Ahsen Okyar Söylenmek yerine söylemek lazım… Şikayet edeceğine sen de alternatifini oluştur.

ahsen okyar
16Eki/180

TÜRK DÜNYASI’NIN ÇOLPON-ATA ZİRVESİ – Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

mehmetcemal-iftigzeli2TÜRK DÜNYASI’NIN ÇOLPON-ATA ZİRVESİ - Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi’nin Kurulmasına Dair Nahcivan Anlaşması 3 Ekim 2009’da Cumhurbaşkanları Abdullah Gül (Türkiye), Kurmanbek Bakiyev (Kırgızistan), İlham Aliyev (Azerbaycan), Nursultan Nazarbayev (Kazakistan), Hıdır Saparaliyev (Türkmenistan Cumhurbaşkanı Yardımcısı) tarafından imzalanmış ve 23 madde olarak süresiz hayata geçirilmişti. Kısa adı da TÜRK KONSEYİ olarak benimsenmişti.

Buna anlaşmaya göre; Türk Dili konuşan ülkeler Özbekistan (İslam Kerimov), Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (Mehmet Ali Talat) ve diğerleri Nahcivan Anlaşmasının katılımına da açık olacaktı. Bir millet yedi devlet olarak bu anlaşma tescil edilmişti.

7Eyl/180

TÜRK DÜNYASI’NIN ÇOLPON – ATA ZİRVESİ – Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

mehmetcemal-iftigzeli2TÜRK DÜNYASI’NIN ÇOLPON-ATA ZİRVESİ - Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi’nin Kurulmasına Dair Nahcivan Anlaşması 3 Ekim 2009’da Cumhurbaşkanları Abdullah Gül (Türkiye), Kurmanbek Bakiyev (Kırgızistan), İlham Aliyev (Azerbaycan), Nursultan Nazarbayev (Kazakistan), Hıdır Saparaliyev (Türkmenistan Cumhurbaşkanı Yardımcısı) tarafından imzalanmış ve 23 madde olarak süresiz hayata geçirilmişti. Kısa adı da TÜRK KONSEYİ olarak benimsenmişti.

Buna anlaşmaya göre; Türk Dili konuşan ülkeler Özbekistan (İslam Kerimov), Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (Mehmet Ali Talat) ve diğerleri Nahcivan Anlaşmasının katılımına da açık olacaktı. Bir millet yedi devlet olarak bu anlaşma tescil edilmişti.

30May/180

BU DA NEREDEN ÇIKTI?. – Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

mehmetcemal-iftigzeli2BU DA NEREDEN ÇIKTI?. - Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

Cağaloğlu’nda Beyan Yayınları her Cumartesi öğleden sonra İstanbul’un aydınlarıyla bir konuyu gündeme taşır ve tartışır. Ancak önce çiğköfte ve çay ikramı yapılır, düşün ziyafeti daha sonra. Yurt içinden ve dışından konuklar da katılır zaman zaman. Oturum yönetici de umumiyetle yazar, fikir adamı Bayram Karaçor’dur. İsteyen herkese söz hakkı verir, konuşmacı eteğindeki taşları döker. Sanıyorum gündemdeki her tema bu toplantıda görüşüldü. Bir defasında gençlerimizin de bulunduğu sohbette ferasetli bir arkadaşımız “deizmi” tartışalım diye teklif etti. Bu ismi ilk defa duyan dostlarımız da vardı. Kabul edildi. Altı ay sonra önemine binaen yeniden bir kere daha müzakere ettik bu konuyu. Toplantıda büyük bir alaka gördü ve görüşler dile getirildi.

