
TÜRKLERİN ŞİFA BULMAZ HASTALIĞI! – Av. Özcan PEHLİVANOĞLU
TÜRKLERİN ŞİFA BULMAZ HASTALIĞI! – Av. Özcan PEHLİVANOĞLU
Bilinen binlerce yıllık tarih içinde sayısız devlet kuran biz Türkler, acaba o kurduğumuz devletler içerisinde muktedir olabildik mi?
Ya da bazılarının iddialarına göre, Osmanlı örneğinde olduğu gibi devlet yaşamının kritik noktalarını; devşirme, muhtedi, dönme ve hizmetlilere mi teslim ettik? Bu durum günümüzde de sürüyormu?
Türklerin, ırkçı olmadığı herkes tarafından bilinen bir gerçek! Bana Türk’ü tarif et deseniz; kendine aşırı güvenli ve bu nedenle tedbirsiz, alçak gönüllü, çalışkan, sabırlı, hoş görülü, hümanist bir insan tipidir derim.
Böyle olması ise bazı zaafiyetlerin ortaya çıkışına ve bu zaafiyetin bir hastalık haline dönüşmesine neden olmuştur.
DEĞİŞİMLER DİBEĞİNDEKİ DIŞ VE İÇ SİYASET – Süleyman PEKİN
DEĞİŞİMLER DİBEĞİNDEKİ DIŞ VE İÇ SİYASET – Süleyman PEKİN
Geçen yıl başında Fransa’daki Charlie Hebdo karikatür dergisine yapılan saldırılar sonrasında Dünya siyasal sisteminin yeni bir evreye yöneldiğinin işaretlerini okumaya çalıştık. Akabinde ortaya çıkan PEGİDA (Batı’nın İslamlaşmasına Karşı Vatansever Avrupalılar) gibi hareketler de bu evrilmenin hız katalizörleri işlevini üstlendi.
Prof. Dr. Mustafa ÖZBALCI hocama tebrik ve saygılarımı sunuyorum..
Prof. Dr. MUSTAFA ÖZBALCI: 19 Mayıs Üniversitesi Yeni Türk Edebiyatı profesörü Mustafa Özbalcı, üç katlı villasının bir katını kütüphaneye dönüştürmüş ve araştırma yapmak isteyenler için ücretsiz misafirhane kurmuş.
Kütüphanesinde akademisyenlerin birçok ilden gönderdiği kitaplar da bulunuyor.
Kitaplarının sayısını henüz bilmediğini söyleyen Özbalcı, yayınevlerine yazı yazıp daha çok kitap isteyecek. (Saliha Cüvelek, Zaman, 8 Kasım 2009)
Ekin İti Gibi… / Prof.Dr. Selahattin ÖZYURT
Ekin İti Gibi... / Prof.Dr. Selahattin ÖZYURT
"Yeryüzünde kibir ve azametle yürüme! Çünkü sen asla yeri yaramazsın ve boyca da dağlara erişemezsin.” (İsra/37)
"Hem insanlara karşı avurdunu şişirme (kibirlenme) ve yeryüzünde çalımla yürüme. Çünkü Allah, övünen ve kuruntu edenlerin hiçbirini sevmez.” (Lokman/18)
Kandıra’nın yaşayan 12 çınarına Plaket
Kandıra’nın yaşayan 12 çınarına Plaket
23. şeref yaşına ulaşan Kocaeli Kandıralılar Derneğinde ilk defa 80 yaşını geride bırakan, Kandıranın Yaşayan 12. Çınarı konuşma yapacak.
Şehir, mimari, sosyal hayat – Dr. Aziz ALEMDAR
Şehir, mimari, sosyal hayat – Dr. Aziz ALEMDAR
Mescid‐i nebevi de temelleri atılan, İslam tasavvuru, şehir devleti ve toplum yapılanması, zaman ve sayının artması ile büyüyerek, sıfırdan Bağdat’ı kurarak günümüze kadar geldi. Bu medeniyet birikimimizin artık gökdelenlere evrildiğini görüyoruz.
Dallas dizisini seyrederken her 5 dakikada bir kentin havadan hızlı turunu müşahede ettiğimizden midir? Öyle derin bir hayranlık ve istek ile hatta kıskançlıkla baktığımızdan mıdır? Bilmem….
