Ahsen Okyar Söylenmek yerine söylemek lazım… Şikayet edeceğine sen de alternatifini oluştur.

ahsen okyar
14Eyl/170

HÂKİMLERİN VİCDAN SAHİBİ OLMASI GEREKİR – Ruhittin SÖNMEZ

r sönmezHÂKİMLERİN VİCDAN SAHİBİ OLMASI GEREKİR - Ruhittin SÖNMEZ

“Hâkimler bakımından, vicdan hüküm verirken dikkate alınması gereken son derece önemli bir kavramdır.

Anayasamıza göre, hâkimler görevlerinde bağımsızdırlar. Anayasa’ya, kanuna, hukuka ve vicdanlarına göre hüküm verirler. Bu nedenle hâkimin anayasayı, kanunu ne derece iyi bilmesi gerekiyorsa vicdani süreçleri de o derece iyi bilmesi ve en önemlisi de VİCDAN SAHİBİ olması gerekir.

Bir yargı mensubunu üstün kılan, onu kendi istek ve hırslarından kurtararak, sadece hukuku uygulamasını emreden vicdanıdır.”

Bir hukukçu olarak her kelimesine katıldığım bu sözleri, Yargıtay Başkanı İsmail Rüştü Cirit’in yeni yargı yılı açılışında yaptığı konuşmasından aldım.

Bu sözler sadece birer temenniden ibaret kalmamalı. Çünkü “Halkın yargıya duyduğu güven ve memnuniyetin artması gerekir.”

Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ün ifade ettiği beklentisi bizim de beklentimizdir:

“Yargı camiamızdan beklentimiz, aziz milletimizin bir tek ferdinin dahi adaletsizlik hissine kapılmaması için titizlik ve gayret gösterilmesidir.”

Ülkemizin 15 Temmuz 2016 da yaşadığı Darbe Teşebbüsü ağır bir travma idi. Bu travma sonrası Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile görevden almaları, gözaltılar, tutuklamalar, yargılamalar izledi. Bu işlemlerin arasında elbette hatalar da yapıldı.

Bunların sayısı o kadar fazla ki gittiğimiz her yerde mağduriyetinden yakınan insanlar veya yakınları ile karşılaşıyoruz.

29Ağu/170

SEVGİ EKEN SEVGİ BİÇER – Ruhittin SÖNMEZ

r sönmezSEVGİ EKEN SEVGİ BİÇER - Ruhittin SÖNMEZ
(Dr. Şefik Postalcıoğlu Anısına)

Dr. Şefik Postalcıoğlu’nu kaybedeli 6 sene oldu. Sevenlerinden bir grup, her sene olduğu gibi vefat yıldönümü olan 26 Ağustos’ta, bu yıl da kabri başında andı.

Kocaeli’nin yerlisi olmayan, Afyon’da doğmuş, Ankara’da büyümüş bir hekim Kocaeli’nde neden bu kadar çok sevildi? Neden O’nun ismi geçtiğinde herkes saygı ve sevgiyle rahmet dilemekte? Neden hala dostları her yıl mezarı başında O’nu özlemle anmakta?

Bu sorunun cevabı ve O’nun hayatını özetleyebilmek için bir kelime bulmamız gerekse bu “SEVGİ” olurdu.

O’nun hayatının merkezinde ve diğer her yerinde sevgi hakimdi.

22Ağu/170

DANIŞMANLARA DANIŞMALI MI DANIŞMAMALI MI? – Ruhittin SÖNMEZ

r sönmezDANIŞMANLARA DANIŞMALI MI DANIŞMAMALI MI? - Ruhittin SÖNMEZ

ABD Başkanı Donald Trump ilginç bir başkan. Alışılmadık çıkışları ve beyanatları oluyor. Buna karşılık Trump'ın ekibindeki istifa ve ayrılık depremi devam ediyor.

Yedi aylık süreçte Beyaz Saray Milli Güvenlik Danışmanını, FBI Direktörünü, üç iletişim direktörünü kaybeden Trump, son olarak 17 danışmanının istifasına neden oldu. Trump ayrıca bir yıldır beraber çalıştığı Baş Stratejisti’ni işten çıkardı.

Geçen hafta Danışmanlar Konseyinden 8 üye Başkan Trump’ın açıklamalarını benimsemedikleri için istifa etti. Danışmanlar Konseyinden istifa edenler arasında ABD’nin dünyaca Intel, Merck, Frazier, 3M gibi dev şirketlerinin tepe yöneticileri olan ünlü CEO’lar vardı.

Bu konseyde ayrıca IBM, General Motors, JP Morgan Chase, Wal-Mart, Boeing, Pepsi gibi şirketlerin CEO’ları da vardı.

