Gittiğin Yol, Yol Değil! Tuttuğun Dal, Dal Değil! – Gürkan AVCI
Gittiğin Yol, Yol Değil! Tuttuğun Dal, Dal Değil! - Gürkan AVCI
Efendim Merhabalar. Ankara Eğitim Konferansı ve eş etkinliklerinin üçüncüsü ile bir kez daha birlikteyiz. Bugüne kadar hiç aksamadan devam etti bu periyod. Çok çeşitli şartlarda ve zamanlarda sürdürdük. Hep ifade ettiğim gibi, herhangi bir popülerlik endişesi taşımadan, bir “okul” olarak daha da kurumsallaşması için sizlerin de eşsiz katkılarıyla çalışıyor, yolumuza devam ediyoruz.
Anaokulundan üniversiteye kadar tüm eğitim kurumlarını gezdik, eğitimcilerle konuştuk, öğrencilerin gözlerindeki yorgunluğu ve umudu gördük, LGS ve YKS arenalarını izledik, “Türkiye Yüzyılı Maarif Modelini" inceledik ve MEB ila YÖK’ün son yıllardaki “reformlarını adım adım takip ettik. Gördüklerimiz bizi derinden sarstı.
PISA sonuçları bunu çarpıcı biçimde ortaya koyuyor: Öğrencilerimiz matematikte, okumada, fen bilimlerinde, hepsinde ortalamanın hep altında. Sosyo-ekonomik açıdan avantajlı öğrencilerle dezavantajlı yani yoksul halk çocukları arasındaki fark matematikte 82 puan; okullar arası performans farklılaşması ise %55,3 ile OECD ortalamasının neredeyse iki katı. Bu rakamlar, “paran kadar eğitim” gerçeğini gözler önüne seriyor: Kaliteli eğitim artık lüks bir hizmet haline gelmiş; sermaye sahiplerinin, bürokrasinin ve siyaset elitlerinin çocukları özel okullara, etüt merkezlerine ve özel derslere erişirken, milyonlarca çocuk devlet okullarında –özellikle taşrada ve yoksul semtlerde– baştan savma, niteliksiz bir eğitime mahkûm ediliyor. 2024-2025 verilerine göre örgün eğitimdeki özel okul oranı %9,1’e çıkmış olsa da, nitelikli eğitim paralı kurslara ve özel kurumlara kaymış; devlet okulları kaynak yetersizliği, öğretmen eksikliği ve sınıfsal ayrışmayla baş başa bırakılmıştır.
Türk eğitim sistemi, zaten uzun süredir yüksek-risk ve stresli sınavların, merkeziyetçi müfredatın ve ezberci pedagojinin ağırlığı altında eziliyordu. Türkiye’nin eğitim sistemi PISA sonuçları OECD ortalamasının altında seyrediyor, eşitsizlik uçurumu büyüyor, öğretmenler tükenmişlik içinde. Buna rağmen Millî Eğitim Bakanlığı’nın son dönemdeki yaklaşımı, bu yaralı sistemi içinden çıkılmaz bir çukura çevirerek daha da kangren hale getirdi. Sürekli müfredat değişiklikleri, beceri temelli soru vaadiyle başlayan ama hâlâ sınav odaklı kalan sistem, 12 yıllık zorunlu eğitimi kısaltma tartışmaları, ara tatil düzenlemeleri, okullar arası ayrımcılık ve mülakatlı terfi ve atamalar… Bunlar pedagojik bir vizyon değil, ideolojik yamalar ve günü kurtarma manevralarıdır.
MEB Bakanı Yusuf Tekin yaratıcılığı öldüren bir standartlaşma başlatmıştır. Eğitim, çocukları “standart ürün” gibi işleyen bir fabrika değildir. Okullar yaratıcılığı öldürüyor. Tekin’in PISA takıntısı inovasyonu yok ediyor. Türkiye’de LGS ve YKS hâlâ kader belirleyici; yeni “beceri temelli” sorular 2028’de gelecek olsa da sistemin ruhu değişmedi. Çocuklar hâlâ ezber ve test stresiyle boğuluyor. “Maarif Modeli”nde sözde öğrenci merkezli yaklaşım vaadi, kalabalık sınıflarda, yetersiz öğretmen hazırlığında ve siyasi sadakat öncelikli atamalarda boğuluyor. Bu yaklaşım, Türkiye’nin gelecekteki girişimcilerini, sanatçılarını ve düşünürlerini daha doğmadan sakatlıyor.