3 bin yılı aşan tarihi ile 3 büyük medeniyete baş﴾kent﴿ lik yapan İstanbul’da gökdelenler, hem de akıllılarından, yükseldiğinde toplumca sevinmiştik…
Evet başarmıştık. Bizde muasır medeniyet seviyesine çıkıyorduk işte. Konvertibiliteyi, alternatifi biliyorduk ya…. gerisi çocuk oyuncağı.
Hatta K‐D‐V yi de hesaplıyorduk kafadan, makine yardımı almadan.
Ülkemizin mezralarında bile ”alouuu” diyebiliyorduk.
Dr. Kemal Tekden; “her çocuk en az bir alanda yeteneklidir.”
19 Şubat 2016 Cuma / Hasan Uzunhasanoğlu Başkanlığındaki Akça Koca Kültür Platformu’nun geleneksel hale gelen toplantısında TÜZDEV - Türkiye Üstün Zekalı ve Dahi Çocuklar Eğitim Vakfı Genel Başkanı Dr. Kemal Tekden konuştu.
BÜYÜCÜNÜN ÇIRAĞI – Ahmet ALTAN
BÜYÜCÜNÜN ÇIRAĞI - Ahmet ALTAN
16 Şubat 2016 Salı 21:45
Devletlerin tarihinde çok korkunç, çok kanlı, dehşet verici sahneler boldur, neredeyse her devletin tarihinde vardır bunlar ama insanda sanki derisinin üzerinde salyangoz yürüyormuş duygusu uyandıran kaygan sahnelere çok da fazla rastlanmaz.
Benim için böyle sahnelerin en tipik örneği Enver Paşa’dır.
Sadrazam Said Halim Paşa’nın yalısındaki kabine toplantısına biraz geç gelen Enver, yüzünde gülücüklerle hükümet üyelerine aynen şöyle der:
“Bir çocuğunuz oldu beyler.”
Osmanlı kabinesi, tarihin en büyük imparatorluklarından birinin “cihan savaşına” katıldığını bu sözlerle öğrenir.
Almanlarla anlaşan Enver tek başına imparatorluğu savaşa sokmuş, “müjdeyi” de hükümet üyelerine bu garip sözlerle vermiştir.
Enver Paşa’nın savaşa girdikleri için böylesine sevinçli olmasının birçok nedeni olabilir ama en önemlisi, her istediklerinde devletin yönetimini ele geçirebilen ama devleti asla yönetemeyen İttihatçıların her şeyi ellerine yüzlerine bulaştırdıktan sonra “çıkış” yolu olarak sadece savaşı görmeleridir.
O “çıkışın” nereye çıktığını biliyoruz.
Milyonlarca insan öldü, imparatorluk paramparça oldu, o “müjdeyi” veren Enver Paşa binlerce kilometre uzaktaki bir tepenin eteğinde vurulup, “şehitlik” geleneğince kanlı elbiseleriyle gömüldü.
Bugünkü yöneticilerin, Suriye ve YPG ile ilgili açıklamalarını okudukça aklıma Enver’in “müjdesi” geliyor, “bir çocuğunuz oldu beyler,” hamasi palavraların arkasına saklanmaya çalışan sevinç, İttihatçıların sevincine çok benziyor.
Bakış açınızı değiştirin – Hasan Eren ULU
Bakış açınızı değiştirin - Hasan Eren ULU
Habertürk’ten Murat Bardakçı hafta sonu yayımlanan yazısında dil devrimi denilen “Öz Türkçe” ya da sâdeleştirme hevesine değindikten sonra “Resmen var olmayan ama hâlâ devam eden ve devam ettikçe de Türkçeyi daha berbat ve takır-tukur hâle getiren dil devriminden ileride uzun uzun bahsedeceği” sözünü vererek yazısını noktalamış.
Bardakçı’nın yazısını okuyunca tüylerim diken diken oldu; kaybedilen değerimizin yalnızca Türkçe ile sınırlı olup olmadığını düşünmeye başladım…
Doğrusu 20. yüzyıl Türk kültüründe büyük bir kırılmanın yaşandığı çağ olarak târihe geçti. Bir yandan “medeniyet kulvarı değişikliği” yapılarak asrî hayat tarzı Türk insanına sunuldu diğer yandan “estetik değer yargılarımız” her nasılsa toprağa gömüldü…
Özellikle şehircilik ve mîmârî kültür bakımından sınıfta kaldığımızı söylememe gerek var mı acaba? Teknolojinin ilerlemesi ile daha fazla tüketme hedefine odaklandığımızı kim inkâr edebilir ki? Şehirlerimizin görünen yüzü ortada… Modern mîmârî, gönlünüze ferahlık veriyor mu? Kaç âbidevî yapı göz zevkinizi okşuyor?