12May/180

ANADOLU MEKTEBİ’NDE İNECEK VAR – Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

mehmetcemal-iftigzeli2ANADOLU MEKTEBİ’NDE İNECEK VAR - Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

1960’lı yıllarda Fatih’te Vefa Lisesi’nde okuyordum. İstanbul’da o yıllarda İstanbul Liseleri Edebiyat ve Kültür Kolları Başkanlarının iştirak ettiği bir platform vardı. Her ay bir lisede toplanarak hem tanışır ve hem de sohbetler eder, tartışırdık. Toplantının yapılacağı lise ev sahipliği yapardı. En son Kuleli Askeri Lisesinde bir araya gelmiştik. Mümkün olursa maruf bir edebiyat öğretmenimiz de bize iştirak ederdi. Bu konuda rahmetli edebiyat öğretmenimiz Şair Bekir Sıtkı Erdoğan hatırlıyorum; yol gösterir, kapı aralardı. Edebiyat ve kültür lezzetini öğretmenlerimizden aldık, arkadaşlarımızla ileriye götürmeye çalıştık. Liselerarası münazaralar ve münakaşalara iştirak ettik. Çok da faydasını gördüm. Hala da hatırladıkça mutlu oluyorum.

Peki bu husus nereden aklıma geldi?

29Nis/180

SİVİL TOPLUMDA AYDINLAR NE İŞ YAPAR? – Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

mcç ayhan katırcıkaraSİVİL TOPLUMDA AYDINLAR NE İŞ YAPAR? - Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

Mana ve tefekkürle yoğrulmuş bir hekimi andık geçenlerde.

Bu aydınımız İstanbul Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Süleyman Yalçın(1926-2016) idi. Aynı zamanda Aydınlar Ocağı Genel Başkanlığı yaptı. Çanakkale Anafartalar Köyünde doğmuş, Karesi Türkmenlerinden bir ailenin çocuğu. İstanbul Tıp Fakültesinden mezun oluyor, ihtisas yapıyor, sonra da fakültesine intisap ederek öğretim üyesi oluyor, uluslararası şöhrete sahip bir akademisyenlik de bunu takip ediyor. Önce Amerika bırakmak istemiyor Süleyman Yalçın’ı, ancak Hoca ülkesine, Türkiye’ye dönüyor, İstanbul’da görevinin ve sivil toplum kuruluşlarının başına geçiyor.

17Mar/180

HENRİK İBSEN’İN BİR BEBEK EVİ – Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

mehmetcemal-iftigzeli2HENRİK İBSEN’İN BİR BEBEK EVİ - Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

Norveçli Yazar Henrik Ibsen’i (1828 - 1906) Yaban Ördeği ve Peer Gynt adlı eserlerinden tanıyorum. Tiyatroda sahnelenmişti yıllar önce. Belki de 40-50 yıl falan olabilir. İdeolojik çatışmaların yoğun olduğu bir dönemde tanıdı Türkiye Henrik İbsen’i. Ankara Sanat Oyuncularını Rutkay Aziz ile Bir Halk Düşmanı adlı eserini sahneye koymuştu Başkentte(1978). Büyük de bir alaka görüyordu. Aynı yıl George Schaefer Bir Halk Düşmanını filme aldı, Steve McQueen, Bibi Andersson, Charles Durning, Richat A. Dysart gibi ünlü sanatçıların yanında bir çocuk sanatçı Ham Larsen de olarak görev almıştı. Henrik İbsen bu yıllarda şöhretin daha da zirvesine çıktı. Gerçi Hasan Ali Yücel Milli Eğitim Bakanı iken İbsen’in eserlerini doğudan-batıdan klasikleri serisinde bizzat kendisi tercüme etti ve yayınlamıştı. Bu yıllardan gelen bir tanıtım olsa da gülmece ve dram ögeleriyle birlikte öne çıkan Bir Halk Düşmanı adlı eserinin sinemaya aktarılması Henrik İbsen ve eserlerinin tanınması açısından söz konusu yıllarda en önemli bir şanstı.

19Şub/180

DÖRDÜNCÜ SANAYİ DEVRİMİ ÜZERİMİZE GELEN KASIRGA MIDIR?! – Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

mehmetcemal-iftigzeli2DÖRDÜNCÜ SANAYİ DEVRİMİ ÜZERİMİZE GELEN KASIRGA MIDIR?! - Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

Adalet eski Bakanı İsmail Müftüoğlu’nun başkanlığını yaptığı İstanbul Platformu her ayın ikinci salı akşamı Çengelköy Yakamoz’da toplanarak değişik sektörlerdeki aydınlarımızı bir araya getirir. Her ay yeni bir konuk ve konu ile platform üyelerinin eleştirel düşüncelerine kapı aralarlar. Özellikle de konuşmacıya yöneltilen sorular ile arka plandaki bilgiler de gün yüzüne çıkartılmaya çalışılır. Demokratik bir düzenleme İstanbul platformu. İyi bir düşünce akademisi, fikir alış verişi mektebi. Her görüş açıklanabilir, tartışılır. Katılımcılar herhangi bir görüşe uyup uymamakta özgürdürler.