Trump da tam kendisine yakışanı yaptı: Danışmanlar Konseyini feshetti.

Hem de sosyal medya hesabından, "Konseyden ayrılan her CEO'nun yerine getirebileceğim çok kişi var. Tribünlere oynayanlar devam etmemeliydi” mesajını paylaşarak.

Daha önce de UBER'in eski CEO'su, çoğunluğu Müslüman olan bazı ülkelere getirilen seyahat yasağının ardından; Tesla'nın CEO'su ve Disney'in CEO'su ise ABD'nin Paris iklim anlaşmasından çekilmesi üzerine kuruldan ayrılmışlardı.

Sanayi Konseyi'ndeki 11 CEO ise Trump'ın ırkçılık yanlısı gruplara karşı söylemini hafif buldukları gerekçesiyle danışmanlık görevlerinden ayrıldıklarını açıklamıştı.

Bir başka istifa furyası da Beyaz Saray Sanat Komitesi'nden geldi. Sanat Komitesinden 16 üye, Trump'ı protesto etmek amacıyla görevlerinden ayrıldı.

15Ağu/170

YALAN SÖYLEMEK VE YALANA İNANMAK İHTİYACI – Ruhittin SÖNMEZ

r sönmezYALAN SÖYLEMEK VE YALANA İNANMAK İHTİYACI - Ruhittin SÖNMEZ

National Geographic Dergisi’nin Haziran sayısında “Neden Yalan Söylüyoruz” başlıklı bir makale yayımlandı.

Bu makaleden özetlediğim bilgileri ve benim çıkardığım sonuçları ilginç bulacağınızı sanıyorum. Ayrıca yaşadığımız bazı gerçekleri anlamamız için faydalı olacağını ümit ediyorum.

Hepimiz hayatta hiç tanımadığımız kişilerden, sevdiklerimize, iş arkadaşlarımıza kadar, küçük büyük bazı yalanları söylüyoruz.”

Bunların bir kısmı “kişisel yetersizlikleri gizlemek” ya da “başkalarının duygularını incitmemek için” söylenmiş zararsız yalanlar. Bunlara “beyaz yalan” da deniyor.

Bunların dışında ciddi yalanlar da var. Evlilik dışı ilişkiyi eşten saklamak, sahte diploma ile belli makamları işgal etmek gibi.

Araştırmacı Tim Levine, “dürüstlük işe yaramadığında yalan söylüyoruz” diyor.

Yapılan bir araştırmaya göre, söylediğimiz yalanların yüzde 16’sı maddi çıkar (ekonomik yarar sağlamak) için, yüzde 15’i kişisel çıkar (paranın ötesinde yarar sağlamak) için, yüzde 22’si kişisel suç (bir yanlışı veya kötülüğü örtmek) için, yüzde 14’ü kaçınma (insanlardan kaçmak veya kurtulmak) için, yüzde 8’i kişisel etki (pozitif imaj) yaratmak için, yüzde 5’i insanları güldürmek için söyleniyor.

Aynen yürümek ve konuşmak gibi, yalan söylemek de gelişim sürecinin bir parçası. Çocuklar iki-beş yaşları arasında yalan söylemeyi öğreniyor.

Yapılan bir testte iki yaşındaki çocuklarda yalancılık oranı yüzde 30 iken, üç yaşındakilerin yüzde 50’sinin, sekiz yaşa gelindiğinde ise yüzde 80’inin yalan söylediği tespit edilmiş. Yaş büyüdükçe de yalan söyleme konusunda ustalaştıkları görülmüş.

Psikolog Bruno Verschuere, “doğru kendiliğinden geliyor. Ama yalan özel bir çaba ve yanı sıra, keskin olduğu kadar da esnek bir zekâ gerektiriyor” diyor.

Psikolog Kang Lee’nin deneyinde zihin ve yönetsel fonksiyon testlerinde iyi yalan söyleyen çocukların performansı kötü yalan söyleyenlerden daha üstün çıkmış. Otizm yelpazesinde yer alan çocukların ise yalan söylemeyi beceremediği gözlenmiş.

SONUÇ-1: İyi yalan söyleyen yalancılar keskin ve esnek bir zekâya sahiptir. Çok inandırıcı yalanlar söyleyebilen çocuğunuzun veya siyasi parti liderinizin, dürüstlüğü ile olmasa da, zekâsı ile övünebilirsiniz.