Kazım Kahraman dualarla anıldı..
9 Şubat 2016 Salı / Eski Kuruçeşme Belediye Başkanı Ali Kahraman’ın babası Kazım Kahraman vefat edişinin 7.günün akşamında dualarla anıldı.
Geleneksel Türkiye-Rusya Dostluğu Bozuldumu -Prof.Dr. Tuncay GÜLOĞLU
Geleneksel Türkiye-Rusya Dostluğu Bozuldumu -Prof.Dr. Tuncay GÜLOĞLU tguloglu96@yahoo.com
Geçtiğimiz Kasım ayında Türk hava sahasını ihlal eden bir Rus uçağının düşürülmesi sonucu Türkiye-Rusya ilişkileri gergin bir döneme girdi. Olaydan sonra Rusya Türkiye’ye karşı açıkça düşmanca bir tavır içine girdi ve ilk olarak Türk ürünlerine ambargo koyarak tepkisini gösterdi.
Diğer taraftan Türkiye’de kamuoyunda ferdi veya organize olarak çeşitli reaksiyonlar ortaya çıktı. Özellikle bazı kişi ve gruplar Rusya’nın resmi söylemini referans alarak yetkilileri suçladılar ve gereksiz yere Türkiye-Rusya ilişkilerinin bozulduğunu iddia ettiler.
Meselenin romantik yanını bıraktığımızda aslında tarihi süreçte Türkiye-Rusya dostluğunun 500 yıllık tarih içinde 50 yıllık süreyi bile kapsamadığını görürüz. Yani birilerinin bahsettiği gibi geleneksel Türk-Rus dostluğu söz konusu değildir.
6-7 EYLÜL’Ü BİLİYORSUNUZ YA 29 OCAK’I? – Av. Özcan PEHLİVANOĞLU
6-7 EYLÜL’Ü BİLİYORSUNUZ YA 29 OCAK’I? – Av. Özcan PEHLİVANOĞLU
Türk Milleti, tarihi sorunlar içinde boğuşup duruyor ve bu sorunların içinden akıl ve bilgi yolu ile değil de, yumurta kapıya geldiğinde kaba kuvvet ile çıkmaya çalışıyor.
Vereceğimiz örnekte bunun bariz bir göstergesi...
GÜNEYDOĞUDA NELER OLUYOR? – Dede Ersel AKSU
GÜNEYDOĞUDA NELER OLUYOR? - Dede Ersel AKSU
ÇÖZÜM SÜRECİ İLE BAŞLAYAN ÇÖZÜMSÜZLÜK
Aylardır gözümüz kulağımız Güneydoğu’da. Aynı ülke içinde, savaşa girmiş iki ülke gibiyiz.
SÖZ, MUHABBET ÜSTÜNE!.. / Yrd. Doç. Dr. ABDULKADİR ERKAL
SÖZ, MUHABBET ÜSTÜNE!.. / Yrd. Doç. Dr. ABDULKADİR ERKAL abdulkadirerkal@gmail.com
Günümüzde kullandığımız öyle kelimeler vardır ki, bunlar asli anlamlarını yitirerek değişik anlamlarda kullanılmaya başlanmıştır. ‘Muhabbet’ kelimesi de bunlardan biridir.
Günlük konuşma dilinde muhabbet; ‘sohbet, dostça konuşma ve yarenlik’ gibi anlamlarda kullanılmaktadır.
Arapça ‘h, b, b’ kökünden türemiş olan muhabbet aslında ‘sevgi ve aşk’ anlamına gelmektedir.
Tasavvufi literatürde ise; her şeyini sevdiğine vermek, bağışlamaktır.
Zira muhabbet, yaradılışın yaratılmışlar arasındaki cazibenin temeli olması bakımından tasavvufun temel terimlerinden biri olarak kabul edilmektedir.