Son toplantı alışılmışın dışında bir etkinlikti. Marmara Üniversitesi bir önceki Rektörü Prof. Dr. Zafer Gül konuktu; uzmanlığı olduğu sahada Dördüncü Sanayi Devrimini anlattı. Bazılarımız için konu belki de aşırı sıkıcı ve usandırıcıydı. Çünkü baktım bazı konuklar bir müddet sonra akılı telefonlarıyla meşgul olmaya başladılar. Bazılarımız tarifsiz bir keyif aldı. Ben de onlardan biriydim. Kendime göre notlar tuttum.

Yakamoz’un hizmeti, ikramı ve servisi bu toplantılarda öyle fazla yıldız almaz ama merkezi, platonik ve romantik bir mekan. Platformun Adapazarı, Kocaeli, Beylikdüzü, Silivri’ye kadar olan alandan üyeleri var. İstanbul’u yönetenlerin İstanbul trafiğini felç ettikleri düşünülürse herkesin aynı saatte gelmesi zaman zaman zor oluyor. Hangi şart altında olursa olsun toplantı istikrarlı bir şekilde sürüyor.

14Şub/180

İZZET GÜNAY’A SAYGI – Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

mehmetcemal-iftigzeli2İZZET GÜNAY’A SAYGI - Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

Bugün için Yetmişler Kulübü üyesi benim neslim, iyi aile ve öğretmen, kitap ve sinema ile büyüdü. Kilis’te Nuri Günal kitapçı dükkanını kapatmıştı. Seyyar Kitapçı Ahmet Amca ise, bez hurçlar içinde muhafaza ettiği günün kitaplarını belli saatlerde Karakadı Camii’nin minaresinin altındaki gölgesinde sergilerdi.

Ahmet Amca sadece Kerem ile Aslı, Ferhat ile Şirin, Karacaoğlan kitaplarını değil, o yıllarda çok okunan Reşat Nuri Güntekin, Mahmut Esat Karakurt, Muazzez Tahsin Berkant, Kerime Nadir’in romanlarını da getir, sergiler ve satardı. Ben ortaokulda iken bu kitapların tümünü alıp okumuştum. Hele bir de okuduğum bu romanların filmleri Kilis’e gelmez mi adeta balından yenmezdi. Dudaktan Kalbe, Ankara Ekspresi, Vahşi Bir kız Sevdim, Erikler Çiçek Açtı, Sarmaşık Gülleri, Küçük Hanımefendi, Hıçkırık, Güller ve Dikenler, Funda, Posta Güvercini, Aşka Tövbe filmleri kapalı gişe oynuyordu. Özellikle cumartesi ve diğer tatil akşamlarında karaborsacılık bile hortlamıştı. Kilis’te iki sinema vardı. Daha fazla Türk filmleri getiren Özyurt ve yabancı filmleri vizyona sokan Şehir adında iki sinema. Hele bir de romanını okuduğun kitap filme çekilmiş, Kilis’te gösteriliyorsa, daha bir hava basılıyor, hatta eleştiri bile yapabiliyorduk filme; falan sahne niye yok diye. Genelde de filmler, senaryolar romanlarla örtüşmüyor, reating yapacak bölümler öne çıkarılıyordu.

28Oca/180

İNSANA DOST, FİKRE DOST AKÇA KOCALAR – Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

mehmetcemal-iftigzeli2İNSANA DOST, FİKRE DOST AKÇA KOCALAR - Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

İstanbul’daki yatılı lise hayatımda çok şık giyinen Akçakocalı arkadaşımız vardı. Her hafta sonu memleketine gider, Pazar akşamı okula dönerdi. Kısmet olmadı buna rağmen Akçakoca’ya gitmek. Dolayısıyla Karadeniz’de 35 kilometrelik sahili ile bir taşra kasabası olarak kaldı aklımda Akçakoca. Bugün de Düzce’ye bağlı bir ilçe.

