Ahsen Okyar Söylenmek yerine söylemek lazım… Şikayet edeceğine sen de alternatifini oluştur.

ahsen okyar
9Ağu/180

SAKIN RAHİP DEME RAHİPTEN ÖTE BİR DİN VARDIR – Süleyman PEKİN

SAKIN RAHİP DEME RAHİPTEN ÖTE BİR DİN VARDIR – Süleyman PEKİN

Cihanı pazarlayan sistem içlerindedir, kesin bilmezler

O milletler ki kapitalizm içredirler, başka din bilmezler

Ve biz bu Dini çok sevdik; kusura bakma Hayâlî. 1947’den beri bu Dinin baş Misyoneri Amerika’nın çok yardımlarını gördük; tam 71 yıldır. Bugün o Dine mensubiyet göstergeleri aşırıysa tekrar ABD’yle mübarek kavilleşmeler kapıda demektir.

O Dinin düzeni - ki Serbest Piyasa Ekonomisidir - 1950’den beri memleketimizde câri, yani 68 yıldır. Azıcık bu düzenin dışına çıkma niyetlerini Vaşington’daki Başkan’la paralellik arzedecek bir biçimde sandıkta cezalandırdık.

1952’den beri bu Dinin kutsal şövalyeliği / mücâhitliği sayılan NATO ekibindeyiz; tastamam 66 yıldır. Konu şövalyelik olunca darbeler / ihtilâller de kaçınılmaz oluyor. 1960’dan başlatırsak 58 yıllık ilginç bir darbedârlık havuzumuz var.

2Ağu/180

EN’AM SÛRESİ’NDE ŞEFAAT VE VELÂYET – Süleyman PEKİN

EN’AM SÛRESİ’NDE ŞEFAAT VE VELÂYET – Süleyman PEKİN

Geleneksel Din Anlayışı diyerek kibarlaştırdığımız Tekerlemeci ve Taklitçi İnanç Sahiplerinin ekopolitik takıntılarından velilik, evliyalık, velâyet mevzularına Kuran-ı Mübin acep ne diyor? Dokuz kusurlu hareketin sonuncusundan başlarsak Celâleddin Rumî’nin Mevlâna lâkabını kullanması tevhidî açıdan caiz değil; zira Bakara 286’te “Ente Mevlâna fensurnâ.. / Sen Mevlâ’mızsın (Efendi’mizsin), artık yardım et!” dendiği için Allah’ın ‘koruyucu, velâyet sahibi’ anlamındaki özel ismi herhangi bir insan için kullanılamaz, kullanılmamalı.

Velî koruyup gözetici; Evliyâ veliler, Velâyet idare etmek, yönlendirmek mânâlarında.. Şefaat ise korumak, aracılık yapmak ve Şefî‘ de sıkıntıdan koruyucu, bağışlanmaya aracı mânâlarında..

25Tem/180

ORWELL’LER ÖLÜR 1984’LER ÖLMEZ – Süleyman PEKİN

ORWELL’LER ÖLÜR 1984’LER ÖLMEZ – Süleyman PEKİN

Goerge Orwell 1984'ü yazdığında takvimler 1949'u gösteriyordu. Bense Türkiye'deki hangi olayla, hangi zamanda, hangi yazımla 1984'ü bağdaştırdığımı bile unuttum.

Jetonuma baktım, hâlâ aynı yerinde.. Sayıklamaya başladım:

§ Big Brother ‘Abiler’dir.

§ İktidar acı çektirmek ve küçük düşürmektir.

§ İktidar insanın kafasını parçalamak ve istenen biçimde bir araya getirmektir.

§ Tutuklamalar hep gece yarısı yapılır. Yok edilenlere buharlaştı denilir.

§ Düşünce suçu ölüm yaratmaz; düşünce suçunun kendisi ölümdür.

§ O yılın ilk çeyreğinde Bolluk Bakanlığı’nın ayakkabı üretim tahmini 145 milyondu.

Gerçekleşen üretim ise 62 milyon oldu. Hedef sayı 57 milyona indirildi. Böylece hedef 5 milyon aşılmıştı. Belki de hiç ayakkabı üretilmemişti.

§ Bir savaşın gerçekten olup olmaması önemli değildir. Önemli olan savaş durumunda olmaktır.

§ Bile bile söylenen yalanlara yürekten inanmak, zararlı görülmeye başlanan bir gerçeği unutmak gerekli şeylerdir.

