREM DERNEĞİ BAŞKANIYIM”
KEREM Derneği Başkanı Reyhan Çobanoğlu konuşmasında, “1961 İzmit doğumluyum. Tüm eğitim hayatım İzmit’te geçti. Kız Meslek Lisesi mezunuyum. Yaklaşık 15 yıl çalışma hayatım olmadı. Daha sonra esnaflığa başladım ve yaklaşık 15 yıl boyunca çeyiz üzerine bir ticarethanede çalıştım. Son iki yılımı ise bir kuyumcuda, pırlanta bölümünde geçirdim. Ardından çalışma hayatını bıraktım. Şu anda KEREM Derneği Başkanlığı görevini sürdürüyorum. Derneğimizin Köseköy’de bulunan bir kurumu var. Burada rehabilitasyon ihtiyacı olan çocuklarımız kalıyor. Yaklaşık 40 çocuğumuz var. Çocuklarımız devlet desteğiyle burada yaşamlarını sürdürüyor; biz de dernek olarak eksiklerini tamamlamak için çeşitli faaliyetler düzenliyor, onların hayatlarına katkı sunmaya çalışıyoruz. Hepsi bizim için çok kıymetli.
“120 YILLIK TİCARET GEÇMİŞİ VAR”
Aile geçmişimizden kısaca bahsedecek olursam; annem Nuran Uygun, babam Mehmet Uygun. Ailemizin yaklaşık 120 yılı aşkın bir ticaret geçmişi var. Şu anda dükkânımız kirada. İki kardeşiz: Emin Uygun ve Reyhan Çobanoğlu. Benim de iki çocuğum var; Beyza Pirimoğlu ve Barbaros Çobanoğlu. Onlardan da iki tane güzel torunum var” şeklinde konuştu.
UYGUN: İZMİT’E 73 YIL ÖNCE GELDİK
Nuran Emil Uygun ise konuşmasında, “Biz İzmit’e 73 yıl önce geldik. Doğum tarihim 17 Haziran 1945. Şu anda 80 yaşındayım. Altı kardeşiz. Çok mutlu bir çocukluk geçirdik. Bizim evde tartışma nedir bilmezdik. Annemle babam çok mutluydu, biz çocuklar da öyleydik. Ancak babamı çok erken kaybettik. Babam vefat ettiğinde henüz bir yıllık evliydim. yıl 1961’di. Evlilik tarihim 1960. Babamı kaybettiğimizde kardeşlerim henüz çok küçüktü. Babam memurdu ve emekli olmadan vefat etmişti. Ağabeyim okulunu bitirdikten sonra çeşitli işlerde çalışarak aileye destek oldu.
“NE OLUR OKUYUN”
Ben ilkokulu bitirdim. Çok okumayı seven bir çocuktum, hâlâ da öyleyim. Her zaman söylerim: “Ne olur okuyun.” Şu anda burs verdiğim birkaç öğrenci var, onların okumasını görmek beni çok mutlu ediyor. O dönemlerde okumak bugünkü kadar kıymetli görülmezdi. Bir akrabamız öğretmendi, “Seni mutlaka okutacağım” dedi ama annem kabul etmedi. Okuyamadım; içimde ukde kaldı. Sonra evlilik süreci başladı. 15 yaşında evlendim. Eşim çok iyi bir aileden geliyordu ama gezmeyi, yaşamayı seven bir insandı. Ailenin tek erkek çocuğu olduğu için biraz da şımartılmıştı. Kendine has bir yapısı vardı. Gezmeyi severdi ancak genelde yalnız gezerdi.
“HAYATI SEVİYORUM”
Evliliğimizde geçimsizliklerimiz oldu. Çok oldu. Ama eşimin ailesi beni o kadar çok severdi ki çoğu zaman beni tutarlardı. O sevgi bizi ayakta tuttu, bağladı. Ben de ailesini çok sevdim onlar da beni kızları gibi görürlerdi. İki çocuğum var. Gezmeyi, dolaşmayı çok severim. Güzel olan her şeyi ve hayatı seviyorum” ifadelerini kullandı.