Akçakoca ile bilgim ne zamanki önce Aydınlar Ocağı, sonra Kandıralılar Derneği ve nihayet Akça Koca Kültür Platformu mensubu dostlarımla tanışınca, değişti ve gerçek Akça Koca’yı öğrenme fırsatı buldum. Bazı hususları öğrenmek için illa bir vesile gerekiyor. Bu da öyle oldu. Bir çoğu 30-40 yıllık dostlarım. Ruhittin Sönmez, Dr. İbrahim Kahraman, Ahsen Okyar sivil toplum kuruluşlarımızın başkanlığını yapmış saygın arkadaşlarım. Hem bu STK ve hem de bu söz konusu aydınlarımız her zaman gündemi yakından takip eder ve yenilerler. Son bir ayda iki ayrı etkinliklerinde birlikte oldum.

25Oca/180

İÇERDE ve DIŞARDA ACININ KIZ KARDEŞİ SIZI – Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

mehmetcemal-iftigzeli2İÇERDE VE DIŞARDA ACININ KIZ KARDEŞİ SIZI - Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

İstanbul’da tiyatro sanatı bana daha bir başka yansır. Oysa bizim kuşak sinemadan daha derin etkilenmiştir ama bu romantizm İlhan Engin’in romanından, Fikret Hakan, Gisella Dali ve Suphi Kaner’in oynadığı film “İstanbul’da Aşk Başkadır”dan öteye gidememiştir.

İstanbul’da 1960’lı yıllarda Kocamustafapaşa’da Çevre, Fındıkzade’de Kenan Büke, Vahi Öz, Saadettin Erbil’in Bulvar; Beyoğlu İstiklal Caddesi’nde Haldun Dormen, Altan Erbulak’ın Dormen, Fikret Hakan’ın Genar; Şükran Güngör, Yıldız-Müşfik Kenterlerin Kenter, Cem Karaca’nın babası, Toto Karaca’nın eşi Mehmet Karaca’nın İstiklal Caddesi’ndeki İstanbul; Muammer Karaca’nın Karaca ve Tolga Aşkıner-Nisa Serezli, Nejat Uygur, Beyazıt’ta Gazanfer Özcan-Gönül Ülkü Tiyatrolarının büyümesi İstanbul Şehir Tiyatrolarının kenti ve toplumu etkilemesi , kucaklaması ve kuşatması neticesindedir.

19Oca/180

GİZLİ HAZİNE; ARŞİVLER – Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

mehmetcemal-iftigzeli2GİZLİ HAZİNE; ARŞİVLER - Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

Siz, doğum tarihi belli olmayan ancak 1748 yılında vefat eden Server Dede’yi tanımıyorsunuz?

Osmanlıların son dönemine kadar devlet işlerine yeni giren memurlar yani kamu görevlileri İstanbul Sultanahmet Meydanı’ndaki bugün Tapu ve Kadastro Müdürlüğü olarak kullanılan binanın ikinci katındaki Server Dede’nin mezarını ziyaret eder, Fatihalar verir, dualar yaparak göreve başlarlarmış.

Sebebi ise Server Dede’nin “ser verip sır vermeyen” bir devlet memuru olması. Öyle ki “defter emini” ismiyle müsemma. Yani devletin kayıtlı defterlerine sahip çıkan, koruyan, kılı kırk yararak karar veren biri. Dolayısıyla hep devlet memurlarının bilge kişisi olarak biliniyor.