§ Bir zafer açıklanırken şaşkın bir tavır takınmak suçtur; yüzsuçu (facecrime).

§ Nefret Haftası’nda yeni nefret şarkısı her yerde çalınır, dinlemek mecburidir.

§ Önemli olan halkın morali değil Parti’nin moralidir. Her Parti üyesi becerikli ve çalışkan olabilir ama yaltak ve korkak da olmalıdır.

§ Bir Parti üyesinin kişisel duyguları olamaz. Ondan, düşmanlardan nefret etmesi ve zaferlerden gurur duyması beklenir. Partinin gücü ve dehası karşısında kendisini bir hiç olarak görmesi istenir.

§ Çiftdüşün (doublethink) insanın iki çelişik düşünceyi aynı anda kabullenmesidir.

Gerçek sürekli geride bırakılmalıdır. Parti, çiftdüşün yardımıyla tarihi durdurmak olanağını bulmuştur

19Tem/180

1 NOLU KARARNAME ADNAN HOCA – Süleyman PEKİN

1 NOLU KARARNAME ADNAN HOCA – Süleyman PEKİN

1300’de kurulan Osmanlı 1600’e kadar iyi gitmiş, sonraki 1800’e kadar da kötü gitmiştir. O zamanlar Devlet sayılan Padişahlar eliyle düzeltme ve değişim bazen, bazen de güç temerküz eden guruplar vasıtasıyla değişim ve yeni düzene ortak olma gayretleri tarihimiz olmuştur.

II.Mahmut bu guruplardan biri olan Âyanlarla (Feodal Güçlerin Liderleri) İttifak Senedi imzalayarak ve onları yerelde kendi adına yetkilendirerek başa gelmiş (1808), akabinde de Bektaşîlik merkezli ve her daim imtiyazlı Yeniçeri Ocağı’nı ona kaynaklık teşkil eden dinî yapıyla beraber kapatarak (1826) Devleti yeni baştan tanzim etmeye durmuştur. Kabine / Hükümet sistemi, müsaderenin (mala el koyma) kaldırılması, muhtarlıklar, Danıştay ve Yargıtay ondan kalmadır.

12Tem/180

SEMBOLLER FETİŞİZMİ – Süleyman PEKİN

SEMBOLLER FETİŞİZMİ – Süleyman PEKİN

Fetiş denilen totemik parçalar yahut kişisel tapıncaklar çoğu zaman akıl ve ruh sağlığımızı etkileyen saplantılar / takıntılar haline gelebiliyor. Hem alışkanlıklarla yavaş yavaş hem de çaktırmadan..

Dinsel, cinsel, tinsel; metaî, siyasî, iktisadî; ne ararsan var fetiş sembollerinde. Fetişist yada fetişçi için bu semboller artık hayatın ve dinin, başarının ve tatminin yerini alır. Ağırlıklı olarak da erkeksi bir hastalıktır.

En başta teknoloji daha doğrusu telefon fetişizmi geliyor. Bakmak ve karıştırmak, çekmek ve paylaşmak, göstermek ve konuşmak adeta nefsimizin fizik tedavi süreçleri.. İnstagram, Snapchat, Facebook, WhatsApp, Messenger, Skype gibi antibiyotikleri de cabası..

6Tem/180

GÖZLERİME AKAN ÇOCUK – Süleyman PEKİN

GÖZLERİME AKAN ÇOCUK – Süleyman PEKİN

Onlar ölüyorken

Siz orada yoktunuz!

Ben gözlerini gördüm

Ölmüş bir çocuğun.

Yıpranmış bir gazetede,

Annesini yanına yatırmışlardı

Annesini ölü sanmıştım!

Sonra annesi kalktı,

Ağlamıyordu!

Çünkü suyu çekilmişti kuyusunun.

“Bir Hıçkırıktı Geçmiş Zaman” şiirinde öyle söylüyor M. Burak Sezer.

27Haz/180

SİYASET MÜHENDİSLİĞİ – Süleyman PEKİN

SİYASET MÜHENDİSLİĞİ – Süleyman PEKİN

Siyaset bir sanat değildir ve fakat bir mühendislik ve bir tasarımdır. Ki bilim dallarıyla da her daim rabıta halindedir.

İlm-i siyaset Sokrat’tan Farabi’ye, Nizam’ül-Mülk’ten Şeyh Edebali’ye, Yusuf Has Hacip’ten Makyavelli’ye, Kant’tan Karl Marks’a değin çokça tarif ve tasvir olunmuştur. Dahası her siyasetçinin kendine has yoğurt yiyişi vardır.

