Ahsen Okyar Söylenmek yerine söylemek lazım…

11Şub/150

DEVLET – Ahmet KABAKLI / Nostalji

    DSCF0001[1]Rahmetli Ahmet KABAKLI’nın o zamanlar “cici” bildiğimiz için ad olarak verdiğimiz;

    Zamanında ise dürülüp, bükülüp küçültülmesi gereken ve “tu kaka” olan DEVLET’in ilk sayısı için

    46 Yıl önce kaleme aldığı yazısı ilginizi çeker mi?

    DEVLET - Ahmet KABAKLI

Türkçe’de «Devlet»in kuru bir hukuk terimi olmayıp, çok daha fazlasiyle «Talih, baht, saadet» mânaları taşıması üzerinde durmak gerekir. İşi yolunda, bahtı yâver olanın «Başına devlet kuşu» konmuştur. Bir ana-babanın, çocuklarının refah ve rahatını görmeleri, «Ne devlet»tir. Sevilen, ağırlanan bir dost veya büyük, «devletle!» uğurlanır.. Gördüğünden edilmiş veya yüksek mevkiini kaybetmiş olan «Devlet Düşkünü» olur. Bizim ev «fakir-hane» ise sevdiğimiz, saydığımız adamınki «Devlethane»dir.

Her iki manâda «devletsizlik» öyle korkunç bir felâket ki, ölümlerden ölüm beğenmek gibidir. Onun için iki rahmetten biri anlamına:

"Ya devlet başa, ya kuzgun leşe...» demişlerdir. Velhasıl, (-Allah Dil Kurumu’nun öfkesinden, tepkesinden yargılasın!-) Devlet, bol manâlı, bol deyimli, bol ahenkli kelimedir.

Hukuki anlamiyle devlet, bir milletin tanınması, var olması, öbürleri arasında şahsiyet sağlaması demektir. Millet; onsuz birşey değildir. Hukuksuz, adaletsiz insan yığınıdır; demek caizse, bir milletin «kimlik belgesi»dir. Devlet, bahtı ve gururudur. Bayrak onun alâmetidir. Meclis onun; istiklâl, hürriyet, hâkimiyet, adalet; hep onun sayesinde vardır.

Bir milletin esir olması, işte devletini kaybetmesi demektir. Devlet başta olmadı mı, leşe de kuzgunlar üşüşür. Millet zaman içinde erir, kaybolur. Balkanlardan ve Orta Doğu'dan Türk Devleti kalktıktan sonra nitekim, Türk Milleti de kalmamıştır. Kıbrıs'ta devletimizi sürdüremediğimiz için pire gibi Yunanlının arslan gibi Türk’ü oradan kaçırdığı görülmüştür.

Tarih içinde şöyle böyle değil, onaltı büyük devlet (imparatorluk) kurmuş; (yeryüzünde üçten fazla devlet kurmuş olan başka bir millet gösteremezsiniz.) Ve Söğüt’te bir Uç Beyliği'nden «Cihangirane bir devlet çıkarmış» olan Türklüğün, yeryüzünde bugün yalnız bir tek devleti vardır ki, o da bizim devletimizdir. İşte şimdi bütün kem gözler yeniden büyümesi, cihana hükmetmesi mümkün ve muhakkak olan bu bizim devletimize dikilmiştir.

Rusya, Kızıl Çin, Orta - Doğu ve Balkanlarda bugün 120 milyon Türk yaşıyor. Onlar, devletsiz oldukları için bugün esirdirler. Devletsiz, bayraksız, bahtsız, talih sizdirler. Yarın biz güçleneceğiz: Onları da devletler yapacağız. Başlarına devlet kuşu konduracağız. 15 yıla kalmadan yalnız bir tek Türkiye Cumhuriyeti değil, kardeş Türk Devletleri de olacak. Kıbrıs'ta bir devletin çekirdeği kuruluyor. Yakında başkaları da hazırlanacak. Türk genci buna inanmalıdır. Büyüme, çoğalma ülküsüne inanmalıdır. Bu dünyada hayat hakkı «iddia sahipleri»nindir. Ya büyüklük peşinde koşarsın, ya batarsın...

Onun için devletini ululaman, böyle bir nimete sahip olduğunun şükrü ile başlaman lâzım. Osmanlı'nın kanunlar üstü töresi «Devlet-i ebed müddet» ülküsü idi. Bunun için milleti, devletinin adı ile «Osmanlı» diye çağırması bile manâlıdır. İnsanlar, hükümetler evet fânidir; fakat devlet, ebedî ve kalıcıdır. Sen öleceksin, devlet yaşayacak. Şehit olacaksın, çalışacaksın, canlar bağışlayacaksın. Çünkü devletsiz şeref, devletsiz mülk, devletsiz istiklâl mümkün değildir.

Devlet... Devlet... Osmanlı, devleti o kadar ululamış… «Beytülmal» e el sürmeyi en büyük günah saymış. Eşkıyası bile devletin karşısında «bir kuşça canım, bir kılca boynum var» deyip durmuş. Onun uğrunda şehit olmak, hem dini, hem namusu, hem aileyi kurtarmak şevkiyle nurlanmış.

Ya sen şimdi ne yapıyorsun! Dışarıda, içeride ona hakaret!... Almana, Frenge kötülemek istiyorsun! Sevgili bayrağının yerine paçavralar bulup kulelerine çekiyorsun. Kanuna, polise karşı çıkıyorsun! Çok acı ama bilerek, bilmiyerek Türk Dilini yıkmak, bizi dünyadan silmek isteyenlere âlet oluyorsun. Çocukluk desem, değil bu. Cinnet...

Dahası, devleti soyan soyana… Vergi kaçırırken unutma; devletine kötülüktür. Rüşvet alırken devletin şerefine tecavüzdür. Sana verilmiş vazifeyi boşa geçiriyor; sınıflara, dairelere, kışlalara politika sokuyor; içki, kumar dolduruyorsun... Kanunun püf noktasını bulup, cebe bir şeyler indiriyorsan... Yevmiyeler, fazla mesailer, dış ve iç seyahatler ayarlıyorsan... Unutma devleti yıkıyorsun. Ya devlet başa, ya kuzgun leşe, denilmiştir. Bu atasözünü düşünmelisin.

DEVLET * 7/NİSAN/1969 •SAYI:1* SAYFA: 2

İbrahim Metin beyefediye teşekkür ederim..

Bu yazıyı beğendiniz mi?

RSS Kaynağımıza abone olun!

Yorumlar (0) Geri izlemeler (0)

Yorum yapılmadı.


Leave a comment

Geri izleme yok.