TÜRKİYE’NİN BÖLÜNME RİSKİ AZALDI MI? – Ruhittin SÖNMEZ
TÜRKİYE’NİN BÖLÜNME RİSKİ AZALDI MI? - Ruhittin SÖNMEZ
2015 yılında kaleme aldığım,"İki Bin Devletli Bir Dünya" başlıklı yazıda,Prof. Dr. Anıl Çeçen’in verileriyle bazı tespit ve öngörüleri ortaya koymuştum:
Yirminci yüzyıla geçerken dünyada sadece yirmi devlet vardı. Yirmi birinci yüzyıla geçerken iki yüz civarında devlet ortaya çıktı.
Yirminci yüzyıl içinde gerçekleşen üç büyük dönüşüm sayesinde, imparatorluklar parçalanarak ulus/milli devletler ortaya çıktı. Yeni siyasal yapılanmalarla devlet sayısı on misli arttı.
Bazı uzmanlar, küresel emperyalizmin hedeflerine göre, iki yüz devletin yeterli olmadığını, geçen yüzyılda olduğu gibi devlet sayısının on misli daha artırılması yani 2000 devletli bir dünya olması gerektiğini ileri sürmekte.
Devlet sayısının artması mevcut ulus/milli devletlerin bölünmesiyle mümkün olabilecektir.
Alt kimlikleri ve etnik grupları ön plana çıkaran mikro milliyetçilikler batı kapitalist sistemi tarafından kışkırtılacaktır. Var olan ulus devletler parçalanarak, dünyanın her bölgesinde yeni eyalet devletçikleri oluşturulacaktır.
Bu geçişi sağlamak için Ulus devletlerin dışa açılmaları teşvik edilmekte, etnik gruplar ve cemaatler büyük para imkânları ile desteklenmektedir.
Daha sonraki aşamada dünya haritasında yer alan küçük eyalet devletleri, kıtalar düzeyinde yada büyük bölgesel oluşumların çatısı altında kurulacak makro devletler yapılanmasının içinde bir araya getirilecek.
Sonunda, iki bin eyalet devleti bir dünya konfederasyonu çatısı altında birleştirilecek. Böylece yüzyıllardır ultra zenginlerin hayal ettiği sınırsız, gümrüksüz bir dünya devleti yapılanmasına geçilecek.
****
Bu planı açıkladıktan sonra şu soruları sormuştum:
Suriye ve Irak’ta ortaya çıkan IŞİD, El-Nusra, PYD vd. örgütler nereden çıktılar ve nasıl bir devlet gücüne eriştiler?
Irak’ta Barzani’ye niye Özerk Kürdistan kurduruldu?
PKK neden meşrulaştırılmaya çalışılıyor?
7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren, neden “ülkenin 8 eyalete bölünebileceğini” söylemişti?
Turgut Özal’a “Federasyonu tartışalım, Türk dediğin nedir ki?” dedirten etken ne idi?
Cumhurbaşkanı Erdoğan (Başbakan iken) neden “Türkiye Eyalet Sisteminden Korkmamalı”demişti?
Şimdi sormaya devam edelim:
ABD Büyükelçisi Barrackniye “Osmanlı millet sistemine dönün, sizin için en iyisi eyalet sistemi” telkini yapıyor?
R.T. Erdoğan son dönemde neden “Türk- Kürt- Arap birlikteliğinden” bahsediyor?
Devlet Bahçeli neden Öcalan’a “kurucu önder” diyor, “Kürt ve Alevi Cumhurbaşkanı yardımcıları olsun”istiyor?
Çünkü, "200 devletten 2000 eyalet devletçiğine" geçiş hedefi, aslında bugün Suriye, Türkiye ve İran üzerinden yürütülen operasyonun nihai ekonomik ve siyasi gayesidir.
*********************************
ABD’NİN 130 YILLIK PROJESİ
Emekli Amiral İlker Güven’in ortaya çıkardığı ve Arslan Bulut’un aktardığı belgeye göre,Amerikan 54. dönem Kongresi’nin 31 Ocak 1896 tarihli gizli kararı özetle şöyleydi:
“Osmanlı devleti, Hıristiyan eyaletler olarak kabul edilerek, ABD’nin atayacağı ABD vatandaşı bir temsilci vasıtası ile yönetilecekti. Bu temsilci hem İstanbul eyaletinin hem de ülkenin başkanı olacaktı. Ülkenin adı Türkiye Birleşik Devletleri olacaktı.