KUR’AN’DA ANLATILAN ZALİM İKTİDAR ÖRNEĞİ – Ruhittin SÖNMEZ
KUR’AN’DA ANLATILAN ZALİM İKTİDAR ÖRNEĞİ- Ruhittin SÖNMEZ
Yapımcı ve sunuculuğunu yaptığım Geniş Açı adlı TV programında son bölümün konu başlığı “GÜÇ VE İKTİDAR SAVAŞLARINDA DİN UNSURU” idi. Konuğum Hukukçu, İlahiyatçı, Yazar Tevfik Karabulut kendisini bu konularda inceleme yapmaya sevk eden şeyin Firavun- Haman- Karun- Belam dörtlüsünün ilişkilerine dair Kur’an-ı Kerim’de anlatılanlar olduğunu söyledi.
Bu ayetler zalim iktidarla, iktidarı ayakta tutan güçleri değerlendiriyor. Konu siyaset sosyolojisi ve ilahiyat disiplinlerinin kesişim noktasında durmaktadır.
Kur'an-ı Kerim’de anlatılan kıssalar sadece tarihi süreçte gelip geçmiş kavimlerin hikayeleri değildir. Firavun, Haman, Karun ve Belam; şahıslardan öte, her çağda ve her coğrafyada ortaya çıkabilecek zihniyetlerin ve yönetim biçimlerinin sembolleridir. Her dönemde adları değişse de bu isimlerin temsil ettiği güçler hep var oldu.
BASKILARA KARŞI MİLLİ DİRENİŞ – Ruhittin SÖNMEZ
BASKILARA KARŞI MİLLİ DİRENİŞ - Ruhittin SÖNMEZ
Dünyadaki çoğu gelişmiş veya gelişmekte olan devletler “karşılıklı bağımlılık” ilişkisi içindedir.
Tek başına dünyayı yönetebilen bir devlet yok.
Bunun için devletler çeşitli örgütlerin çatısı altında farklı ticari, siyasi, dini, teknolojik işbirlikleri ile
dünyayı daha yaşanabilir, daha gelişmiş bir gezegen haline getirme çabalarının paydaşıdırlar.
Elbette bu ülkelerin bir kısmı emperyalist ve sömürgeci zihniyetlerini tamamen terk etmiş değiller. Ancak bazı küresel sorunlarda insanlık birlikte çözüm üretmeye mecbur kalmakta. Savaş ortamına girmeden veya boyutu büyümeden bu mecralarda görüşmeler yoluyla çözüm aramaktalar.
İnsan hakları, özgürlükler geçen yüzyıla göre daha iyi durumdaysa bu da yine belli yapılar altında devletlerin bağımsızlıklarından kısmen feragat ederek ortak ilkeleri uygulama çabasının eseridir.
Türkiye “bağımsız bir devlet” olmasına rağmen, kendi iradesiyle Birleşmiş Milletler, AB, NATO gibi uluslararası örgütlerin üyesidir. Birçok uluslararası sözleşmenin de tarafıdır. Bu örgütlerin çatısı altında veya bu sözleşmeler kapsamında diğer devletler gibi Türkiye de tam bağımsız değildir.
Bu kapsamda Anayasamızın 90. Maddesi’ne göre, “milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. (Hatta) Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz.”
Türkiye Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine (AİHS) taraftır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) kararlarına uyacağını taahhüt etmiştir. AİHS’ne taraf olmak Türkiye’ye çok şey kazandırdı.
YENİ ORTADOĞU TASARIMI VE TÜRKİYE – Ruhittin SÖNMEZ
YENİ ORTADOĞU TASARIMI VE TÜRKİYE - Ruhittin SÖNMEZ
Ortadoğu’nun yeniden tasarımındaki önemli aktörler, ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ve İsrail Başbakanı Netanyahu’nun son açıklamaları dikkat çekici.
ABD Büyükelçisi Tom Barrack Yunan gazetesi Kathimerini’ye verdiği röportajda şunları söylüyor:
“Eskiden Baharat ve İpek Yolları, Doğu’yu Batı’ya üç veya dört farklı güzergâhtan bağlıyordu. Ve bu refah yolu boyunca medeniyetler harmanlandı. Bu tekrar yaşanabilir ancak 1919’dan beri ulus devletler tarafından engelleniyoruz. Her devletin farklı bir hükümet türü tarafından yönetilmesi fikri pek iyi işlemedi.”