8Ağu/170

AK PARTİ NELER VAAT ETTİ NELER YAPTI? – Ruhittin SÖNMEZ

r sönmezAK PARTİ NELER VAAT ETTİ NELER YAPTI? - Ruhittin SÖNMEZ

Ak Parti Türkiye’yi en uzun süre tek başına yönetme imkânına kavuşmuş bir parti. Aradan 15 sene geçince bize nasıl bir Türkiye vaat ettiklerini unutmuş olabiliyoruz. İnsan hafızası unutsa da yazılı belgeler imdadımıza yetişiyor.

Merak edip AKP’nin parti programını (resmi internet sitesinden) yıllar sonra yeniden okuyunca öyle cümleler gördüm ki tuhaf duygulara kapıldım.

Bakın programda ne yazmışlar, nasıl bir Türkiye vaat etmişler?

Ve neler yapmışlar, Türkiye’yi nereye getirmişler?

Ø “Ülkemizi sürekli üreten ve üreterek büyüyen bir ülke haline getireceğiz” demişler..

Fabrikaların kapandığı, yenilerinin açılmadığı; tüketim, inşaat ve hizmetler sektörü ile ayakta kalan bir ekonomik yapı kurdular. Tarım arazilerimizin işlenmediği, köylerin göçle boşaldığı; tarımsal hammadde ithalatının ihracatın 6 katına ulaştığı, tarımda da ithalata bağımlı bir Türkiye yarattılar.

1Ağu/170

HOCALARIMIZ – Av. Ruhittin SÖNMEZ

r sönmezHOCALARIMIZ – Av. Ruhittin SÖNMEZ

Türkiye’de “hoca” denildiği zaman aklımıza üç zümre geliyor.

Birincisi, dini bilgileri öğreten ve din hizmetlerini yerine getiren “din görevlileri”dir. Yani Diyanet İşleri Başkanı, müftüler,  vaizler, imam ve hatipler, müezzinler ve Kur’an Kurslarında ders verenler…

Hoca deyince aklımıza gelen ikinci zümre Üniversitelerde ders veren, araştırma yapan öğretim üyeleri / bilim adamlarıdır.

Üçüncü grup olarak da ilk ve orta öğretimde, resmi ve özel eğitim kurumlarında ders veren öğretmenleri sayabiliriz.

Bunların hepsi de “insan yetiştirme düzenimizin” temel unsurlarıdır.

Her üç hoca kategorisinde de bir “nitelik sorunu olduğunu”, her üç meslekte olan hocaların  gelişmiş ülkelerdeki karşılıkları ile kıyaslandığında -istisnaları hariç tutarak- mesleki bilgi ve becerileri açısından hayli geride olduğunu tespit edebiliriz.

Haliyle bunların yetiştirdiği veya eğitim verdiği kesimlere de yansıyan bir kalite problemidir bu.

28Tem/170

CAMİLER, KUR’AN KURSLARI, İMAM HATİPLER VD. – Ruhittin Sönmez

r sönmezCAMİLER, KUR’AN KURSLARI, İMAM HATİPLER VD. - Ruhittin Sönmez

Türkiye dünyadaki Cami sayısının en yüksek olduğu ülke, 90 bin camimiz var.

1 milyon 150 bin kursiyeri olan 16 bin Kur’an Kursumuz,

1,5 milyon öğrencisi olan 3500 adet İmam Hatip okulumuz,

100 İlahiyat Fakültemiz var.

Birlik Vakfı, Ensar Vakfı, Hizmet Vakfı, Hayrat Vakfı gibi bir sürü vakıf üzerinden, normal okullarda da dini eğitim veriliyor.

Diyanet İşleri Başkanlığının İmam-Hatip unvanında 71 bin 362 personeli, müezzin olarak 11 bin 908, Kur'an kursu öğreticisi olarak 19 bin 721 olmak üzere toplamda 141.233 personeli bulunuyor.

Diyanet İşleri Başkanlığı’na, 2017 bütçesinde 6 milyar 867 milyon lira ödenek ayrıldı. Camilerde toplanan yardım paraları bu rakamların dışında.

Diyanet’in 2017-2021 Stratejik Planı’na göre, bu beş yıllık dönemde 40 milyar TL harcama yapacak.  Bu harcamaların yüzde 95’i personel maaşları için.

Kısaca devletimiz ve milletimiz dini eğitime ve ibadethanelere olağanüstü önem veriyor, ciddi harcamalar yapıyor.

26Tem/170

DİNİ SEVDİREN VE DİNDEN SOĞUTANLAR – Ruhittin SÖNMEZ

r sönmezDİNİ SEVDİREN VE DİNDEN SOĞUTANLAR – Ruhittin SÖNMEZ

Habertürk TV’de “hadisler” konusunda yapılan bir tartışma programı Türkiye’nin gündemine oturdu.