Devlet defterlerinin saklandığı, korunduğu binanın ismi ise “Defteri-i Hakani”. Böyle olunca hepimizin aklına hemen kıl kuyruk memurlar gelir. Ne işi halleder, ne “hayır yapmam” der, hep bürokratik engel çıkarıp yokuşa sürer. Server Dede böyle değil. Görevi sorun çözmek, meseleleri uhuletle halletmek. Zaten Osmanlı’da bürokrasinin adı da “kalemiye” idi. Ancak kırtasyecilik yoktu. Zaten çok sayıda memur da çalıştırılmazdı devlet kademelerinde. Bir ayrıcalığı; umur görmüş, devlet terbiyesi edinmiş; devlet memurlarının çocukları devlet memuru oluyordu. Herkesin girebileceği iş değildi. Bu ayrıcalık bittabi tartışılabilir.

17Oca/180

DAHA FARKLI BİR İNSAN / DAHA FARKLI BİR AYDIN – Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

mehmetcemal-iftigzeli2DAHA FARKLI BİR İNSAN / DAHA FARKLI BİR AYDIN - Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

Benim aziz dostum, şair, musikişinas ve eczacı Memduh Cumhur (25 Ocak 1947-12 Ocak 2017) hakka yürüdü. Bir kalp krizi geçirmiş. Haydarpaşa Dr. Siyami Ersek Göğüs, Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırılmış. Sosyal medyadan haber hemen duyulmuş. Yayınlandı. Benim gibi bütün dostları panik atak. Memduh Cumhur Bey sağlıklı biriydi, üstelik titizdi bu konuda. “İnna lillahi ve inna ileyhi raciun” demekten başka elimizden başka bir şey gelmiyordu. Ne diyordu alemlerin Rabbi “Her can ölümü tadacaktır. Sonra bize döndürüleceksin. Ankebut-57” Bir başka ayette de “ Allahtan geldik, yine O’na döneceğiz. Bakara-156) denmiyor muydu?

12Oca/180

BİR GENÇ ALİM KONUŞUYOR – Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

mehmetcemal-iftigzeli2BİR GENÇ ALİM KONUŞUYOR - Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

İstanbul Platformu 10 yılı aşkın süredir Çengelköy Kuleli Yakamoz’da yemekli programlar gerçekleştirir. Buraya davet edilen konuklar her görüşten olabiliyor. Konuyla alakalı düşüncesini açıklayan konuşmacılara daha sonra sorular yönetiliyor, gerektiğinde aykırı düşünceler de tartışılabiliyor. Hür, demokrat, akılcı, önü açık, bağımsız ve saygın bir kuruluş İstanbul Platformu.

Ocak 2018’in ilk konuşmacısı, bir dönem benim de İletişim Fakültesinde ders verdiğim İstanbul Ticaret Üniversitesi Öğretim Üyelerinden Doç. Dr. Murat Yalçıntaş oldu. Konu özetle gelişmişlik, kalkınmayla, açlık ve hastalıklarla boğuşan Nijer idi.

19Ara/170

BESTEKAR AMİR ATEŞ ve GÜFTEKAR ALİ COŞKUN – Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

mehmetcemal-iftigzeli2BESTEKAR AMİR ATEŞ ve GÜFTEKAR ALİ COŞKUN - Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

Sayın Ali Coşkun benim kısa adı TOBB olan Türkiye Odalar Borsalar Birliği Başkanlığından bu yana önemli bir ağabeyim, vazgeçilmez bir dostum, değerli bir iş ve devlet adamıdır. Nereden bakarsanız bakınız 40 yılı yakın bir dostluk. Hele Ankara’da iken sürekli görüştüğümüz bir büyüğümüzdü. Kendisiyle birlikte birkaç yurtdışı, çok sayıda yurtiçi gezilerimiz oldu. Eski bir İstanbul mukimi olan Ali Coşkun ağabey, TOBB’dan bu yana Başkent Ankara’da ikamet ediyor.

Ancak kendisinin gerek İstanbul Eyüp’teki İş Dünyası Vakfı etkinliklerine gelmesiyle veyahut benim Ankara ziyaretlerimde yine birlikte oluyoruz.

Onca da ortak aziz dostlarımız vardır. Başta rahmetli Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş, devlet adamlarımız Abdulkadir Aksu, Hasan Celal Güzel, Saffet Arıkan Bedük, Necati Çetinkaya ve Cemil Çiçek hemen aklıma gelen. Bu isimler arasında önemli bir özel hukuk vardır. Ayrıca latifeleri, şakaları, esprileri hep dikkat çekmiştir.