Açıkça bu şahıs; Ulus devlet yapılanmalarını kaldırmaktan, sınırları ve siyasal engelleri kaldırıp,
enerji ve ticaret hatları temelli, bölgede yeni bir yapı kurmaktan söz ediyor. “Her bir ulus devleti ikna etmek zor oluyor. ABD’nin kontrolünde üniter ve milli olmayan bir devlet kurmamız lazım” anlamında konuşuyor.
Sözün içindeki “1919’dan başlayan” ibaresi önemli. Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter milli devlet yapısından hoşnutsuzluğunun ve “1916’da İngiliz ve Fransızların Sykes–Picot ile çizdiği düz çizgilerden ibaret devletleri” istemediğinin ifadesi.
Barrack daha önce “İsrail bölgede güçlü ulus devlet istemiyor” demişti. Şimdi ABD’nin de istemediğini açıklamış oldu.
ABD Büyükelçisi, Kıbrıs konusunda, “Sağlıklı bir vücudun ortasında apse olamaz. Vücudun her
bir parçasının iyileştirilmesi gerekir” cümlesiyle KKTC için apse (irin) benzetmesi yaptı.
Barrack’ın birkaç ay önceki şu sözleriyle birlikte düşünelim: “Türkiye, İsrail, Körfez, Suriye, Lübnan, Irak, Ürdün, kuzeye çıkın Azerbaycan, Ermenistan… Bunları birleştirdiğinizde dünyanın en güçlü bölgesi ortaya çıkar.”
Kanaatimce, ABD Planının bölgesel hedefi İran’a karşı Türkiye-İsrail cephesi inşa etmektir.
Küresel boyutu ile de Çin’i karadan ve denizden Avrupa, Güney Asya ve Afrika’ya bağlayacak “Kuşak ve Yol projesini” işlevsiz bırakmaktır.
EMEKLİLER ACİL VE MAKUL ZAM BEKLİYOR – Seyfettin KARAMIZRAK
EMEKLİLER ACİL VE MAKUL ZAM BEKLİYOR - Seyfettin KARAMIZRAK
Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın, TÜİK’in açıkladığı Kasım ayı enflasyon oranlarını hatırlattı. Kasım ayında enflasyonun aylık %0,87, yıllık %31,07 olarak
gerçekleştiğini vurgulayan Yalçın, yılın ikinci yarısındaki 5 aylık enflasyon oranının %11,21, enflasyon farkının ise %5,91 olduğunu belirtti.
Enflasyon rakamlarının sokaktaki gerçeklerle yakından uzaktan ilgisi yoktur aslında.
Gerçek enflasyon karşısında maaşları eriyen, hayat pahalılığı nedeniyle geçinemeyen emekli memurlar, insanca yaşayabilecek bir maaş artışı istemektedir. Emekli memurlar, yüksek yaşam maliyetleri ve düşük maaşlarla zor günler geçirmektedir.
MİLLET AÇ VE PERİŞANKEN BÜROKRATLARA 30 BİN TL SEYYANEN ZAM, HALKA İHANETTİR – Gürkan AVCI
MİLLET AÇ VE PERİŞANKEN BÜROKRATLARA 30 BİN TL SEYYANEN ZAM, HALKA İHANETTİR - Gürkan AVCI
Bürokratlara 30 TL seyyanen zam adaletsizliktir!
Milletvekili maaşı öğretmen maaşlarına endekslensin!
TBMM’DE MİLLETE BİR KAZIK DAHA ATILIYOR!
Bugün, 86 milyon vatandaşımızın hak ve hukukunun temsil edilmesi gereken bir yerde, TBMM’nin koridorlarında milletimize, milletvekilleri tarafından ihanet edilmiş, büyük bir kazık daha atılmıştır. Ben, DESAM başkanı olarak sadece bir eleştiride bulunmak değil; bir uyanış çağrısı yapmak istiyorum.
MİLYONLAR AÇLIK SINIRINDA İNLERKEN, BÜROKRATA 30 BİN TL RÜŞVET GİBİ HEDİYE!