MEB Bakanı Yusuf Tekin eşitliği ve öğretmen profesyonelliğini yok eden merkeziyetçi bir yapı kurdu. Gelişmiş ülkelerde öğretmenlere güvenilir, özerklik verilir, sınavlar minimize edilir ve eşitsizlik azaltılır. Türkiye’de ise tam tersi: Mülakat sistemi liyakati değil sadakati ödüllendiriyor; sözleşmeli öğretmenlik güvencesizliği yaygınlaştırıyor, kimi vakıflarla yapılan protokoller kamu kaynaklarını yandaşlara aktarıyor. Köy okulları taşınmalı sisteme kurban ediliyor. “Değerler eğitimi” adı altında klik bir ideoloji üzerinden eleştirel düşünce törpüleniyor. Bu, eğitimde ikinci sınıf vatandaşlık yaratıyor: Zengin çocukları özel okullarda, yoksul çocukları ezber fabrikalarında.
MEB Bakanı Yusuf Tekin, kamu eğitimini ideolojik ve piyasa odaklı yamalarla tahrip eden yaklaşımlarda ısrar etmemelidir. Standartlaştırılmış testler ve özelleştirme eğilimleri kamu eğitimini çökertiyor. “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” bilimsel bir reform değil, iktidar ideolojisinin okullara dayatılmasıdır. İnsan hakları, evrensel değerler, eleştirel düşünce zayıf bırakılmış; milli-manevi söylem adı altında kendi klik ideolojileri ağır basıyor. Bakanlık eleştirenleri ya tahkir ya da dava ediyor. Bu, pedagojik bağımsızlığı yok eden bir gerilemedir. Sürekli “sadeleştirme” ve “yenileme” adı altında yapılan değişiklikler, kanıt temelli değil, siyasi yamadır. Sonuç: Öğretmenler tükeniyor, öğrenciler sıkılıyor, toplum kutuplaşıyor.
MEB Bakanı Yusuf Tekin’i uyarıyorum:
İzlediğiniz bu yol, Türkiye’yi inovasyonda, eşitlikte ve insan sermayesinde geriye götürür. Yürüttüğünüz eğitim politikaları, yapay zeka, robotik ve block chain gerçeğinin ve dijital çağın çok gerisinde ve yetersiz. Aynı yetersizlik, ilkel ve çağdışı eğitim vizyonu muhalefette de ziyadesiyle mevcut. Böyle yapmaya devam ederseniz beyin göçü hızlanır, gençler mutsuz ve yetersiz yetişir, toplumsal dayanışma yerine itaat kültürü egemen olur. 10-15 yıl içinde küresel rekabette kaybeden bir ülke haline geliriz. Çocuklarımızın geleceğini vizyonsuz, kifayetsiz politikalara emanet edemezsiniz.
Size acil çözüm ve önerilerimizi tekrar hatırlatıyorum; Sınav takıntısından kurtulun: LGS ve YKS’yi yüksek-stres ve risk olmaktan çıkarın. Okul içi değerlendirmeyi güçlendirin, süreç odaklı ölçmeyi gerçek anlamda uygulayın. Öğretmenlere özerklik verin: Mülakatı kaldırın, liyakati esas alın, öğretmenleri profesyonel olarak geliştirin. Güven üzerine kurulu bir sistem kurun. İdeolojik değil pedagojik bakan kaliteli öğretmenler yetiştirin.
Yaratıcılığı merkeze alın: Müfredatı hafifletin, sanatı, oyunu, eleştirel düşünceyi ve girişimciliği ön plana çıkarın. Eşitliği önceleyin: Dezavantajlı bölgeleri destekleyin, köy okullarını pedagojik gerekçelerle yaşatın, özel okullarla kamu arasındaki uçurumu kapatın.
Eğitim sistemini ideolojiden arındırın: Eğitim bilimsel ve evrensel olmalıdır. Değerler eğitimi evet, ama demokrasi, çoğulculuk ve eleştirel düşünce temelinde. Kanıt temelli reform yapın: Her değişikliği pilot uygulama ile test edin, öğretmen ve akademisyenlerle ortak tasarlayın. Yamalı bohçayı bırakın, bütüncül bir vizyon kurun.
Türkiye, zengin tarihi, genç nüfusu ve potansiyeliyle dünya eğitiminde öncü olabilir. Ama bunu ancak çocukları ezber makinesi değil, yaratıcı, özgür ve eşit bireyler olarak yetiştirerek başarır. Buradan samimi bir çağrı yapıyorum: Bu yamalı bohça yaklaşımını durdurun. Çocuklarımızın geleceğini kurtarın.