Akıllı telefonların whatsApp grubu; ilişkilerimizi neredeyse günü gününe haberdar ediyor. Geçtiğimiz günlerdeki bir mesajda İstanbul Fatih Ali Emiri Kültür Merkezi’nde Ali Coşkun’un şiirlerinden, Amir Ateş’in bestelerinden oluşan bir konser daveti geldi.

2Ara/170

ÖĞRETMEN İŞE DEĞİL “OKULA GİDİYORUM”DER – Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

mehmetcemal-iftigzeli2ÖĞRETMEN İŞE DEĞİL “OKULA GİDİYORUM”DER - Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

“Taşları nasıl yemeli?” veya “Yumurtayı hangi ucundan kırmalı?” diye sorsalar herkesi bir düşünce alır. Oysa hepimiz de biliriz ki taşlar yenmez, yumurta da her iki ucundan da kırılır! Bu sorulardan amaç hafızamızı şöyle bir yoklamak ve muhakeme gücümüzü ortaya çıkarmak. Bunlar için birikim ve donanım olması gerekmiyor. Çünkü pratikte her zaman yaşayabileceğimiz gelişmeler. Birbirlerini sınamak için de söylenebilir, alternatifler geliştirmek için yapılabilir, hazır cevaba alıştırmak için denenebilir. Entelektüel bir tink tenk sanki.

Türkiye’de iki konu; şartlar ne olursa olsun hiç gündemden düşmez. Birincisi hayat pahalılığı, ikincisi ise eğitim-öğretimdir. Büyük babam da ekonomik sıkıntılardan bahsederdi, bugün oğlum da. Dedem eğitimdeki kendi zorluklarını anlatırken torunuma, üçüncü nesil “büyük baba şimdi daha zor, her gün okula kilolarca taşıdığımız kitap ve gittiğimiz kurslar bile yetip artıyor” diyerek kendini haklı çıkarıyor!. Tarafların kendini savunurken referansları hep onları terazinin istediği kefesine koyuyor. Hani Aristo demiş ya “Bana bir mihenk taşı verin, dünyayı yerinden oynatayım” diye. Aynen öyle oluyor.

24Kas/170

GÜZELİN EN GÜZEL YANI – Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

mcç ayhan katırcıkaraGÜZELİN EN GÜZEL YANI - Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

İki gün üstüste iki programa katıldım.

İyi ki de katılmışım.

Birincisi İstanbul Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesinde müzikli oyun “Bırak Bizim Şarkımızı Çalıyorlar” gala gösteriminde konuk idim. ikincisi de Edebiyat, Sanat, Kültür Araştırmaları Derneği ESKADER’in İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Daire Başkanlığı’yla beraber Fatih Ali Emiri Kültür Merkezinde düzenlediği tuluat geleneğinin Türk Tiyatrosundaki son temsilcisi Zihni Göktay’a Saygı etkinliğinde bulundum.

Sanatçılar şöhret sahibi olurlar ama öyle sanıldığı ve magazin medyasında gibi görkemli bir hayatları yoktur. Önemli bir kısmı geçim sıkıntısı çeker; kıt kanaat geçinirler, sağlık sorunları vardır, kıskançlığın girdabındadırlar, dostluk tercihlerindeki algıları zaman zaman onları yanıltabiliyor. Yani tek kelime insanlarımız, aydınlarımız ve toplumumuz nasıl ise sanatçılarımız da öyledir.

2Kas/170

NOEL COWARD VE HÜSEYİN RAHMİ – Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

mehmetcemal-iftigzeli2NOEL COWARD VE HÜSEYİN RAHMİ - Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

Muhsin Ertuğrul’un kurduğu Darülbedayi, yeni ismiyle İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları(1914) bir asrı çoktan geride bıraktı. Üniversite yıllarımızın olmazsa olmazıydı. Onlarca tiyatro eserini burada izledik, çok daha fazla sanatçıyı böylece tanıdık. Beyoğlu İstiklal Caddesi’nde dolaşırken mutlaka ya afişlerine, ya bir sanatçıya rastlamak mümkündü. Cilalı İbo olarak bilinen Feridun Karakaya, Türk Sinemasının önemli ismi Gülistan Güzey hemen aklıma gelen. Çünkü onları filmlerinden de tanıyordum.