Sabahın erken saatlerinde, fabrikalarda ter döken işçi, sınıflarda geleceği şekillendiren öğretmen, emeklilik hayaliyle yıllarca alın teri biriktiren memur, emekli, çiftçi, esnaf kan ağlarken, her ay faturaların altında ezilirken, sofralarına bir lokma ekmek koyabilmek için geceyi gündüze katarak mücadele ederken; asgari ücret net 22.104 TL olarak belirlenmişken, en düşük emekli maaşı 16.881 TL'ye ancak ulaşmışken, emekli öğretmen maaşı, 29 bin TL'de kalırken; halkın alım gücü son beş yılda yüzde 40 erimişken, enflasyonun pençesinde kıvranan milyonlar, "Ayakta kalma mücadelesi" değil yaşam mücadelesi verirken; gençlik açlık sınırını aşmak için değil, hayatta kalmak için didinirken: işte, tam bu sırada, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu'nda 1 Aralık 2025'te kabul edilen bir teklifle iktidar ve muhalefet partisi milletvekilleri tarafından sunulan ve komisyonda onaylanan bu düzenleme, üst düzey bürokratlara –TÜİK Başkanı, Diyanet İşleri Başkanı, valiler, büyükelçiler, müfettişler, uzmanlar ve daha pek çok yüksek kademeli yöneticiye – aylık 30 bin TL seyyanen zam verilmesi yönünde karar alınmıştır.
SANAYİSİZLEŞME DEVAM EDİYOR – Ruhittin SÖNMEZ
SANAYİSİZLEŞME DEVAM EDİYOR - Ruhittin SÖNMEZ
Bundan tam 9 yıl önce Merkez Bankası E. Başkanı, ekonomist ve siyasetçi Durmuş Yılmaz’ı Kocaeli Aydınlar Ocağı olarak düzenlediğimiz toplantıda dinlemiştik. Burada aldığım notlardan yazdığım köşe yazısı sosyal medyada karşıma çıktı. Ben de 2016 Kasım’ından bu yana neler değişti, iyileşme oldu mu diye bir çalışma yaptım.
Konferansta Durmuş Yılmaz, “Türkiye’de 1988 yılında toplam üretim içinde imalat sanayinin payı yüzde 24 iken bugün aşağı seviyelere düştü. Yani Türkiye’de bir sanayileşme değil, sanayileşmeme süreci var. Ne yapıp yapıp, alt yapı yatırımları dışındaki, inşaat işlerine giden kaynakları imalat sanayine, yüksek teknolojiye, üretime aktarmamız lazım” demişti.
Şu iki cümlesi mıh gibi kafama kazınmıştır:
“İSTANBUL’DAKİ GÖKDELENLER BİZİ BÜYÜK DEVLET YAPAMAZ.”
“Türk çeliğinden yapılmış, Türk Deniz Kuvvetleri Gemileri uluslararası arenaya çıkmadığı sürece büyük devlet olamayız.”
İMRALI SÜRECİNE TOPLUMUN RIZASI YOK – Ruhittin SÖNMEZ
İMRALI SÜRECİNE TOPLUMUN RIZASI YOK - Ruhittin SÖNMEZ
“Yeni açılım süreci ‘devlet aklının’ bir eseridir” deniyor. “Devlet aklı” olarak, AKP+MHP liderleri ile AKP’nin bürokratlarının ortak aklı kastediliyor sanıyorum.
“Devlet aklı” diyerek toplumumuzun kodlarında bulunan devlete itaat duygusu ve “hikmet-i
hükümetten sual olunmaz” anlayışına yaslanıyorlar. Böylece bilinçaltımıza “bu öyle bir akıl ki ülkenin beka sorunu yaşadığı durumlarda keskin kararlar alır ve ülkenin varoluş tehlikesine girmesini önler” mesajı veriyorlar.
Oysaki bu devlet aklı ülkeyi 5 senedir çok yüksek enflasyondan kurtaramıyor.
Bu devlet aklı nüfusun çok büyük kesimini açlık veya yoksulluk sınırının altında bir gelire mahkûm etti.
Bu devlet aklı, içinde casusundan, teröristine, mafyasından, uyuşturucu kaçakçısına kadar her türlü riskli grupları barındıran, 10 milyon yabancının ülkeye yerleşmesini sağladı.