Türk siyaset tarihi, kut’sanmış monarşilerin tekliği ile devlet teşkilatının ikiden başlayarak birçok unvan sahibinin yetkilendirilmesinin çokluğu arasında bir yerdedir.

40–50 asrı bu alışkanlıklarla ikmal eyledik. Son 1 – 1,5 asırda da kutsanmış kişilerin vicdanına bıraktığımız faziletleri ilkeselleştirdiğimiz bir sistem üzerinde tecrübe etmekteyiz. Sebep olandan, katkı sunandan Allah razı olsun.

İkili bir icra, üçlü bir denge – denetim fabrikasyonu üzerinden bugünlere geldik ve an itibarıyla olayı kadim evredeki gibi tekleştirerek eski alışkanlığımıza döndük.

21Haz/180

MENBİÇ VE KANDİL İÇİN GİDİŞAT ANALİZİ – Süleyman PEKİN

MENBİÇ VE KANDİL İÇİN GİDİŞAT ANALİZİ – Süleyman PEKİN

Dış politika iç politikadan öce gelir. Ve asıl itibar saray - şatafat değil ordaki başarıdır.

Cumhuriyet’i kuran kadro Osmanlı’nın yükseliş devrinden bu yana en başarılısıdır. Bilhassa 1938’e kadarki Atatürk öncüllüğü, çamura saplandıkça ilkelerinin kıymetini idrâke başladığımız bir özgünlüktedir.

2002’ye kadarki sağ’lısol’lu ve bazen koalisyonlu Hükümetler, kurucu iradenin ilkeselliğinde idare-i maslahatla yılları desteleyip durdular; ne ileri, ne geri.

Yıl olarak M.Kemal Atatürk’ten daha fazla ülkeyi yönetme imkanı bulan Adalet - Kalkınma yada R.Tayyip Erdoğan Hükümetleri “Tezkere” ve “Çuval”la başladığı Küresel Güçlerin idaresine maslahat eden dış politikayı ancak bir düzine yıldan sonra terk edebilmiştir.

15Haz/180

‘AK GÜLLER, KARA GÜLLER’, DİNÎ TEŞEKKÜLLER – Süleyman PEKİN

‘AK GÜLLER, KARA GÜLLER’, DİNÎ TEŞEKKÜLLER – Süleyman PEKİN

“Müslüman, İslam’ı öyle canlı ve diri yaşa ki seni öldürmeye gelen de sende dirilsin!”

Bir zamanlar Diriliş Partimiz bile vardı. Ve şiir geceleri ‘Zambaklar en kuytu yerlerde açar’la başlardı.[1] Gözyaşı Geceleri, talebe hizmetleri ve imanî sohbetlerle aydınlanırdı akşamlar. Amatör radyolar, amatör ama Allah rızasını dilinden düşürmeyen Müslümanlar.

Müslüman çalmazdı.

Müslüman kandırmazdı.

Müslüman hile yapmazdı.

Bu geniş zaman kipleri içinde birinci tekil şahıslar azdı. Dervişe, sofiye, ihvana, imam - hatipliye; kasayı, makamı, devleti teslim edecektiniz iş bitecekti. Beş’e beş kattın mı Müslümanın karesiydin, bir yere müntesipsen küp.

7Haz/180

ALİ KOÇ BAŞKAN DA KİM ŞAMPİYON? – Süleyman PEKİN

ALİ KOÇ BAŞKAN DA KİM ŞAMPİYON? – Süleyman PEKİN

Bir: Sermaye şampiyon. Genelkurmay ihalelerini bile alan bir işadamı - müteahhit gitti, Türkiye’nin en büyük iş ailesinin bir ferdi geldi. Sorarsan Fenerbostanlılar pek mesrur. Hatta muhalefetün li’l-havadis takımı “20 yıllık Başkan gitti, sıra 16 yıllık olanda” havalarında.

Fenerbahçe Cumhuriyeti diyorlar ya bende ciddiye alıp soruyorum: Habu kulübe FB’li bir fabrika işçisinin yada FB’li bir Bağ-Kur emeklisinin veyahut FB’li bir kamu çalışanının başkan olma olanağı var mı? Yani emeği, alınteri ve az ama helal kazancıyla birinin seçilme ihtimali yüzde kaçtır?