Bir İlahiyatçı öğretim üyesi “sinek kanatlarından birinde zehir, birinde panzehir olduğunu, deve idrarının şifalı olduğunu” anlatan rivayetleri “hadis” kabul ederek savundu. Yard. Doç. Dr. Ebubekir Sifil adlı bu İlahiyatçı ile buna karşı çıkan felsefeci Prof. Dr. Caner Taslaman arasındaki tartışma problemin büyüklüğünü ortaya koydu.

Yard. Doç. Dr. Ebubekir Sifil’in konudan uzak ve edebe aykırı saldırıları ile zaman zaman tartışmanın seviyesi düşse de, öğretici bir program oldu. Program dini anlama konusunda toplumda var olan derin fay hattının temel sebeplerinden birine dikkat çekti.

21Tem/170

CUMA NAMAZINI BIRAKAN MÜSLÜMANLAR – Ruhittin SÖNMEZ

r sönmezCUMA NAMAZINI BIRAKAN MÜSLÜMANLAR - Ruhittin SÖNMEZ

Son aylarda çevremde “artık Cuma namazına gitmiyorum” diyen insanlar çoğaldı. Hepsi de beni şaşırtan isimler. Çünkü bunların çoğu beş vakit namazını kılan, az bir kısmı da sadece Cuma namazını kılan ama yıllardır çok geçerli bir mazereti olmadan asla bu namazını aksatmayan kişilerdi.

Bu arkadaşların gerekçesi “hocalar siyaset yapıyor. Ben camiye gidersem, sevap kazanacağım yerde öfkeye kapılarak günaha gireceğim” şeklinde oluyor.

Bu kişilere “yanlış yapıyorsunuz, papaza kızıp oruç bozulmaz. Gerekirse siyasi propaganda yapılmayan başka bir camiye gidin”  tarzı uyarılar yapmak meseleyi çözmüyor.

Ak Parti’nin iktidar olduğu son 15 sene içinde camilerin siyasi maksatlarla kullanıldığına dair şikâyetler yoğunlaştı. Din görevlilerinin yani Diyanet İşleri Başkanından, müftü, imam ve müezzinlere kadar AKP ve Erdoğan yanlısı propaganda yaptığı kanaati hâkim.

Her Cuma bütün camilerde okunan Diyanetin hazırladığı hutbeler bile ciddi tepkilere yol açıyor. Mesela son hutbede “15 Temmuz’u Kurtuluş Savaşı, Çanakkale ve Sakarya muharebeleriyle bir tuttu.”

18Tem/170

İKİSİNDEN BİRİ OLMAK ZORUNDA DEĞİLSİNİZ – Ruhittin SÖNMEZ

r sönmezİKİSİNDEN BİRİ OLMAK ZORUNDA DEĞİLSİNİZ - Ruhittin SÖNMEZ

"Beyaz Zambaklar Ülkesinde" kitabının kahramanı Snelman, bir futbol şöleninde  konuşma yapar ve der ki; “Sokrat'ın ve Herkül'ün resimlerine bakın. Sokrates'in kafası oldukça büyüktür, alnı neredeyse dışarı fırlayacak gibidir. Fakat Herkül'ün gelişmiş adaleli vücudu üstünde kafası küçüktür.

Ben size ikisinden biri olun demiyorum. İkisini da ihmal etmeyin diyorum. Futboldaki başarılarınızın yanına ekonomik, sosyal, fikir ve ahlak alanındaki başarılarınızı da koyun.

13Tem/170

MİLAT 17/25 ARALIK 2013 MÜ, 15 TEMMUZ 2016 MI? – Av. Ruhittin SÖNMEZ

r sönmezMİLAT 17/25 ARALIK 2013 MÜ, 15 TEMMUZ 2016 MI? - Av. Ruhittin SÖNMEZ

FETÖ yargılamalarında MİLAT olarak 17/25 Aralık 2013 tarihinin kabul edilmesi doğru mudur?

17/25 Aralık 2013 bir kesim tarafından “Hırsızlık- Yolsuzluk- Rüşvet- Sıfırlama rezaletleri” olarak tanımlanırken, devlet “bürokratik darbe girişimi” olarak tarif ediyor.

15 Temmuz öncesinde, mesela bugün Ak Parti yönetiminin en yakın yardımcısı konumundaki MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ofisindeki saati 17.25’de durdurmuş ve “yolsuzluk ve hırsızlıklar için Erdoğan'ın yedi sülalesinden hesap soracağım, hesap sormazsam namerdim” diye yeri göğü inletiyordu.