Özel tiyatrolar da elbette vardı; Muammer Karaca, Haldun Dormen, Kenterler, Tolga Aşkıner-Nisa Serezli, Gazanfer Özcan-Gönül Ülkü, Engin Cezzar-Gülriz Sururi, Genar ve Bulvar Tiyatroları hemen aklıma gelen. Beyoğlu’nda Muammer Karaca mesela Lahmacun Cumhuriyeti’nde ve Cibali Karakolu’nda; Fındıkzade’deki Bulvar tiyatrosunda ise Vahi Öz, Saadettin Erbil ve Kenan Büke bizi gülmekten kırıp geçirirlerdi. Tebessümü bile unuttuğumuz bir zaman diliminde gülmek meğer nasıl büyük bir ihtiyaçmış da şimdi fark ediliyor.

24Eki/170

İZ BIRAKIP GÖNÜL ADAMI OLMAK – Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

mehmetcemal-iftigzeli2İZ BIRAKIP GÖNÜL ADAMI OLMAK - Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

İz bırakmadan olunmuyor gönül adamı, devlet adamı ve millet adamı.

Mutlaka iz bırakacaksınız.

Ahsen Okyar işte böyle biri.

Sadece tebessümü bile iz bırakmaya yetiyor da artıyor bile.

İnanç sahipleri iyi bilirler tebessümün sadaka hükmünde olduğunu.

Ahsen Okyar her an sadaka veriyor mütebessimliğiyle.. evinde, sokakta, işyerinde konuşurken, yürürken, otururken hep öyle tebessüm ediyor.

Dahası var, bırakın kahkahayı, mizahı, gülmeyi iyice unuttuk. Toplumumuzun böylesine tebessüme o kadar ihtiyacı var ki günümüzde sormayın. Siz siz olun hiç olmazsa tebessüm etmeyi ihmal etmeyin.

8Haz/170

Ulu Şehir Bursa’nın Taşları ve Başları – Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

mehmetcemal-iftigzeli2Ulu Şehir Bursa’nın Taşları ve Başları - Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

İstanbul’da kışın en zor koşulları birden bire geçti, yerini yeniden pastırma yazına bıraktı. Sanırım havalar artık bir öyle, bir de böyle olacak. Sağanak yağmurlar İstanbul’da, hem hayatı ve hem de trafiği felç ediyor. Dolayısıyla her şey aksıyor günlük hayatta. Bursa’da gideceğimiz gün öyle olmadı. Korkmadım diyemem o gün ama trafik akıyordu. Lodos etkisini yavaş yavaş kaybediyor, hafifleyerek esiyordu, vapurlar çalışıyor, uçak seferleri normale dönmüştü. Ben yine de birkaç saat erken çıktım Şerifali’deki evimden 10.45 Mudanya Vapuru için.

Kabataş İskelesine vardığımda her şey süt limandı. Mustafakemalpaşa Belediyesi “Yarınki Türkiye” etkinliği için Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş, Emekli Büyükelçi, BM Başdanışmanı Üner Kırdar ve beni konuk edeceklerdi. Bir de Moskova’dan misafirimiz vardı, DUMA’nın Rusya-Türkiye Koordinatörlerinden Abdulmalik Kerimof. İstanbul’da ayrıca akademik çalışma yapıyordu. Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin karada, denizde ve havada işletmeleri vardı. Burulaş bunlardan biriydi. Gemimiz hazır bekliyordu. İçerdeki bekleme salonunda yiyecek ve içecek bulmak da mümkündü. Prof. Yalçıntaş yeni modern makinelerin başında para atarak çay almaya çalışıyordu. Nitekim başarılı da oldu. Makine sadece kahve ve çay değil, alkolsüz bütün meşrubatları da veriyordu. Fiyatla alta yazılmış, o kadar parayı siz makineye yükleyince tuşuna basarak tümüne ulaşıyorsunuz. Birbiri ardından hepsi geliyor; kolalar, gazozlar, sütler, meyve suları, sodalar, sular vs,