İki: Taraftar şampiyon yancısı. Biliyor ki bir paralı adamdan daha büyük paralı adama geçerken o paranın takıma yada kendisine yansıyıp nasipdar olma düşüncesinde. Yoksa eli cebinde çömez Başkana eskisini (efsane başkan) 4’e katlatarak niye harcatsın?

31May/180

MİLLETİN TABULARI, TABASBUSLARI – Süleyman PEKİN

MİLLETİN TABULARI, TABASBUSLARI – Süleyman PEKİN

Tabu tanrı parçacığı(!)dır. Put’un post-modern halidir. Batı dillerinden bize gelse de işin temelinde Asyatik alışkanlıklar var.

Kutsal sayılan bazı insanlara-hayvanlara-nesnelere dokunulmasını yasaklayan, aksi takdirde zararı dokunacağı sanılan, korkuyla karışık saygı duyulan, eleştirilmesi ve değiştirilmesi imkânsız olan manalarında..

TDK tabuya “kutyasak” diye Türkçe bir karşılık bulmuş ve “kutgüç ile yüklü oldukları düşünülen insan-hayvan-nesne” şeklinde açıklamakta. Tabasbus ise yardakçılık, yaltaklanma veya alçakça yalvarma..

Bir nân için eyleme dûna tabasbus / Bir zerresi varsa midende eğer hemen kus!” demiş ya Ferit Kam; ‘Ekmek için alçağa yaltaklanmayasın, midende kırıntısı bile varsa kusasın’.

9May/180

GÜNDEME İRAN VE ERMENİSTAN ÖNERİYORUM – Süleyman PEKİN

GÜNDEME İRAN VE ERMENİSTAN ÖNERİYORUM – Süleyman PEKİN

Acayip içe dönüğüz. Sanki kâinat Türkiye’den ve varlık kendimizden ibaret. Etrafımızdaki tüm olan biten ya bizi çekemedikleri ya da bizden etkilendikleri için, ortası yok.

Dünya devletleri umurumuzda değil; iş arkadaşım, yan komşum, rakip takım, karşıt görüş kendimizi asıl ispat alanımız. Yakındaki engeli aşarsak dünyayı zaten bir şekilde yönetiriz. Ama ya diğerim beni geçerse?

Kendimize aşırı önem atfetmemizin pik yaptığı seçim dönemleri ise kişilik bayramlarımız adeta. Hele hele elimizde dokunduğu şeyi altına çeviren oy taşı varken..

Yine seçim startının verildiği ilk düzlükte lânetten ihanete, teröristlikten din düşmanlığına kadar hiçbir kırmızı ve kahverengi çizgi kalmadı. 7 sülâlesine kan davası güttürebilecek sözler bir çırpıda ve bir çocuk oyunundaymışçasına söylenebiliyor.

“Sen içerdeyken ben / Takvimler aldım

Her gün bir yaprağını kopardım” diyor ya İbrahim Sadri, biz iyiden iyiye içe döndüğümüzde bakın bakalım kopan takvim yapraklarında neler yazıyor?

30Nis/180

Belgesel İnsan: Nihat Gürer–Süleyman PEKİN

IMG_9848

26Nis/180

İNGİLİZLERİN CANINI YAKIŞ TARİHİMİZ – Süleyman PEKİN

İNGİLİZLERİN CANINI YAKIŞ TARİHİMİZ – Süleyman PEKİN

19.yy ile 20.yy’ın ilk yarısına kadar dünyada “Üzerinde Güneş Batmayan İmparatorluk / The Empire On Which The Sun Never Sets” olarak adlandırılan İngiltere (E) yada İskoçya ve Galler’le birlikteki adıyla Büyük Britanya (GB) veyahut BB + Kuzey İrlanda ile beraberki ismiyle Birleşik Krallık (UK) hâl-i hazırda Akıl Oyunlarında etkili bir ülke.

92 yaşındaki Kraliçe Elizabet, sadece Birleşik Krallık’taki 2 tane adanın değil İmparatorluk Güneşinde sömürüldükten sonra nadasa bırakılan toplamda 2,5 milyarlık bir nüfusa ve 30 milyon kilometrekarelik bir yüzölçüme sahip tam tamına 53 ülkenin de Ana Kraliçesi; hemi de Pakistan, Bangladeş, Malezya, Nijerya gibi dev İslam ülkeleri dahil.