VİCDANİ KANAAT

17/25 Aralık 2013 tarihinin FETÖ iddianamelerinde yer aldığı gibi “söz konusu örgütün bir yardım kuruluşu / hizmet hareket olmayıp terör örgütü olduğu hususunda ortak bir vicdani kanaat oluşması bakımından bir terör faaliyeti ve terör örgütü olarak nazarı itibara alınmasının miladi tarihi olduğunu”  kabul etmek gerektiğine dair görüşleri doğru bulamıyorum.

Çünkü bırakın muhalefeti, iktidar kanadında ve devlette dahi böyle bir vicdani kanaat oluşmamıştı. 17/25 Aralık 2013 sonrasında “ortak bir vicdani kanaat” oluşmadığı bizzat Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan’ın şu ifadelerinden anlaşılmaktadır. “Bu yapıya (FETÖ) karşı açık tavır almaya başladığımda, özellikle de 17-25 Aralık emniyet, yargı darbe girişimiyle birlikte net bir duruş sergilediğimde, yanımda milletimden başka kimseyi bulamadım.”

Aynı hususu birçok yetkili gibi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın eski danışmanı ve TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzuda dile getirmişti. 17/25 Aralık’tan sonra da “Bakanlar bile geçiştirmiştir. Birçok kesim 'yapıyoruz, bakıyoruz' falan demiştir. Bürokratlar hala orada durmuştur, isimlerini söylediğimiz halde üzerine gidilmemiştir” demişti.

Zaten darbe teşebbüsüne kadar devlet kademelerinden temizlenmemiş örgüt üyelerinin çokluğu bu ifadeleri doğrulamaktadır.

11Tem/170

15 TEMMUZ’UN YILDÖNÜMÜNDE MİLAT MESELESİ – Av. Ruhittin SÖNMEZ

r sönmez15 TEMMUZ’UN YILDÖNÜMÜNDE MİLAT MESELESİ – Av. Ruhittin SÖNMEZ

15 Temmuz 2016 Darbe Teşebbüsünün birinci yıldönümünde FETÖ Davalarının temeli olan MİLAT konusunu değerlendirmek istiyorum.

FETÖ’den yargılananlar ve yargılanmadan Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK’lar) ile görevden atılan, mesleklerini yapamaz hale gelenler için “terör örgütü üyesi olmak” suçlamaları yapıldı, hatta mahkûmiyet kararları verilmekte. Ancak yargılamalarda 17/25 Aralık 2013 tarihleri milat kabul edildi. Bu tarih öncesinde FETÖ ile irtibat ve iltisaklı olanların “aldatılmış” olabileceği kabul edildi.

İddianamelerde “eli kanlı terör örgütünün gerçek amaçlarını perdeleyen maske… 17/25 Aralık 2013 bürokratik darbe girişimiyle tamamen düşmüştür. Sonuçları itibariyle 17/25 Aralık bürokratik darbe girişimi söz konusu örgütün bir yardım kuruluşu / hizmet hareket olmayıp terör örgütü olduğu hususunda ortak bir vicdani kanaat oluşması bakımından bir terör faaliyeti ve terör örgütü olarak nazarı itibara alınmasının miladi tarihi olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır” ifadeleri yer aldı.

Bu tarihten sonrasına ait irtibatlar, Bank Asya hesabı, Cemaatin okul ve dershanelerine öğrenci vermek gibi veriler “delil” kabul edilmekte.

Tabii bu da herkes için geçerli değil. “Kavurmacı”, “baklavacı” veya AKP yöneticisi olanlar için farklı kıstaslar ortaya çıktı.

6Tem/170

ADALET KİMLER İÇİN? – Ruhittin SÖNMEZ

r sönmezADALET KİMLER İÇİN? - Ruhittin SÖNMEZ

Ülkemizde ciddi bir adalet tartışması, arayışı ve hatta özlemi olduğu muhakkak.

Çok partili hayatımızın en güçlü iki partisinin birinin adının Adalet Partisi, diğerinin Adalet ve Kalkınma Partisi olması geçmişten gelip devam eden bir adalet arayışının var olduğunu gösterir.

15 seneden beri tek başına iktidar olan Adalet ve Kalkınma Partisi döneminde yargıya güvenin dip yapması ve adalet özleminin en üst noktaya çıkmasının sebebi ne?

Ana muhalefet partisi liderinin başlattığı, fakat parti amblemi ve başka sloganların taşınmadığı, sadece “adalet” teması üzerinden devam eden “Adalet Yürüyüşü” bugün 22. gününde.