Osmanlı İmparatorluğu'nun mevcut bölgeleri, sınırlarla ayrılacak, bu bölgeler, Hıristiyan eyaletleri kabul edilip, Hıristiyan gücünün Türkiye Birleşik Devletleri adında toplanması sağlanacaktı.”
Bu eyaletler 16 taneydi ve Trakya, Bitinya, Misiya, Lidya, Karya, Likya, Pamfilya, Ermeniya, Antakya, Mezopotamya gibi adlar verilmişti.
Bu, tam olarak bir “Türksüz Türkiye” projesi olarak yorumlanmaktadır.
ABD’nin bu130 yıllık projesi de, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) ve Yahudilerin vaad edilmiş topraklar hayalinden ilham alan Büyük İsrail Projesi (BİP) de “2000 Devletli Dünya” Projesinin birer parçası olarak düşünülebilir.
Küresel sermaye önünde milli devletlerin en büyük engel olduğunu biliyor, bu yüzden "parçala-yönet" değil, "ufala-yönet" sistemine geçmek hesapları yapıyor.
*********************************
SAVAŞLA DEĞİL, İKNA VE EMRİVAKİ İLE…
ABD/İsrail ittifakının saldırılarına karşı İran müthiş bir direnç gösterdi. İran’ın 40 günde çökertilememesi ve ateşkesin gelmesi, yukarıda bahsi geçen projelerde tıkanmaya yol açtı.
Eğer İran direnmeseydi veya başarılı olamasaydı, Türkiye’nin hedefte olduğuna kuşku yoktu. İran Türkiye’yi korumuş oldu. Ülkemiz için dış tehlike askeri ve jeopolitik olarak (İran kalkanı sayesinde) azaldı.
Ancak bu noktada, ABD/İsrail, küresel sermaye ve "2000 devletli dünya" projesini güdenler Türkiye planlarından vazgeçmeyeceklerdir.
Özellikle İran tecrübesinden sonra, Türkiye gibi derin bir devlet geleneği ve yüksek milli refleksi olan yapının direncini kırmak için, savaş yöntemi yerine İkna/Emrivaki yöntemlerini uygulamaya çalışacaklardır.
Türkiye’de "2. Çözüm Süreci" veya“Terörsüz Türkiye” gibi adlar altında yürütülen “yeni anayasa”,"eyaletleşme" veya "anayasal vatandaşlık" tartışmaları ile kitleler ikna edilmeye çalışılacaktır.
****
Bu konuda geçmişe göre en büyük risk iktidarın dayandığı dindar ve milliyetçi kitlelerin biat kültürüdür. Bunların çoğunun liderine (Erdoğan ve Bahçeli’ye) sadakati "mutlak güven" üzerine kurulu.
"Liderim yapıyorsa bir bildiği vardır" mantığı, "Türksüz Türkiye" gibi yapısal tehditleri görünmez kılar.
Liderine biat eden kitleler, vatanın elinden kayıp gidişini bir 'stratejik hamle' sanarak izleyebilir. “Yeni anayasanın” uluslararası sermayenin mülkiyet ve sömürü haklarını garanti altına almak için istendiğini anlayamaz.
Milli devletin temel direkleri (üniter yapı, anayasa, ortak kimlik) bizzat bu kitlelerin eliyle veya tepkisizliği ile sökülebilir.
“2000 devletli dünya" projesini kurgulayanlar ve Türkiye’yi eyaletlere bölüp yönetmek isteyen dış güçler için iç direncin kendi rızasıyla teslim edilmesi en ideal ve külfetsiz yöntemdir.
İran bu tuzağa düşmediği için direnebildi.
Türkiye’de ise milli refleks sandığa hapsedildiği ve halkın uyanıklığı yok edildiği için, büyük anayasal değişiklikler veya idari dönüşümler (eyaletleşme ve bölünme adımları) kitlelerin sessiz onayıyla geçebilir.
Küresel projenin (İran örneğinde olduğu gibi) dışarıdan askeri güçle yapamadığını, Türkiye’de "ikna" ve "emrivaki" ile yapma riski her zamankinden daha büyüktür. Uyanık olmak zorundayız.
09.04.2026