Bizim 1450-1600 arası rakipsiz, 1600-1700 arası ise diğerleriyle rekabet içerisinde Süper Gücümüzü temsil eden 600 küsur yıllık Osmanlı Güneşinin zeval dönemine denk gelse de 2’si onun son nefesinde ve 2’si de onun vârisinin doğuş ve yükseliş evrelerinde olmak üzere 4 kez İngilizlerin canını yakmışlığımız var.

19Nis/180

TÜRK SAĞI’NIN AMERİKAN SEVİCİLİĞİ–Süleyman PEKİN

TÜRK SAĞI’NIN AMERİKAN SEVİCİLİĞİ- Süleyman PEKİN

Yada TÜRK HALKI’NIN BATI SEVİCİLİĞİ başlığı mı daha uygun düşerdi? Osmanlı’dan bugüne milliyetçi ve muhafazakâr özellikleriyle maruf halkımızın Tanzimat sonrasındaki 180 yıllık zaman zarfında İngiltere, Fransa, Almanya, Amerika gibi ülkelerle münasebetlerine bakın; ya vassal & senyör ilişkisidir, ya da metres hayatıdır. Ve fakat milliyetçiliğimizden, muhafazakârlığımızdan da kıl kadar eksilme olmamıştır nedense.

1838 Baltalimanı Antlaşması ile 1948 Marshall Yardımı Anlaşması arasında metbuiyet ilişkisi bakımından bir fark yoktur. Veya 2008 AB Müktesebâtı..

13Nis/180

YUNANİSTAN VE İSRAİL’E DİŞİMİZ GEÇMİYOR MU? – Süleyman PEKİN

YUNANİSTAN VE İSRAİL’E DİŞİMİZ GEÇMİYOR MU? – Süleyman PEKİN

Daha evvel Filistinli çocukların İsrailli polislerce kırılan kolları için, Gazze’ye uygulanan abluka için hatta Mescid-i Aksa’da askerlerin zoraki arama yapması için bile ortalığı ayağa kaldırmıştık; kiminde orantılı ve kiminde orantısız, zulme karşı eylem gücümüzü organize ederek.

1 hafta - 10 gündür Gazze’ye Dönüş Yürüyüşü sırasında 32 Filistinli öldürüldü, 2.850 Filistinli yaralandı; tık yok. Keskin nişancıyla sivilleri vuruyorlar; tık yok. İslam Dünyasının kulağına Amerika kaçmış, Türkiye’nin gözünde de Suriye gözlüğü.

4Nis/180

İSLÂMİYET MÜSLÜMANLARA BEŞ NUMARA BÜYÜK – Süleyman PEKİN

İSLÂMİYET MÜSLÜMANLARA BEŞ NUMARA BÜYÜK – Süleyman PEKİN

80’lerin sonlarına doğru meşhur “Patagonya’nın Sesi Radyosu”nda sorardı ecnebîler Vatandaş Rıza’ya:

-- Sen Müsliman?

-- Eh, zaman zaman..

Mısır’ın fethi Osmanlı için sonun başlangıcı oldu. Zira ardından Kanunî devrinde tavan yaparak yavaş yavaş dibe salınmaya durdu. Çünkü Osmanlı Türkü’nün beynindeki Matûridî çip yerini Eş’arîliğe bıraktı.

Marka Müslümanlığı, menkıbevî Müslümanlık, an’ane Müslümanlığı, kaba softa / ham yobaz’lık gibi isimlendirmelerden öte merhum Âkif gibi şakakları zonk zonk bir vicdan abidesi bile Avrupa dönüşünde “Dinleri yaşantımız gibi, yaşantıları Dinimiz gibi” demek durumunda kalmıştı.

28Mar/180

“BİZ KOŞU BİTTİKTEN SONRA DA KOŞAN ATLARIZ” – Süleyman PEKİN

“BİZ KOŞU BİTTİKTEN SONRA DA KOŞAN ATLARIZ”  - Süleyman PEKİN

“Övemem, kendi yaşamının seyircisisin.

Yeremem, davranışlarının kaynağı gerçek.

Anımsayamam, ya tam varsın ya tam yok.

Tutamam, hiçbir yerde bütününle değilsin.” demiş ya şair Celal Sılay; senin için demiş.

Ve “Sağımız sefalet solumuz ölüm” dediği “İki Yüzlü Melekler”şiirinde Attila İlhan’ın anlattığı sensin, İstanbul şehri değil.