Ankara’dan İstanbul’a devam eden “Adalet Yürüyüşü”nün, adında “adalet” bulunan iktidar partisi (AKP) tarafından “FETÖ ve PKK ile işbirliği, şiddet çağrısı, ülkeye ve şehitlere ihanet” gibi ağır ithamlarla tanımlanması ibret vericidir.

Ak Parti iktidarı öncesindeki yargıyı muhafazakâr kesim “vesayet yargısı” olarak tanımlardı. Mesela 28 Şubat dönemi yargı kararları bu sıfatı hak ettirmekte idi. Bu sebeple bugünkü Ak Parti’nin tabanı olan muhafazakâr kesim o dönemde yürüyüşler yapmıştı. Laik kesim ise bu adaletsizliklere duyarsız kalmıştı.

4Tem/170

AŞIRI PROPAGANDA YAPMAK DOĞRU MU? – Ruhittin SÖNMEZ

r sönmezAŞIRI PROPAGANDA YAPMAK DOĞRU MU? - Ruhittin SÖNMEZ

Devlet veya özel TV kanalı fark etmiyor. Tam da beğendiğiniz bir programı izlerken program kesilip canlı yayınla Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı R. Tayyip Erdoğan’ın günde iki üç öğün çeşitli vesilelerle yaptığı konuşmalara bağlanıyor. Aynı uygulama günde bir öğün de Başbakan için yapılıyor.

Haber programları da zaten Erdoğan ile başlayıp, Başbakan ve Bakanlar ile devam ediyor. Birkaç magazin haberle de kapatılıyor.

Eskiden siyasiler “yüzlerinin eskimesinden” korkar, bu kadar sık TV’lere çıkıp, bu kadar çok demeç vermezlerdi.

Siyasette propaganda önemlidir, fakat bu dozda yapılması doğru mudur ve acaba yapanlar lehine bir sonuç doğurur mu?

Öncelikle doğru olup olmadığı üzerinde duralım.

Ecdadımızdan örnek verirsek belki daha kolay anlaşılır.

22Haz/170

İZMİT’TE YENİ TRAFİK DÜZENİ VE AKÇARAY – Av. Ruhittin SÖNMEZ

r sönmezİZMİT’TE YENİ TRAFİK DÜZENİ VE AKÇARAY – Av. Ruhittin SÖNMEZ

Yeni yapılan trafik düzenlemesi ve İzmit’in ilk defa tanıştığı tramvay konusunda ön yargılı değilim. Öncelikle faydalı ve hayırlı olmasını diliyorum.

Gittikçe çıkmaza giren bir trafik problemimiz var. Bunun için yetkililerin bir takım çözümler üretmeye çalışması gerekir. Bu konuda yetkililerde devam eden bir gayret var. Mesela sahilde yapılan geniş ücretsiz otopark alanlarının İzmit merkeze giren araç sayısını azaltarak çok ciddi fayda sağladığını düşünüyorum.

Şimdi “bu konuda neler yapılabilir?” diye düşünen yetkililerin iki hususa odaklanması ve şu sorulara cevap araması tabiidir.

1- Önce herhangi bir yatırım yapmadan, yapılabilecek bazı düzenlemelerle rahatlama sağlanabilir mi?

2- En az yatırımla azami fayda sağlayacak (fayda maliyet oranı yüksek) yatırımlar neler olabilir?

İsterseniz İstanbul örneği ile anlatmaya çalışayım.

20Haz/170

ADALET ARAYIŞI – Av. Ruhittin SÖNMEZ

r sönmezADALET ARAYIŞI – Av. Ruhittin SÖNMEZ

İstanbul Barosunun eski başkanlarından Av. Turgut Kazan Türkiye’nin tanıdığı, 50 yıl avukatlık tecrübesi olan ünlü bir hukukçu. 1980 döneminin Sıkıyönetim Mahkemelerinde özellikle sol/sosyalist cenahın önemli davalarında müdafi olarak görev yapmış. Bir zamanların Ceza Kanununda yer alan solcuların korkulu rüyası 141, 142 ile dindar cenahın kabusu 163. Maddelerin kalkması için mücadele etmiş bir hukuk adamı. Halen aktif olarak mesleğini sürdüren çok tecrübeli bir meslek büyüğü.

“Biz 1980 darbesinden sonra Sıkıyönetim Mahkemelerinin uygulamalarındaki hukuka aykırılıkları gördükçe ‘bundan daha kötüsü olamaz’ derdik. Fakat daha sonraki tecrübelerimiz gösterdi ki kötünün ve kötülüğün sınırı yokmuş.