Burulaş lüks bir de dergi çıkartıyor. Aşırı lüks üstelik… Dergiyi incelerken Abdulmalik Kerimof girdi içeriye. Bir elinde muhafazalı elbisesi, diğerinde küçük çantası… Nevzat Gökalp günlük gazeteleri almak üzere bir ara dışarı çıkıp geldi. Zaten sohbetimiz koyulaşmıştı vakit hızla geçti. Anons yapıldı, gemiye binmemiz için. Peki, Büyükelçi Üner Kırdar yok! Kayınvalidesi vefat edince programı ister istemez değişmiş. Kayınvalidesi rahmetli Afet İnan ile akraba üstelik. Telefonla başsağlığı dileyerek vedalaştık. Gemimiz demir aldı ve yola çıktı. Geminin oturma yerleri otobüs, tren ve uçaklardaki gibi pulman koltuklarla dizayn edilmiş ve numaralar verilmiş. Arayıp buluyoruz.

23Şub/170

DOĞU TÜRKİSTAN’DA NE VAR NE YOK?! – Mehmet Cemal ÇİFTÇİGÜZELİ

mehmetcemal-iftigzeli2DOĞU TÜRKİSTAN’DA NE VAR NE YOK?! - Mehmet Cemal ÇiİFTÇİGÜZELİ

Doğu Türkistan Vakfı’nın eskimez yöneticilerinden, değerli dostum ve saygın soydaşım Hamit Göktürk aradı. Ankara Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi, Türk Lehçeleri bölümü hocalarından Prof.Dr. Ekrem Barak Arıkoğlu’nun “Doğu Türkistan’da Bugünkü Durum” konulu etkinliğine davet etti.

Dünyada ne kadar Türk, soydaşım var, benim bir parçam. Evrende ne kadar insan hakkı ve hukuku zedelenenler mevcut yüreğim o nispette kanıyor, yanıyor. 300 milyonluk Türk Dünyasında hala kanayan yara, özgürlükleri zedelenen Kırım ve Doğu Türkistan Türklerine yapılanlardır.

Çözümü ise bu iki bölgenin bir an evvel evrensel donanımı içinde akademik tarifine, bilimsel yapılanmasına uygun olarak demokrasiye biran evvel geçmesiyle mümkün olacaktır. Dilerim bu süre hız kazanır, Kırım ve Doğu Türkistan’daki soydaşlarımızın hak ve hukukları dikkate alınır.

AKADEMİK BİR GEZİ

Üniversiteye geldiğimiz yıllarda Doğu Türkistanlı liderler İsa Yusuf Alptekin, Mehmet Emin Buğra ve Rıza Pekin Paşayı tanıma fırsatı buldum, sohbetlerine katıldım, faaliyetlerine katkı verdim, soydaşlarımızın dertlerini o gençlik heyecanı içinde dert edindim.

Aradan yarım asırdan fazla bir zaman geçti ve Prof.Dr. Ekrem Barak Arıkoğlu’nun Türk Dünyası Araştırmalar Vakfı Turan Kültür Merkezi’nin İstanbul Üniversitesi Avrasya Enstitüsü’ndeki konferansında son gelişmeleri dinleme imkanımız oldu. Ayrıca Türk dünyamızın lokomotiflerinden Prof.Dr. Turhan Yazgan hocamızı da rahmet, minnet ve şükranla andık. Onca değerli arkadaşımızla da bu vesileyle birlikte olduk. Hasret giderdik, muhabbet ettik.

Prof.Dr. Ekrem Barak Arıkoğlu Doğu Türkistan’dan yeni dönen akademisyenlerden biri. Doç.Dr. İsmail Doğan ile beraber Kırgızistan Manas Üniversitesi Kaşgar Derlemeler Programı çerçevesinde bölgeye bir inceleme gezisi tertip etmişler. Doğu Türkistan’daki çoğu yerleşim birimini gezerek tespitlerde bulunmuş, resim çekmiş, analizler yapmaya çalışmışlar.