Allah’a bağlılığın “Ey Musa! Sen haklısın ancak rızkımızı Firavun veriyor”dan ibaretti gerçekte ama sen hep kendini olduğundan fazla ve farklı gösterdin. Muhsin Yazıcıoğlu’nu anarken “Firavun’a karşı çıkmak yetmez, Musa’nın yanında olmak gerekir” paylaştın ama ömründe bir kere bile Musa’nın yanında yer almadın.

Düz yaşayacağız, düz duracağız düz yürüyeceğiz. Dik duracağız doğru gideceğiz” dedin ve demektesin ama artık söyle: Ne zaman düz yaşadın, kaç defa dik durdun?

Niye hep yapmadığın ve yapamayacağın şeyleri söylemektesin sürekli? Günahlar içindeyken sevaba duyulan özlemden ötürü mü yoksa kısa tatminlerle vicdanın ağzına bir parça glikoz şurubu sürüp ikiyüzlü yaşamına yeni yüzler açmak için mi?

Hiç kaybeden veya kaybedeceğini bildiğin partiye oy verdin mi? Hiç şampiyonluğa değil de küme düşmeye oynayan bir takımı tuttuğun oldu mu yoksa ömrünü ‘3 Büyükler’ mitinin gevişinde mi geçirdin?

Hiç Texas - Tommiks okurken Çelik Bilek’in ve Ranger Yüzbaşı’nın yenilmesi için niyazda bulundun mu? Yada mesela bir Rambo filminde Afganlıları veyahut Vietnamlıları tuttuğun ve onlar için yandığın oldu mu?

21Mar/180

BİR PROPAGANDA MALZEMESİ OLARAK TARİH – Süleyman PEKİN

BİR PROPAGANDA MALZEMESİ OLARAK TARİH – Süleyman PEKİN

Öncelikle 59 günlük bir sürede örnek bir operasyonla ve az hasar, bol beceriyle Zeytin Dalı Harekâtı’nı icra eden Türk Ordusu ile son vuruşmanın olacağı Afrin Merkezi’ni PYD / YPG unsurlarının 4-5 gün önceden boşaltmasını sağlayan Türk Diplomasisi’ni başarılarından ötürü tebrikliyorum. Darısı Menbiç ve Süleyman Şah Türbe toprağı, Tel Abyad, Resulayn, Kamışlı, Amude, Haseki, Dirik’e…

Afrin Harekâtı’nın 18 Mart’ta bitirilmesi de bence tarihî hafızanın varlığı açısından önemli. Zaten kahraman askerlerimiz de zaman zaman I.Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı sırasındaki duruşumuzun fotoğraf karelerini birebir tekrarlayan zafer pozları verdiler. 15 Temmuz sendromu böylelikle tamamen atlatılmış oldu.

Çanakkale Deniz Zaferi’ni böyle bir askerî ortamda ve adeta sivillerin televizyonlara kurduğu strateji masalarında harita önlerinde teneffüs eden halkımız bu yıl kutlamaların hakkını verdi. Malûmunuz hava durumu gibi yıl yıl değişebiliyor kutlayıp kutlamama katsayımız..

14Mar/180

‘ÖZELLEŞTİRİYORUM İŞTE, VAR MI DİYECEĞİN?’ – Süleyman PEKİN

‘ÖZELLEŞTİRİYORUM İŞTE, VAR MI DİYECEĞİN?’ – Süleyman PEKİN

Türkiye Cumhuriyeti yüzde yüz yerli ve yüzde yüz millî bir devlet olarak kuruldu. 23 ile 38 arasındaki dönem bunun nidüğünün ve nasılının ıspatıdır. Şeker fabrikalarından dış politik eksenlere kadar yerlilik, millîlik ve özgünlük destanıdır.

Koca Kurtuluş Savaşı kazanılmasına rağmen I.Dünya Savaşı’nın acı tecrübesinden midir nedir yoksa Atatürksüzlükten midir nedir, II.Dünya Savaşı’na girmediğimiz halde kaybetmiş gibi davrandık. Sanki biz yenilmişiz gibi ABD ile SSCB arasında ‘ho; lak, lak’ yaparak birinin himayesine girdik.

Bu meyanda yerli olsa da millî olamayan İsmet İnönü’yü Batmayan İngiliz Güneşi’ne karşı Almanların gölgesine sığınan II.Abdülhamit Han’a benzetirim. Bence Mustafa Kemal’in son dönem Türk tarihinde mukayesesinin yapılabileceği tek devlet adamı Enver Paşa’dır.