13Haz/170

KARIŞTIRMA ELALEMİN İŞİNİ – Av. Ruhittin SÖNMEZ

r sönmezKARIŞTIRMA ELALEMİN İŞİNİ – Av. Ruhittin SÖNMEZ

“Kıl beşini, helalinden ye aşını, karıştırma elalemin işini.”

İzmirli Sakız Hoca’nın “nasıl iyi Müslüman olurum?” diye soran bir kişiye verdiği bu cevabı daha önce de yazmıştım. İlk defa İlahiyatçı Prof. Dr. Mustafa Yıldırım’dan duymuştum.

Prof. Dr. Mustafa Yıldırım “Yüce Kur’an Açıklamalı- Yorumlu Meali” isimli, günümüz Türkçesiyle ve Maturidi anlayışı ile yazılmış çok değerli eserin üç yazarından biri.

Prof. Dr. Mustafa Yıldırım, Sakız Hoca’nın bu sözü için, “İslam’ın özü bu cümleden ibarettir” diye ifade etmişti.

Kendisi gibi bilim adamlarının ciltlerle kitapta anlatamadığı İslam’ı bir cümlede özetleyen söz esasen Sakız Hoca’nın şahsi görüşü değildi. Bin yılı aşan bir birikimin, geleneksel Türk irfanının bir yansımasıydı.

Çünkü bu cümle Kur’an-ı Kerim ve Hazreti Peygamberin Sünneti ile beslenen, Orhun anıtlarında yazılan, Yunus Emre’nin şiirleri ile nesilden nesile aktarılan kültürümüzün nihai ürünü idi.

İslam’ın özü olarak nitelenen cümlede “iyi bir Müslüman olmak için” bize üç husus öğütlenmekte:  İstikrarlı olarak farz ibadetlerini yap, kendin ve çocuklarının midesine haram lokma girmemesine özen göster vebaşkalarının özel hayatını merak etme, mahrem konularını karıştırma.

Demek ki çok ibadetten de önce dikkat etmemiz gereken hususlar “helal lokma” ve “elalemin işine karışmamak.”

“İyi bir Müslüman olmanın” üç şartından ikisinin yalnızca kişinin manevi dünyası ile ilgili olmayıp, birey- birey ve birey- toplum ilişkisini içine alan davranışlarla ilgili olması bana önemli geldi.

Haram lokma deyince sadece alkol, domuz eti ve faiz akla gelmesin.

Helal lokma kavramının içinde yaptığımız işlerin haram kılınan işlerden olmaması, çalıştığımız işyerlerinde bize verilen vazifeleri en iyi şekilde yerine getirmek, iş hayatımızda aldatma olmaması, hileli mal satmamak, ölçüde tartıda eksiklik yapmamak gibi hususlara uymak da var. Bu konularda gerekli dikkat ve özeni göstermediğimizde haram lokma yeme riski ile karşı karşıyayız demektir.

6Haz/170

MAHREMİYET ALANI – Ruhittin SÖNMEZ

r sönmezMAHREMİYET ALANI - Ruhittin SÖNMEZ 

“ABD’de herkes kişiler arası ilişkilerde mahremiyet veya güvenlik alanı denilen bir mesafeye çok özen gösterir.”

Geçen sene yaptığımız ABD seyahatinde duymuştum bu cümleyi. Bize müthiş bir ev sahipliği yapan dostumuz yıllardır yaşadığı bu ülkede dikkat etmemiz gereken hususları anlatırken söylemişti.

Bu tespitin uygulamasını ABD’de geçirdiğimiz üç haftalık sürede defalarca gözlemleme imkânı buldum.

Gerçekten insanlar ikili konuşmalarında olduğu gibi topluluk durumunda bile makul bir mesafeden (yaklaşık bir metre) daha fazla birbirlerine yaklaşmıyor. İlk defa tanıdığımız bir insana, Türk olmanın verdiği alışkanlıkla, bir metre mesafeden daha fazla yaklaştığınızda karşı tarafın rahatsızlığını hemen hissediyorsunuz. Hele samimiyet gösterisi olarak koluna omzuna dokunmanız durumunda muhatabınızın irkildiğini, tedirgin olduğunu görüyorsunuz.

Bu sebeple Türkiye’de olduğu gibi ATM’de (Bankamatiklerde) işlem yaparken arkanızda size yapışmış gibi duran, hesabınızın detaylarını inceleme hakkını kendinde gören insan tipine orada rastlamanız mümkün değil.