Bu devlet aklı her 3 gencimizden birini ne okula ne işe gidemeyen ev genci haline getirdi. Bu devlet aklı nüfus artış hızımızı eksiye düşürdü, çünkü gençlerimizi evlenemez veya evlenenleri de çocuk yapmaya cesaret edemez hale getirdi. Biraz nitelikli olan gençlerimiz ya yurtdışına gitti veya gitme özlemi içinde.
Bu devlet aklı hukuka ve yargı sistemine güveni yüzde 20’lere düşürdü, vatandaşlarını düşünme ve ifade hürriyetini kullanmaktan korkar hale getirdi.
Bu devlet aklı, Türkiye’yi yabancı sermayenin girmek istemediği, yerli sermayenin dışa kaçtığı bir ülke haline getirdi.
Bunların her biri ülkemiz için beka sorunudur.
Gerçek “devlet aklı” milletin bekasını, hukuku, kurumları korur. Bugün “devlet aklı” diye sunulan
şey aslında iktidar koalisyonunun politik tercihleridir.
Şimdi bu “devlet aklının” yönettiği “yeni açılı sürecine” destek vermemiz isteniyor.
Ama görünen o ki 2025 İmralı süreci, Türkiye siyasetinde “devlet aklı” ile “toplumsal rıza” arasındaki makasın en çok açıldığı dönemdir.
YENİ CUMHUR İTTİFAKININ ÖCALAN GÖRÜŞMESİ – Ruhittin SÖNMEZ
YENİ CUMHUR İTTİFAKININ ÖCALAN GÖRÜŞMESİ - Ruhittin SÖNMEZ
TBMM’de yeni açılım sürecini yürütüyor gözüken Komisyon İmralı’ya gidip, ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsü, teröristbaşı Öcalan ile görüşme kararı aldı. Komisyonun aldığı karar AKP+MHP+DEM’ in oylarıyla kabul edildi.
İYİ Parti zaten baştan komisyona üye vermedi. İmralı’ya gidilmesine de karşı.
CHP İmralı’ya milletvekili göndermeyeceğini açıkladı ve kapalı yapılan toplantıya katılmadı.
Yeni Yol Grubu (SP+Deva+Gelecek Partileri) oylamada çekimser kaldı ama İmralı’ya milletvekili göndermeme kararı aldı.
AKP’den Hüseyin Yayman, MHP’den Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız ve DEM Parti’den Gülistan Koçyiğit’in İmralı’ya gideceği kesinleşti.
Bu heyetin teröristbaşı ile görüşmesinin görüntüleri, AKP ve MHP seçmeni için çok sarsıcı olacağından, ziyaretin görüntüleri halkımızla paylaşılmayacak. Resim paylaşılsaydı AKP+MHP+DEM= Yeni Cumhur İttifakı görsel olarak hafızalarda daha kolay yerleşmiş olacaktı.
Bu tarihi ziyaret toplum için bir turnusol işlevi görecektir. Halkımız bundan böyle Cumhur İttifakı’na DEM Parti’nin de katıldığını değerlendirecektir.
ÖĞRETMEN OLMAK – Seyfettin KARAMIZRAK
ÖĞRETMEN OLMAK - Seyfettin KARAMIZRAK
“Hiçbir zaman gül yağmaz. Daha çok gül istersek, daha çok fidan dikmemiz gerekir.”
George Eliot
“Eğitim”, hayata ve topluma intibak edebilmenin ortak adıdır. Eğitim insan yaşamında önemli bir olgudur. Günümüzde, hem kişinin mutluluğu, hem de milletin geleceği ve refahı bakımından özel bir önemi vardır.
Eğitimin, yalnızca kalkınma çabasında olan ülkeler için değil, kalkınmış ülkeler için de geleceğin toplumunu biçimlendirmede en önemli araç olduğu bir gerçektir.
Eğitim, öğrencileri bilgi yüklenen değil, merkeze alan, öğrenmeyi öğrenen, kişilikleri gelişmiş, yeteneklerini kullanan, problem çözen, analiz ve sentez yapabilen, akılcı, yapıcı, duygu ve düşünceleri dengeli, sevgi dolu, hoşgörülü, ulusal ve evrensel değerlere saygılı
vatandaşlar olarak yetiştirmelidir.