AVM kasalarındaki kuyrukta, yakın markajında kaldığınız hemen arkanızdakinin, aldığınız bütün eşyayı ve ödemenizi inceleyen meraklı bakışları... Toplu taşıma araçlarında, terini, nefesini hissettirecek kadar size yapışan insanlar… Asansöre, otobüse, trene vb araçlara giriş ve çıkışta sürtünmek boyutuna gelen yakınlaşmalar… Belediye otobüsünde eline almadığı sırt çantası ile diğer yolculara çarpanlar…

Bunlar bizim ülkemizde şehirlerde yaşayanların sıkça yaşadığı ve maalesef son yıllarda gittikçe artan olumsuz davranışlardan birkaç örnek.

Alıştığımız, kanıksadığımız medeni olmayan bu ve benzeri davranışların, farkına varsak da varmasak da, psikolojimizi olumsuz etkilediği muhakkak.

30May/170

RAMAZANDA AHLAK, SANAT VE ESTETİK KONUŞSAK… / Av. Ruhittin SÖNMEZ

r sönmezRAMAZANDA AHLAK, SANAT VE ESTETİK KONUŞSAK… / Av. Ruhittin SÖNMEZ

Kutsal Ramazan Ayı “ibadet ayı” olarak anlatılır. Bu ay boyunca medyada genellikle ibadetlerle ilgili bilgiler ve yorumlara yer verilir.

Oysaki Ramazan Ayının birinci önceliği, ibadetlerin nihai hedefi insan nefsinin terbiyesi olsa gerektir. Çünkü insanlara en zor gelen ibadet türleri oruç, fitre ve zekât bu ayın olmazsa olmazlarıdır.

Doyumsuz olan insan yapısı, etkili bir şükür biçimi olan oruçla terbiye edilir. Bizden insanlığın en büyük rütbesinin “Allah’ın kulu” olmak olduğunun idrakine erişme çabası istenir.

Bu ibadetlerle açların halinden anlamak, yoksullara yardım etmenin hazzı öğrenilir.

“Kendi menfaatini maksimize etmek üzere programlandığı” söylenen bencil, homo-ekonomikus insan tipinden “sosyal bir varlık” mertebesine geçilmeye çalışılır.

Böylece diğer insanların da en az bizim kadar saygıdeğer, sadece insan olmaktan, vatandaş olmaktan kaynaklanan eşit haklara sahip olduğunun benimsendiği bir hayat tarzı geliştirmemiz gerekir.

27May/170

KOCAELİ AYDINLAR OCAĞI – Ruhittin SÖNMEZ

r sönmezKOCAELİ AYDINLAR OCAĞI - Ruhittin SÖNMEZ

26.05.2014

12 Eylül 1980 ihtilalinden sonra siyasi faaliyetler belli kısıtlamalara tabi tutulmuştu. Sivil toplum kuruluşları da siyasi ve kültürel konularda faaliyet yapamaz halde idi. Her şart altında “bir şeyler yapabiliriz” diye düşünen bir grup milliyetçi- muhafazakâr Kocaelili harekete geçti. Turgut Özal’ın tabiriyle “dört eğilimden” aydınlar 3 Mayıs 1985’de Kocaeli Aydınlar Ocağı’nı kurdular.

Benim de başından beri çalışmalarının içinde bulunduğum Ocak faaliyetlerimizin 29. senesini doldurduk, 30. Seneye ayak bastık. Çok az STK’ya nasip olan bir hal bu.

Cevdet Bağdat, Halil Demiral, Nihat Gürer, İbrahim Kahraman ve Ahsen Okyar başkan olarak önemli hizmetler verdi. Bu başkanlarımız ve Onlarla beraber Yönetim, Denetim ve İlim İstişare Kurullarında görev alan dostlarımız ile hiçbir resmi görevi olmadığı halde üye veya gönül dostları dediğimiz halkalar içinde olan ve faaliyetlerimize destek veren dostlarımız Kocaeli Aydınlar Ocağı’nı Kocaeli’nin en etkin ve saygın STK’larından biri haline getirdi.

Farklı zamanlarda Başkan Yardımcılığı, İlim İstişare Kurulu üyeliği gibi görevler yaptığım derneğimiz üç yıl önce Başkanlık görevini şahsıma tevcih etti. Yönetim Kurulu üyesi arkadaşlarım ve diğer Ocak mensupları elbirliği ile kültürel ve sosyal hizmetlerimizi devam ettirdik.

23 Mayıs tarihinde yapılan olağan genel kurulumuzda da şahsıma, üç yıl daha başkan olarak devam etme görevi verildi. Bu güvene layık olmaya çalışacağız. Yönetim Kurulumuzda ve diğer kurullarımızda kısmi değişikliklerle ama yine bütün Ocaklılar hep birlikte hizmet üretmeye devam edeceğiz.

*